lunedì 31 agosto 2026

İtalya’da oturum izni yakında sona eriyor diye işe alınmamak hukuka aykırı olabilir

İtalya’da geçerli bir oturum izninin sona erme tarihinin iş sözleşmesinden daha erken olması, tek başına yabancı bir adayın işe alınmaması veya sözleşmesinin daha kısa tutulması için yeterli değildir. Milano İş Mahkemesinin 15 Ocak 2026 tarihli ve 144 sayılı kararı, bu konuda işverenlerin ve yabancı çalışanların dikkat etmesi gereken önemli bir sınır çizmiştir.

Oturum kartının tarihi ile iş sözleşmesinin süresi aynı değildir

Oturum izninin sona erme tarihi ile iş sözleşmesinin süresi aynı şey değildir. Çalışan başvuru anında ve çalışma süresince yasal oturum koşullarını sağlıyorsa, yalnızca kartın üzerinde yazılı sona erme tarihine bakılarak iş fırsatından dışlanması hukuka aykırı bir ayrımcılık oluşturabilir.

Mahkeme, oturum izninin kalan süresi iş sözleşmesinden daha kısa olan üçüncü ülke vatandaşlarını otomatik olarak işe almayan ya da sözleşme süresini oturum kartının sona erme tarihine kadar kısaltan bir uygulamayı incelemiştir. İşveren tarafı, iznin ileride sona erecek olmasını ve olası cezai sorumluluk riskini gerekçe göstermiştir. Ancak mahkeme, işverenin yasal oturum durumunu kontrol etme yükümlülüğü ile yabancı çalışanı daha baştan dezavantajlı duruma sokan genel bir uygulama arasında ayrım yapılması gerektiğini belirtmiştir.

Yenileme makbuzu ne zaman önem kazanır?

Özellikle, oturum izninin süresi henüz dolmamışken ve yenileme başvurusunun yapılması için fiilen erken bir aşamadayken, adaydan gelecekteki yenilemeye ilişkin posta makbuzu veya Questura belgesi istenmesi ve bu belge yoksa işe alınmaması hukuken sorunlu olabilir.

İtalya Göç Kanunu’nun 5. maddesinin 9-bis fıkrası, oturum izninin verilmesi, yenilenmesi veya dönüştürülmesi için başvuru yapılmış olduğu sürece, başvuruyu kanıtlayan makbuzun yabancının yasal durumunu göstermede temel belge olduğunu kabul eder. Başvuru değerlendirilirken, ilgili izin türü çalışmaya imkân veriyorsa çalışma faaliyeti de kural olarak devam edebilir. Bu koruma, başvurunun reddedilmesi ve ret kararının hukuken etkili hale gelmesi durumunda sona erebilir.

Bu nedenle işveren açısından doğru kontrol, yalnızca oturum kartının üzerindeki tarihe bakmak değildir. İznin halen geçerli olup olmadığı, yenileme veya dönüşüm başvurusu yapılıp yapılmadığı ve başvuru makbuzunun bulunup bulunmadığı somut aşamaya göre değerlendirilmelidir.

Çalışan açısından pratik sonuç

Yabancı çalışan açısından da pratik sonuç açıktır. Bir iş görüşmesinde veya işe giriş sürecinde yalnızca oturum izninin birkaç ay sonra sona ereceği gerekçesiyle reddedilmek, özellikle İtalyan veya Avrupa Birliği vatandaşı adaylara uygulanmayan ek bir engel yaratıyorsa, hukuki incelemeye konu olabilir. Aynı şekilde, iş sözleşmesinin yalnızca oturum kartının sona erme tarihine kadar yapılabileceği yönünde otomatik bir kural yoktur.

Çalışanın yapması gereken, oturum izninin yenilenmesi gereken aşamaya gelindiğinde başvuruyu süresinde yapmak, başvuru makbuzunu dikkatle saklamak ve işverene gerektiğinde bu belgeyi ibraz etmektir. İşveren ise çalışanı yalnızca belgenin yaklaşan sona erme tarihine dayanarak dışlamak yerine, gerçek ve güncel yasal durumu kontrol etmelidir.

Milano İş Mahkemesinin 2026 tarihli kararı, oturum hukukunun çalışma hayatındaki etkisini önemli ölçüde netleştirmektedir: yabancı çalışanların idari işlemlerinin varlığı, iş piyasasına erişimde otomatik bir dezavantaj yaratmak için kullanılamaz. Yasal oturumun devam ettiği veya yenileme başvurusu ile korunduğu durumlarda, iş ilişkisi de yalnızca bürokratik kart tarihine indirgenemez.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da çalışma vizesinde kritik 15 gün: işveren onayı gelmezse nulla osta iptal edilir

İtalya’da çalışma amacıyla yurt dışından getirilecek bir işçi için “nulla osta” alınmış olması, vizenin artık otomatik olarak verileceği anlamına gelmez. Güncel düzenlemeye göre, vize sürecinin belirli bir aşamasında işverenin işe alma iradesini yeniden ve açıkça teyit etmesi gerekir. Bu teyit 15 gün içinde yapılmazsa nulla osta iptal edilebilir ve vize süreci durur.

Bu kural özellikle Türkiye’de bulunup İtalya’dan bir iş sözleşmesi veya iş teklifi alan kişiler açısından önemlidir. Uygulamada başvuru sahibi çoğu zaman yalnızca konsolosluk veya iDATA tarafındaki işlemlerine odaklanmakta, buna karşılık İtalya’daki işverenin aynı anda yerine getirmesi gereken yükümlülükleri takip etmemektedir. Oysa çalışma vizesinin sonuçlanması, artık yalnızca yabancı işçinin sunduğu belgelere değil, işverenin belirli bir süre içinde vereceği son teyide de bağlıdır.

Nulla osta tek başına yeterli değildir

İtalya’da bağımlı çalışma amacıyla yapılacak girişlerde temel aşama, işverenin yetkili Sportello Unico per l’Immigrazione üzerinden çalışma izni niteliğindeki nulla osta başvurusunu yapmasıdır. Nulla osta olumlu sonuçlandığında bilgi elektronik olarak ilgili İtalyan diplomatik veya konsolosluk makamına aktarılır ve yabancı işçi çalışma vizesi başvurusunu sunabilir.

Ancak yürürlükteki Testo Unico Immigrazione’nun 22. maddesinin 5-quinquies fıkrası, vize verilmeden önce ek bir kontrol mekanizması öngörmektedir. Vize başvurusuyla ilgili gerekli incelemelerin tamamlandığı aşamada, sistem İtalya’daki işverenden hâlâ söz konusu yabancı işçiyi işe almak isteyip istemediğini teyit etmesini talep eder. Bu talep işverene elektronik kanallardan, özellikle başvuruda belirtilen PEC adresi üzerinden iletilir.

2025 reformuyla süre 7 günden 15 güne çıkarıldı

3 Ekim 2025 tarihli 146 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, daha sonra 1 Aralık 2025 tarihli 179 sayılı Kanunla değiştirilerek yasalaştırılmış ve bu aşamadaki süreyi önceki 7 günden 15 güne çıkarmıştır. Güncel uygulamada işveren, yetkili makamın bildiriminden itibaren 15 gün içinde işe alma iradesini teyit etmelidir.

Bu süre basit bir idari hatırlatma değildir. İşveren gerekli teyidi vermezse nulla osta geri alınabilir. Böyle bir durumda konsolosluk makamı, çalışma vizesi prosedürünü olumlu şekilde tamamlayamaz. Dolayısıyla aylarca yürütülmüş bir Decreto Flussi veya başka bir çalışma giriş süreci, son aşamada işverenin hareketsiz kalması nedeniyle sonuçsuz kalabilir.

Türkiye’deki işçi ne yapmalı?

Vize başvurusunu Türkiye’den yapan kişinin, nulla osta çıktıktan sonra işverenle iletişimi kesmemesi gerekir. Özellikle vize başvurusu sunulduktan sonra işverenin PEC adresini ve Portale Servizi üzerindeki bildirimleri düzenli biçimde kontrol etmesi önem taşır. İşveren büyük bir şirket değilse veya göçmenlik işlemlerini bir danışman, işveren örgütü ya da yetkili profesyonel aracılığıyla yürütüyorsa, bu kişilerin de süreci aktif biçimde takip etmesi gerekir.

Mevzuat, teyidin yalnızca işveren tarafından doğrudan yapılmasını zorunlu tutmamaktadır. Şartları taşıyan yetkili profesyoneller veya işveren örgütleri de işveren adına bu işlemi gerçekleştirebilir. Ancak temsil ilişkisinin usulüne uygun şekilde kurulmuş olması ve elektronik prosedürün doğru yürütülmesi gerekir.

15 günlük ikinci süre: İtalya’ya girişten sonra

Aynı reform, çalışma vizesi alındıktan ve işçi İtalya’ya girdikten sonraki aşamayı da değiştirmiştir. İşçi ile işverenin “contratto di soggiorno” olarak adlandırılan ikamet sözleşmesini imzalayıp Sportello Unico per l’Immigrazione’ya iletmesi için öngörülen süre de 15 gündür. Önceden bu süre 8 gündü.

Bu nedenle iki ayrı 15 günlük süreyi birbirinden ayırmak gerekir. Birincisi, vize verilmeden önce işverenin işe alma iradesini teyit etmesine ilişkindir. İkincisi ise işçi İtalya’ya girdikten sonra ikamet sözleşmesinin imzalanması ve sisteme yüklenmesiyle ilgilidir. Her iki aşamada da gecikme, çalışma ve oturum sürecinde ciddi idari sorunlara yol açabilir.

Pratik açıdan en önemli nokta

Çalışma vizesi dosyalarında yabancı işçinin yalnızca kendi konsolosluk işlemlerini takip etmesi yeterli değildir. İtalya’daki işverenin yükümlülükleri de aynı dosyanın ayrılmaz parçasıdır. Bu nedenle nulla osta çıktıktan sonra vize başvurusu, işverene gönderilen teyit talebi, teyidin zamanında verilmesi, vizenin düzenlenmesi, İtalya’ya giriş tarihi ve contratto di soggiorno’nun yüklenmesi tek bir hukuki ve idari süreç olarak izlenmelidir.

Özellikle Türkiye’den İtalya’ya çalışmak için gelecek kişiler bakımından, işverenin sürece gerçekten devam edip etmediğinin erken aşamada kontrol edilmesi önemlidir. Çünkü nulla osta alınmış olsa bile işverenin sonradan işe alma iradesinden vazgeçmesi veya 15 günlük teyit süresini kaçırması, yabancı işçi açısından vize başvurusunun fiilen sonuçsuz kalmasına neden olabilir.

Sonuç olarak, nulla osta çalışma vizesinin temel şartıdır; fakat artık sürecin son garantisi değildir. İşverenin zamanında verdiği teyit, vizenin ilerleyebilmesi için hukuken belirleyici bir aşamadır.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da iltica görüşmesinde tercüman sorunu: yanlış anlaşılma başvuruyu otomatik olarak güvenilmez kılmaz

İtalya’da uluslararası koruma başvurusunun en kritik aşamalarından biri, Bölgesel Komisyon önündeki kişisel görüşmedir. Başvurucu ile tercüman arasında ciddi bir iletişim sorunu yaşanması, özellikle anlatılması gereken olaylar cinsel yönelim, aile içi şiddet, siyasi faaliyet, dinî inanç veya travma gibi mahrem konulara ilişkinse, başvurunun otomatik olarak güvenilmez sayılmasına yol açmamalıdır.

Tercüman, iltica prosedürünün temel güvencelerinden biridir

İtalya’daki uluslararası koruma prosedüründe kişisel görüşme kural olarak bir Komisyon görevlisi tarafından yürütülür ve başvurucuya bir tercüman eşlik eder. Tercümanın görevi yalnızca kelimeleri çevirmek değildir. Başvurucunun anlatımını doğru, tarafsız ve eksiksiz biçimde Komisyona aktarması; Komisyonun sorularını da başvurucunun gerçekten anlayabileceği şekilde çevirmesi gerekir.

Bu nedenle dil, lehçe veya ifade biçimi bakımından ciddi bir anlaşmazlık varsa sorun küçümsenmemelidir. Aynı dili konuşuyor olmak her zaman yeterli değildir. Bölgesel farklılıklar, lehçeler, kültürel ifadeler ve özellikle travmatik ya da mahrem olayların anlatımı sırasında kullanılan sözcükler iletişimi fiilen imkânsız hâle getirebilir.

2026 tarihli Cassazione yaklaşımı

İtalyan Yargıtayının 2026 yılı Mayıs-Haziran dönemine ilişkin ve 28 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan resmî içtihat derlemesinde, bu konuda önemli bir karar yer almaktadır. İncelenen olayda başvurucu, önce farklı bir dil konuşan tercümanla, daha sonra ise aynı dili konuşmasına rağmen kendisini doğru şekilde anlayamadığını düşündüğü başka bir tercümanla görüşmeyi sürdürmekte zorlanmıştı. Anlatılmak istenen konu kişinin cinsel yönelimi gibi son derece özel bir alana ilişkindi.

Yargıtay, yalnızca başvurucunun Komisyon önündeki görüşmeye devam etmemiş olmasından hareketle anlatımın güvenilmez olduğu sonucuna varılmasını hukuken yetersiz buldu. Güvenilirlik değerlendirmesinin, 251/2007 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde öngörülen ölçütlere göre, başvurucunun anlatımının iç tutarlılığı, dış bilgilerle uyumu, kişisel koşulları ve menşe ülkeye ilişkin güncel bilgiler birlikte dikkate alınarak yapılması gerektiğini hatırlattı.

Kararın bir başka önemli yönü de şudur: uluslararası koruma için kişinin geçmişte mutlaka fiilen zulüm görmüş olması gerekmez. Hukuken belirleyici olan, geri gönderilmesi hâlinde gelecekte gerçek ve makul bir zulüm veya ağır zarar riski bulunup bulunmadığıdır. Geçmişte yaşanan olaylar bu değerlendirmede güçlü bir gösterge olabilir, ancak tek ölçüt değildir.

Görüşme sırasında ne yapılmalı?

Başvurucu tercümanı anlamadığını veya kendi sözlerinin doğru çevrilmediğini fark ederse bunu görüşme sırasında açıkça belirtmelidir. Sorunun hangi kelime, ifade, lehçe veya anlatım biçiminden kaynaklandığı mümkün olduğunca somut şekilde açıklanmalıdır. Gerekirse başka bir tercüman talep edilmesi ve iletişim sorununun görüşme kayıtlarına geçirilmesi istenmelidir.

Özellikle aile içi şiddet, cinsel yönelim, siyasi veya dinî faaliyetler, işkence, insan ticareti ya da yolculuk sırasında yaşanan travmalar gibi konularda başvurucunun kendisini güvende hissetmediği veya tercüman nedeniyle konuşamadığı durumlar daha sonra açıklanmak üzere sessiz bırakılmamalıdır. İlk görüşmede anlatılamayan önemli bir olay, sonradan ortaya çıktığında mutlaka neden daha önce açıklanamadığıyla birlikte izah edilmelidir.

Olumsuz karar hâlinde

Komisyonun ret kararının önemli ölçüde görüşmede yaşanan tercüme sorununa, eksik anlatıma veya yanlış anlaşılmaya dayandığı düşünülüyorsa bu husus mahkeme önündeki itirazda açıkça ileri sürülebilir. Avukatın görüşme tutanağını, varsa ses veya görüntü kaydını, kullanılan dil ve tercümanla ilgili bilgileri ve başvurucunun daha sonra sunduğu açıklamaları birlikte değerlendirmesi önemlidir.

Tercüme sorunu tek başına her dosyada kararın iptal edilmesi anlamına gelmez. Ancak sorun gerçek, somut ve başvurunun esasını etkileyebilecek nitelikteyse, güvenilirlik değerlendirmesinin yalnızca başvurucunun görüşmedeki davranışına indirgenmesi hukuken doğru değildir. Uluslararası koruma prosedüründe amaç, kişinin neden ülkesine dönemediğini gerçekten anlayabilmektir; bu da ancak etkili ve güvenilir bir iletişimle mümkündür.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da iş sömürüsü mağdurları için oturum izni: 18-ter maddesiyle bir yıllık koruma

İtalya’da iş sömürüsü mağdurları için oturum izni: 18-ter maddesiyle bir yıllık koruma

İş sömürüsü yalnızca bir ücret veya iş hukuku uyuşmazlığı değildir. İtalya’da ağır sömürü koşullarına maruz kalan yabancı bir işçi, belirli şartlar altında Testo Unico Immigrazione’nun 18-ter maddesi uyarınca “casi speciali” ibareli özel bir oturum izni elde edebilir. Bu koruma, düzensiz durumda bulunan kişiler bakımından da büyük önem taşır ve mağdurun sömürü ilişkisini terk ederek yasal çalışma ve sosyal entegrasyon yoluna girmesini amaçlar.

İş sömürüsü ne zaman hukuki anlam taşır?

İtalyan hukukunda sömürü, sadece maaşın düşük olması anlamına gelmez. Sürekli olarak toplu iş sözleşmelerindeki asgari ücretlerin altında ödeme yapılması, çalışma saatlerinin ve dinlenme sürelerinin sistematik biçimde ihlal edilmesi, iş sağlığı ve güvenliği kurallarının ciddi şekilde çiğnenmesi, aşağılayıcı barınma koşulları, işçinin ihtiyaç ve kırılganlığından yararlanılması ve kişinin fiilen çalışma koşullarını reddedemeyecek duruma getirilmesi önemli göstergeler arasındadır.

Bu tür durumlar, özellikle ceza kanununun 603-bis maddesinde düzenlenen yasadışı aracılık ve emek sömürüsü kapsamında değerlendirilebilir. Ancak göç hukuku açısından asıl önemli nokta şudur: işçi oturum iznine sahip olmasa bile sömürülmüş olması hukuki korumayı ortadan kaldırmaz. Tam tersine, düzensiz statü çoğu zaman sömürü mekanizmasının kendisini güçlendiren unsurlardan biridir.

18-ter oturum izni nasıl gündeme gelir?

D.lgs. 286/1998’in 18-ter maddesi, yabancı işçinin şiddet, kötüye kullanım veya emek sömürüsüne maruz kaldığının bir ceza soruşturması, polis faaliyeti ya da iş müfettişliği denetimi sırasında ortaya çıkması halinde özel bir oturum izni mekanizması öngörür.

Mağdurun mutlaka kendi adına resmi bir ceza şikâyeti vermiş olması şart değildir. Olaylar başka bir ihbar, polis soruşturması veya Ispettorato Nazionale del Lavoro’nun denetimi sonucunda da ortaya çıkabilir. Bununla birlikte, kanun mağdurun olayların açıklığa kavuşmasına ve sorumluların belirlenmesine yararlı bir katkı sağlamasını önemser. Bu nedenle her dosyanın somut koşulları ayrı değerlendirilmelidir.

İzin süresi artık bir yıldır

2025 yılında yapılan değişikliklerle 18-ter kapsamında verilen “casi speciali” oturum izninin süresi bir yıla çıkarılmıştır. İzin bir yıl daha yenilenebilir ve bazı durumlarda kişinin sosyal ve mesleki entegrasyonunun tamamlanması için gerekli daha uzun süreyi de kapsayabilir.

Bu izin yalnızca İtalya’da kalma hakkı sağlamaz. Sahibi, yaş şartlarına ilişkin genel kurallar saklı kalmak üzere, bağımlı veya bağımsız çalışabilir, eğitim ve destek hizmetlerine erişebilir ve nüfus kayıt sistemine kayıt yaptırabilir. Kanunun amacı mağduru yalnızca sömürü ortamından çıkarmak değil, aynı zamanda hukuki ve ekonomik bağımsızlığa geçişini mümkün kılmaktır.

Aile üyeleri bakımından da sonuç doğurabilir

18-ter düzenlemesinin önemli özelliklerinden biri, mağdurun aile birliğini de göz önünde bulundurmasıdır. Belirli aile üyelerine aile sebepli oturum izni verilmesi mümkündür. Bu hüküm özellikle işveren veya aracı tarafından baskı altında tutulan, ekonomik veya sosyal olarak izole edilmiş yabancı işçiler açısından önemlidir; çünkü koruma yalnızca bireysel oturum statüsünün düzenlenmesiyle sınırlı tutulmamıştır.

İzin daha sonra çalışma iznine çevrilebilir mi?

Evet. 18-ter kapsamında verilen izin sona ererken yabancının devam eden bir iş ilişkisi varsa, şartların bulunması halinde çalışma amaçlı oturum iznine dönüşüm mümkündür. Eğitim gören kişiler için öğrenim amaçlı izne geçiş ve mevzuatta öngörülen diğer dönüşüm yolları da söz konusu olabilir.

Bu nokta uygulamada özellikle önemlidir. 18-ter izni geçici bir koruma aracı olmakla birlikte, doğru kullanıldığında kişinin sömürü koşullarından çıkarak kalıcı ve düzenli bir çalışma hayatına geçmesine imkân veren bir köprü işlevi görebilir.

Cassazione: sömürü, kırılganlık ve entegrasyon bakımından göz ardı edilemez

Corte di Cassazione, 26 Ocak 2026 tarihli 1802 sayılı kararında, iş sömürüsünün göçmen kişinin kırılganlığının değerlendirilmesinde görmezden gelinemeyeceğini açık biçimde vurguladı. Mahkeme, aşırı yoksulluk, göç borcu ve daha sonra maruz kalınan emek sömürüsü arasında bağlantı bulunabileceğini; kişinin bir sömürü karşıtı destek ağına başvurmasının, İtalyanca öğrenmesinin, İtalya’da geçirdiği sürenin ve çalışma hayatına ilişkin haklarının farkına varmasının sosyal entegrasyon göstergeleri olarak değerlendirilebileceğini belirtti.

Bu karar her sömürü vakasının otomatik olarak özel koruma doğuracağı anlamına gelmez. Kararın incelendiği dosyada uygulanabilir zaman bakımından önceki mevzuatın da rolü bulunmaktadır. Bununla birlikte Cassazione’nin yaklaşımı son derece önemlidir: düzensiz çalışma, her zaman kişinin özgür iradesiyle seçtiği bir durum gibi değerlendirilemez; bazı vakalarda oturum izninin bulunmaması tam da sömürüyü mümkün kılan temel etkendir.

Mağdur hangi belgeleri saklamalıdır?

Sömürü iddiasının somutlaştırılması bakımından iş sözleşmeleri, ücret bordroları, banka hareketleri, WhatsApp veya mesaj yazışmaları, çalışma saatlerini gösteren kayıtlar, işyerine giriş-çıkış bilgileri, fotoğraflar, barınma koşullarına ilişkin belgeler, sağlık raporları, tanık bilgileri, iş müfettişliği tutanakları ve destek merkezleri tarafından düzenlenen raporlar büyük önem taşıyabilir.

Belge bulunmaması ise tek başına korumayı imkânsız hale getirmez. Sömürü ilişkileri çoğu zaman kayıt dışı kurulduğu için idari ve adli makamların olayın gerçek koşullarını bütün olarak değerlendirmesi gerekir. Buna rağmen, kişinin mümkün olan her delili erken aşamada koruması daha sonra yapılacak başvurunun gücünü önemli ölçüde artırır.

Questura’ya yapılacak işlem sıradan bir oturum başvurusu değildir

18-ter izni klasik anlamda yalnızca kişinin posta yoluyla veya Questura’ya giderek yaptığı sıradan bir oturum başvurusu değildir. Ceza soruşturması, adli makamın değerlendirmesi veya iş müfettişliği tarafından yapılan tespitler prosedürün merkezindedir. Bu nedenle iş sömürüsü mağdurlarının yalnızca “oturum izni almak” amacıyla değil, sömürü vakasının hukuken doğru biçimde ortaya çıkarılması amacıyla hareket etmeleri gerekir.

İtalya’da göç hukuku ile iş hukuku bu alanda doğrudan kesişmektedir. Bir kişinin düzensiz durumda bulunması, onun işçi olarak temel haklardan yoksun olduğu veya sömürünün sonuçlarına katlanmak zorunda olduğu anlamına gelmez. 18-ter maddesi tam da bu nedenle önemlidir: düzenleme, yabancının hukuki statüsünü işverenin baskı aracı olmaktan çıkarmayı ve mağdurun yasal çalışma düzenine geçmesini sağlamayı hedefler.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

domenica 30 agosto 2026

İtalya’da ebeveyn vatandaş olduğunda çocuğun vatandaşlığı: iki yıllık yasal ikamet şartı belirleyici

İtalya’da ebeveyn vatandaş olduğunda çocuğun vatandaşlığı: iki yıllık yasal ikamet şartı belirleyici

İtalya’da anne veya babanın İtalyan vatandaşlığını kazanması, küçük yaştaki çocuğun her durumda otomatik olarak vatandaş olacağı anlamına gelmiyor. 2025 yılında değiştirilen vatandaşlık mevzuatı, ebeveynle birlikte yaşayan çocuklar bakımından iki yıllık kesintisiz yasal ikamet şartını açık biçimde öne çıkardı. Bu nedenle vatandaşlık süreci yalnızca ebeveynin dosyası üzerinden değil, çocuğun ikamet ve aile durumuyla birlikte değerlendirilmelidir.

Madde 14 ne öngörüyor?

5 Şubat 1992 tarihli 91 sayılı İtalyan Vatandaşlık Kanunu’nun 14. maddesine göre, İtalyan vatandaşlığını kazanan veya yeniden kazanan kişinin küçük yaştaki çocukları, ebeveynle birlikte yaşıyorlarsa belirli koşullarla vatandaşlığı kanun gereği kazanabilir.

Ancak güncel düzenleme artık yalnızca küçüklük ve birlikte yaşamayı yeterli görmüyor. Ebeveynin İtalyan vatandaşlığını kazandığı tarihte çocuğun İtalya’da en az iki yıldır kesintisiz şekilde yasal olarak ikamet ediyor olması gerekiyor. Çocuk henüz iki yaşını doldurmamışsa, İtalya’daki yasal ikametin doğumdan itibaren kesintisiz olması aranıyor.

Bu değişiklik, 28 Mart 2025 tarihli 36 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve bunu değişikliklerle kanuna dönüştüren 23 Mayıs 2025 tarihli 74 sayılı Kanun ile vatandaşlık sistemine eklendi. Dolayısıyla eski uygulamada yeterli görülebilen bazı aile durumları bugün aynı sonucu doğurmayabilir.

“Yasal ikamet” yalnızca İtalya’da bulunmak değildir

Vatandaşlık hukukunda yasal ikamet, kişinin fiilen İtalya’da bulunmasından daha dar ve teknik bir kavramdır. 12 Ekim 1993 tarihli 572 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca, yabancının hem ülkeye giriş ve oturum kurallarına hem de nüfus kaydıyla ilgili yükümlülüklere uygun biçimde ikamet etmesi gerekir.

Bu nedenle çocuğun geçerli veya usulüne uygun şekilde yenilenmiş bir oturum statüsüne sahip olması, belediye nüfus kayıtlarında ikametinin doğru görünmesi ve bu durumun gereken süre boyunca devam etmesi önem taşır. Yalnızca okul kaydı, sağlık hizmetlerinden yararlanma veya ebeveynle fiilen aynı evde bulunma tek başına iki yıllık “residenza legale” şartının yerine geçtiği anlamına gelmez.

Özellikle ailelerin şehir veya belediye değiştirdiği, nüfus kaydının geç yapıldığı ya da oturum belgesinin yenilenmesi sırasında uzun bekleme sürelerinin yaşandığı durumlarda kayıtların vatandaşlık aşamasından önce dikkatle kontrol edilmesi gerekir.

Birlikte yaşama şartı da devam ediyor

İki yıllık yasal ikamet şartı, ebeveynle birlikte yaşama koşulunun yerine geçmedi. Madde 14 bakımından çocuğun vatandaşlığı kazanabilmesi için ebeveynle olan birlikte yaşamın da gerçek, istikrarlı ve fiili olması gerekir. 572 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 12. maddesi bu birlikte yaşamın uygun belgelerle ortaya konulmasını öngörür.

Bu nokta özellikle ayrılmış ebeveynler, ortak velayet, çocuğun diğer ebeveyn yanında fiilen yaşaması veya nüfus kaydı ile gerçek yaşam düzeninin birbirinden farklı olduğu ailelerde önemlidir. Aynı aile bağının varlığı tek başına yeterli olmayabilir; somut ikamet ve birlikte yaşam durumu esas alınır.

Vatandaşlık yemini öncesinde çocuğun durumu kontrol edilmeli

Vatandaşlığın ikamet yoluyla verildiği dosyalarda ebeveyn bakımından süreç, vatandaşlık kararı sonrasında yapılan yeminle hukuki sonucuna ulaşır. Çocuğun Madde 14 kapsamında vatandaşlığı kazanıp kazanamayacağı değerlendirilirken de ebeveynin vatandaşlığı kazandığı anda gerekli koşulların mevcut olup olmadığı önem taşır.

Bu nedenle yemin tarihine yaklaşan ailelerin çocuğun belediye nüfus kayıtlarını, oturum belgelerini, birlikte yaşam durumunu ve varsa geçmişteki kayıt kesintilerini önceden incelemesi yararlı olur. Bir kaydın eksik veya hatalı görünmesi halinde bunun nedeni ve düzeltilebilme imkânı ilgili belediye, Questura veya diğer yetkili makamlar nezdinde zamanında değerlendirilmelidir.

Çocuğun iki yıllık kesintisiz yasal ikamet şartını taşımaması, ebeveyn vatandaşlığı kazandığında çocuğun da aynı anda vatandaş olmasını engelleyebilir. Bu durumda çocuğun İtalyan vatandaşlığını hiçbir zaman kazanamayacağı sonucu çıkmaz; doğum yeri, yaş, aile bağı ve ileride oluşacak ikamet süresine göre Vatandaşlık Kanunu’nun diğer hükümleri kapsamında farklı yollar gündeme gelebilir.

Türk aileler açısından pratik sonuç

İtalya’da uzun süredir yaşayan ve vatandaşlık başvurusu sonuçlanmak üzere olan Türk vatandaşlarının, yalnızca kendi vatandaşlık kararına odaklanmamaları gerekir. Küçük çocukların hukuki durumunun ayrıca kontrol edilmesi, özellikle son iki yıldaki ikamet sürekliliği ile ebeveynle fiili birlikte yaşamın belgelenmesi bakımından önemlidir.

Vatandaşlık hukukunda küçük bir nüfus kaydı kesintisi veya oturum statüsündeki belirsizlik, aile açısından uzun vadeli sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ebeveynin vatandaşlığı kesinleşmeden önce çocuğun koşullarının ayrı bir dosya gibi incelenmesi, sonradan ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesinde en güvenli yoldur.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da çalışma oturumunda yeni süreler: ilk izin için 30 gün, yenileme için 90 gün

İtalya’da çalışma oturumunda yeni süreler: ilk izin için 30 gün, yenileme için 90 gün

İtalya’da üçüncü ülke vatandaşlarına verilen “tek çalışma izni” bakımından 2026 yılında önemli usul değişiklikleri yürürlüğe girdi. Özellikle ilk çalışma oturum izninin verilme süresi kısalırken, yenileme başvuruları için öngörülen süreler yeniden düzenlendi. Bu değişiklikler, Türkiye’den çalışma amacıyla İtalya’ya gelen kişiler açısından Questura ve işverenle yürütülen işlemlerin zamanlamasını doğrudan etkiliyor.

16 Nisan 2026 tarihli ve 83 sayılı Yasama Kararnamesi, Avrupa Birliği’nin 2024/1233 sayılı “tek izin” Direktifini İtalyan hukukuna aktardı. Düzenleme 20 Mayıs 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlandı ve 4 Haziran 2026 tarihinde yürürlüğe girdi.

İlk çalışma oturum izni için 30 günlük süre

Yeni düzenlemeye göre, “permesso unico lavoro” niteliğindeki ilk oturum izni, başvurunun tamamlanmasından itibaren Questura tarafından 30 gün içinde verilmelidir. Buradaki süre, kişinin İtalya’ya giriş yaptığı tarihten otomatik olarak başlamaz; hukuken önemli olan, izin başvurusunun gerekli işlemler ve belgeler bakımından tamamlanmış olmasıdır.

Bu nedenle Türkiye’den çalışma vizesiyle İtalya’ya gelen bir kişinin yalnızca giriş yapmış olması yeterli değildir. Nulla osta, vize, iş sözleşmesine ilişkin işlemler ve oturum izni başvurusunun usulüne uygun biçimde tamamlanması gerekir. Yeni 30 günlük süre, bu aşamadan sonraki Questura işlemini hızlandırmayı amaçlamaktadır.

Yenileme başvurularında 90 günlük kural

2026 reformu, yenileme bakımından da süreleri değiştirdi. Kanun artık oturum izninin yenilenmesi için başvurunun, kural olarak, iznin sona ermesinden en az 90 gün önce yapılmasını öngörüyor. Aynı zamanda yenileme, dönüştürme ve kanunda belirtilen diğer olağan oturum işlemlerinin sonuçlandırılması için idareye tanınan genel süre de 90 gün olarak düzenlendi.

Bu değişiklik özellikle önemlidir çünkü eski düzenlemede 60 günlük süre esas alınıyordu. Çalışma oturum izni sahibi olan kişinin, kartın son geçerlilik tarihini beklemeden yenileme hazırlığına başlaması artık daha da önem kazanmıştır. Pasaport, iş ilişkisi, ikamet adresi ve diğer gerekli belgelerde eksiklik bulunması, işlemin uzamasına yol açabilir.

Bununla birlikte, 90 günlük ön süreyi kaçırmak tek başına oturum izninin otomatik olarak kaybedildiği anlamına gelmez. Somut durumda geç başvurunun nedenleri ve kişinin hâlen sahip olduğu hukuki durum ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle süresi yaklaşmış bir izin varsa başvuruyu geciktirmek yerine derhal işlem yapılması en güvenli yoldur.

İşveren artık nulla osta sürecindeki bildirimleri çalışana aktarmalı

Yeni düzenlemenin pratik açıdan önemli bir başka yönü işverenin bilgi verme yükümlülüğüdür. İşveren, çalışma için nulla osta sürecinde idareden aldığı her türlü bildirimi ilgili yabancı çalışana zamanında iletmek zorundadır. Buna başvuruyla ilgili ek belge talepleri, prosedürel bildirimler ve olumsuz sonuçlar da dahildir.

Bu hüküm, özellikle Türkiye’de bulunurken bir İtalyan işveren üzerinden çalışma izni süreci başlatan kişiler açısından önemlidir. Çalışanın işlemin yalnızca işveren tarafından takip edildiğini düşünerek pasif kalması doğru değildir. İdari bildirimlerin içeriğini öğrenmek, varsa eksiklikleri zamanında tamamlamak ve ret halinde hukuki yolları değerlendirmek gerekir.

Her çalışmaya izin veren oturum kartı “tek çalışma izni” değildir

Yeni kurallar bütün oturum izinlerine aynı şekilde uygulanmaz. İtalya’da çalışma hakkı sağlayabilen bazı izin türleri “permesso unico lavoro” rejiminin dışında bırakılmıştır. Örneğin öğrenim ve mesleki eğitim izinleri, özel koruma kapsamında verilen bazı izinler ve belirli özel koruma veya insani durumlara ilişkin oturum izinleri bu rejimin dışında olabilir.

Bu nedenle bir kişinin İtalya’da çalışabiliyor olması, elindeki oturum kartına otomatik olarak “tek çalışma izni” hükümlerinin uygulanacağı anlamına gelmez. Hangi sürenin geçerli olduğunu belirlemek için kartın hukuki dayanağı ve üzerinde yer alan izin türü kontrol edilmelidir.

Pratik olarak ne yapılmalı?

Çalışma amacıyla İtalya’da bulunan veya Türkiye’den yeni gelecek kişiler bakımından en önemli nokta, izin sürecinin hangi aşamada olduğunu belgelemektir. Nulla osta, vize, giriş tarihi, Questura başvurusu, parmak izi randevusu, posta makbuzu ve işverenin aldığı bildirimler saklanmalıdır. Özellikle 30 veya 90 günlük sürelerin aşılması halinde, işlemin ne zaman tamamlandığını gösteren belgeler olası bir idari veya yargısal başvuruda belirleyici olabilir.

2026 reformunun amacı çalışma amaçlı göçte daha öngörülebilir süreler ve daha fazla şeffaflık sağlamaktır. Ancak sürelerin kanunda yazılı olması, uygulamada gecikme yaşanmayacağı anlamına gelmez. Questura veya diğer makamlar kanuni süreleri aşarsa, dosyanın durumuna göre yazılı hatırlatma, resmi ihtar veya yargısal koruma yolları değerlendirilebilir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da zorla evlendirilme riski iltica nedeni olabilir: 2026 tarihli Cassazione kararı

İtalya’da zorla evlendirilme riski iltica nedeni olabilir: 2026 tarihli Cassazione kararı

İtalya’da uluslararası koruma değerlendirmesinde zorla evlilik ve aile içi şiddet artık yalnızca “özel hayat” veya “aile meselesi” olarak görülemez. Corte di Cassazione’nin 9333/2026 sayılı kararı, zorla evlendirmenin tipik bir toplumsal cinsiyete dayalı şiddet biçimi olduğunu ve somut koşullara göre mülteci statüsünü dahi haklı kılabilecek bir zulüm fiili oluşturabileceğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Zorla evlilik neden uluslararası koruma açısından önemlidir?

İtalyan hukukunda mülteci statüsü yalnızca devlet görevlileri tarafından gerçekleştirilen zulümlerle sınırlı değildir. Şiddet aile üyeleri, eş, topluluk veya başka özel kişilerden kaynaklansa bile, kişinin menşe ülkesindeki makamlar etkili bir koruma sağlayamıyorsa uluslararası koruma gündeme gelebilir.

Cassazione, bir kadının evliliğe zorlanmasının toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin tipik bir örneği olduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle olayın “aile içi anlaşmazlık” olarak küçümsenmesi hukuken kabul edilemez. Esas değerlendirilmesi gereken konu, kişinin geri gönderilmesi hâlinde yeniden şiddete, baskıya, zorlamaya veya insan onuruyla bağdaşmayan muameleye maruz kalma riskidir.

Reşit olmak koruma ihtiyacını ortadan kaldırmaz

Kararın önemli yönlerinden biri, başvurucunun reşit olmasının tek başına belirleyici kabul edilemeyeceğidir. Aynı şekilde zorla kurulan evliliğin belirli bir süre devam etmiş olması veya başvurucunun kadın sünnetine maruz kalmamış olması da zorla evlilikten doğan zulüm riskini ortadan kaldırmaz.

Bir uluslararası koruma başvurusunda değerlendirme şekli unsurlara değil, olayın bütününe dayanmalıdır. Kişinin aile içindeki konumu, ekonomik ve sosyal bağımlılığı, şiddetin niteliği, tehditlerin sürekliliği, toplumsal baskı, yerel makamların gerçek koruma kapasitesi ve ülkeye dönüş hâlindeki risk birlikte incelenmelidir.

Yerel makamlara şikâyet edilmemiş olması otomatik ret nedeni değildir

Uygulamada sık karşılaşılan sorunlardan biri, başvurucuya neden polis veya başka bir kamu makamına başvurmadığının sorulmasıdır. Bu soru önemlidir ancak tek başına ret gerekçesi olamaz.

Cassazione, özellikle toplumsal cinsiyete dayalı şiddet iddiası bulunan dosyalarda hâkimin menşe ülkesindeki gerçek koşulları araştırması gerektiğini belirtmektedir. Bazı durumlarda şikâyet mekanizmaları kâğıt üzerinde mevcut olsa da fiilen etkisiz olabilir; mağdurun şikâyet etmesi yeni şiddet, aile baskısı, damgalanma veya misilleme riski yaratabilir. Bu nedenle mahkeme, güncel ve güvenilir ülke bilgilerini kullanarak devletin gerçekten etkili koruma sağlayıp sağlayamadığını incelemelidir.

Mülteci statüsü mü, ikincil koruma mı?

Zorla evlilik ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, koşullara göre mülteci statüsünün tanınmasına yol açabilir. Avrupa Birliği Adalet Divanı da kadınların, yalnızca cinsiyetleri nedeniyle belirli bir toplumda fiziksel veya psikolojik şiddete maruz bırakılmaları hâlinde belirli bir sosyal grup olarak değerlendirilebileceğini kabul etmiştir.

Bununla birlikte her zorla evlilik vakasında otomatik olarak mülteci statüsü verilmez. Yetkili makamlar bireysel hikâyenin inandırıcılığını, zulüm riskinin güncelliğini, ülkeye dönüşte etkili korumanın bulunup bulunmadığını ve gerekirse ikincil koruma şartlarını ayrı ayrı değerlendirmelidir.

Başvuruda hangi unsurlar önem taşır?

Bu tür bir dosyada başvurucunun anlatımının mümkün olduğunca kronolojik, ayrıntılı ve tutarlı olması büyük önem taşır. Evliliğin nasıl dayatıldığı, reddetmenin hangi sonuçlara yol açtığı, varsa fiziksel veya psikolojik şiddet, tehditler, aile baskısı, kaçış girişimleri ve ülkeye dönüş durumunda neden yeniden risk doğacağı açık biçimde anlatılmalıdır.

Tıbbi belgeler, psikolojik değerlendirmeler, sosyal hizmet raporları, mesajlar, fotoğraflar, aile veya topluluk baskısını gösteren yazışmalar ve başka doğrulanabilir unsurlar dosyayı güçlendirebilir. Ancak bu tür belgelerin bulunmaması başvuruyu kendiliğinden geçersiz kılmaz. Uluslararası koruma hukukunda kişisel beyanın değerlendirilmesi, olayın niteliği ve başvurucunun içinde bulunduğu koşullar dikkate alınarak yapılmalıdır.

Komisyon ve mahkemenin araştırma yükümlülüğü

İtalya’da Territoriale Komisyonu ve daha sonra olası bir yargılamada mahkeme, yalnızca başvurucunun sunduğu belgelerle yetinemez. D.Lgs. 25/2008’in 8. maddesi uyarınca, özellikle ciddi şiddet iddialarında güncel ülke bilgileri üzerinden aktif araştırma yapılması gerekir.

Cassazione’nin 9333/2026 sayılı kararı bu yükümlülüğü yeniden güçlendirmektedir. Zorla evlilik veya aile içi şiddet iddiası, olayın özel kişiler arasında gerçekleştiği gerekçesiyle önemsizleştirilemez. Devletin koruma kapasitesi somut biçimde incelenmeden verilen bir ret kararı yetersiz gerekçeli olabilir ve yargı yolunda tartışmaya açık hâle gelir.

Pratik sonuç

İtalya’da uluslararası koruma talebinde bulunan ve zorla evlendirme, aile içi şiddet veya benzeri toplumsal cinsiyete dayalı baskılar yaşayan kişiler açısından 2026 tarihli Cassazione kararı önemli bir güvence sağlamaktadır. Hukuki değerlendirme, kişinin yaşı veya evliliğin formel olarak sürmüş olması gibi yüzeysel unsurlara indirgenemez. Esas mesele, yaşananların gerçek bir zulüm oluşturup oluşturmadığı ve menşe ülkeye dönüş hâlinde etkili devlet korumasının bulunup bulunmadığıdır.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da aile birleşimi gecikirse ne yapılabilir? 150 günlük süre ve yargı yolu

İtalya’da aile birleşimi gecikirse ne yapılabilir? 150 günlük süre ve yargı yolu

İtalya’da aile birleşimi başvurularında en önemli pratik sorunlardan biri artık yalnızca ret kararları değil, başvuruların aylar boyunca sonuçlandırılmamasıdır. Güncel mevzuata göre Prefettura bünyesindeki Sportello Unico per l’Immigrazione, aile birleşimi için gerekli nulla osta hakkında kural olarak 150 gün içinde karar vermelidir. Bu sürenin dolması başvurunun otomatik olarak kabul edildiği anlamına gelmez; fakat idarenin dosyayı süresiz biçimde bekletme yetkisi de yoktur.

Özellikle Türkiye’de yaşayan eşini, çocuğunu veya diğer kanunen uygun aile ferdini İtalya’ya getirmek isteyen kişiler açısından bekleme süresinin hukuki niteliğini doğru anlamak önemlidir. Aile birleşimi, yalnızca teknik bir göç prosedürü değildir; İtalyan hukukunda aile birliğinin korunmasıyla bağlantılı bir hak alanıdır. Bu nedenle başvuru sahibinin, aylarca hiçbir işlem yapılmayan bir dosya karşısında yalnızca beklemek zorunda olduğu düşüncesi doğru değildir.

Prefettura için yeni süre: 150 gün

D.Lgs. 286/1998’in 29. maddesinin 8. fıkrasında öngörülen nulla osta süresi, 2025 yılında yapılan değişiklikle 90 günden 150 güne çıkarılmıştır. Değişiklik, 3 Ekim 2025 tarihli 146 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilmiş ve 1 Aralık 2025 tarihli 179 sayılı Kanunla kesinleşmiştir. Böylece 2026 yılında yapılan başvurular bakımından Prefettura’nın aile birleşimi talebini incelemek için sahip olduğu yasal süre kural olarak beş aya ulaşmıştır.

Bu 150 günlük dönem içinde Sportello Unico; oturum iznini, gelir şartını, konut uygunluğunu, aile ferdinin hangi kategoriye girdiğini ve kamu güvenliği açısından engel bulunup bulunmadığını inceler. Eksik belge varsa başvuru sahibinden tamamlaması istenebilir. Bu nedenle her gecikme doğrudan hukuka aykırılık anlamına gelmez. Ancak dosyada gerekli belgeler mevcut olduğu halde karar verilmemesi veya başvuru sahibine somut bir gerekçe bildirilmeden sürenin önemli ölçüde aşılması, hukuki müdahale gerektirebilecek bir idari hareketsizlik oluşturabilir.

150 gün geçince başvuru otomatik kabul edilmiş sayılmaz

Bu nokta özellikle önemlidir. Aile birleşimi prosedüründe 150 günün dolması, silenzio-assenso yani idarenin sessizliğinin otomatik kabul sayılması sonucunu doğurmaz. Başvuru sahibi, yalnızca sürenin geçmiş olmasına dayanarak aile ferdinin vize alabileceğini varsaymamalıdır. Normal prosedürde Prefettura’nın olumlu nulla osta kararı, konsolosluk aşamasının temel belgelerinden biri olmaya devam eder.

Bununla birlikte 150 günlük sürenin hukuki değeri vardır. Sürenin aşılması halinde önce dosyanın Portale Servizi ALI üzerindeki durumu kontrol edilmeli, istenmiş bir belge veya entegrasyon bulunup bulunmadığı incelenmeli ve ardından Prefettura’ya protokollü bir hatırlatma veya resmi diffida gönderilmesi değerlendirilmelidir. Bu iletişimde başvurunun tarihi, başvuru numarası, ilgili aile fertleri ve yasal sürenin dolduğu tarih açıkça belirtilmelidir. Sonraki bir yargısal başvuruda, idarenin ne zamandan beri hareketsiz kaldığını göstermek açısından bu belgeler önemli olabilir.

Vize aşamasında ayrıca 30 günlük süre vardır

Prefettura’nın nulla osta vermesinden sonra süreç tamamlanmış olmaz. Türkiye’de bulunan aile ferdi, yetkili İtalyan diplomatik veya konsolosluk makamına aile birleşimi vizesi için başvurmalıdır. Güncel konsolosluk kurallarına göre aile birleşimi vizesinin işlem süresi kural olarak 30 gündür. Ancak yabancı makamlarla ek doğrulama yapılması, aile bağını gösteren belgelerin kontrol edilmesi veya başka zorunlu incelemelerin gerekmesi halinde süre uzayabilir.

Bu nedenle iki farklı gecikme türünü birbirinden ayırmak gerekir. İlk gecikme, İtalya’daki Prefettura’nın nulla osta vermemesi; ikincisi ise olumlu nulla osta sonrasında Konsolosluk veya Büyükelçiliğin vizeyi sonuçlandırmamasıdır. Hangi makamın hareketsiz kaldığı, gönderilecek ihtarın ve açılacak davanın hukuki çerçevesini doğrudan etkiler.

Aile birliği uyuşmazlıklarında hangi mahkeme yetkilidir?

D.Lgs. 286/1998’in 30. maddesinin 6. fıkrası, aile birleşimi için nulla osta verilmemesine, aile sebepli oturum iznine ve aile birliği hakkıyla ilgili diğer idari işlemlere karşı olağan yargı merciine başvuru imkânını düzenler. Bu ayrım teorik değildir. 2026 yılında verilen kararlar da, aile birliği hakkına ilişkin uyuşmazlıkların kural olarak idari yargının değil Tribunale ordinarionun görev alanına girdiğini yeniden vurgulamıştır.

Nitekim TAR Lazio’nun 11 Haziran 2026 tarihli 10848 sayılı kararında, aile birliği hakkına dayanan bir vize uyuşmazlığında idari yargının görevli olmadığı ve D.Lgs. 286/1998’in 30/6. maddesi uyarınca uyuşmazlığın olağan yargıya ait olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle özellikle uzun süren aile birleşimi dosyalarında, yalnızca “idare cevap vermiyor” düşüncesiyle otomatik olarak TAR’a başvurmak doğru bir strateji olmayabilir; uyuşmazlığın konusu ve korunmak istenen hakkın niteliği dikkatle değerlendirilmelidir.

Gecikme bazen tazminat sorumluluğu da doğurabilir

İdarenin yasal süreyi aşması tek başına otomatik olarak tazminat hakkı yaratmaz. Tazminat için hukuka aykırı veya kusurlu gecikmenin, somut bir zararın ve gecikmeyle zarar arasındaki nedensellik bağının ortaya konulması gerekir. Ancak 2026 yılındaki yargı uygulaması, çok ağır sonuçlar doğuran gecikmelerde bu yolun tamamen teorik olmadığını göstermektedir.

Roma Mahkemesinin 6 Mart 2026 tarihli bir kararında, Prefettura’nın aile birleşimi nulla ostasını yasal sürenin çok ötesinde vermesi nedeniyle aile fertlerinin İtalya’daki annelerine zamanında kavuşamadıkları ve annenin birleşme gerçekleşmeden hayatını kaybettiği somut olayda, gecikmenin aile birliği hakkı üzerinde yarattığı zarar değerlendirilmiş ve İçişleri Bakanlığının sorumluluğu kabul edilmiştir. Bu karar, her gecikmenin tazmin edileceği anlamına gelmez; ancak aile birleşimi prosedürünün idarenin sınırsız takdirine bırakılmış sıradan bir bürokratik işlem olmadığını açık biçimde gösterir.

Pratik olarak hangi belgeler saklanmalıdır?

Uzayan bir dosyada hukuki koruma talep edebilmek için başvurunun elektronik makbuzu, ALI portalındaki başvuru numarası, Prefettura’dan gelen tüm e-postalar ve bildirimler, yüklenen ek belgeler, konut uygunluk belgesi, gelir belgeleri, varsa preavviso di rigetto ve buna verilen cevap mutlaka saklanmalıdır. Türkiye’deki aile ferdinin vize aşamasına geçmiş olması halinde konsolosluk başvuru makbuzu, randevu tarihi ve yazışmalar da dosyaya eklenmelidir.

Özellikle 150 günlük sürenin hangi tarihte dolduğunu doğru hesaplamak için ilk başvurunun kesin tarihini belgelemek gerekir. İdare sonradan ek belge istemişse bunun dosyanın süresine etkisi ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle hukuki girişimde bulunmadan önce dosyanın kronolojisini gün gün yeniden kurmak çoğu zaman en etkili adımdır.

Sonuç

Aile birleşiminde uzun bekleme süreleri 2026 yılında da önemli bir uygulama sorunu olmaya devam etmektedir. Mevzuat Prefettura’ya artık 150 günlük daha uzun bir değerlendirme süresi tanımaktadır; ancak bu değişiklik, idarenin karar vermeden süresiz bekleyebileceği anlamına gelmez. Aile birliği, İtalyan hukukunda özel koruma gören bir hak alanıdır ve ciddi, gerekçesiz veya zarara yol açan gecikmeler karşısında hem idari girişimler hem de uygun yargısal yollar kullanılabilir.

Başvuru sahibi açısından en doğru yaklaşım, dosyayı pasif biçimde beklemek yerine yasal süreleri izlemek, bütün yazışmaları belgelemek, eksik evrak taleplerine zamanında cevap vermek ve süre önemli ölçüde aşıldığında hangi makamın hareketsiz kaldığını belirleyerek buna uygun hukuki koruma yolunu seçmektir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

sabato 29 agosto 2026

İtalya’da öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçiş: kota bekleme zorunluluğu yok

İtalya’da öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçiş: kota bekleme zorunluluğu yok

İtalya’da öğrenim gören Türk vatandaşları için önemli bir uygulama kolaylığı bulunmaktadır: geçerli bir öğrenci oturum izninin çalışma amaçlı oturum iznine dönüştürülmesi artık yıllık Decreto Flussi kotalarına bağlı değildir. Başvuru yılın herhangi bir döneminde yapılabilir; ancak mevcut oturum izninin hâlen geçerli olması ve çalışma türüne ilişkin şartların gerçekten mevcut bulunması gerekir.

Öğrenci oturumuyla ne kadar çalışılabilir?

Öğrenci oturum izni, eğitim devam ederken sınırlı biçimde çalışma hakkı verir. Genel kural haftada en fazla 20 saat ve yılda toplam 1.040 saattir. Bu sınırların üzerinde düzenli bir çalışma yapılmak isteniyorsa, çalışma amaçlı oturum iznine geçiş gündeme gelir.

Artık click day veya yıllık kota beklenmiyor

2023 yılında yapılan mevzuat değişikliğiyle, öğrenci, staj ve mesleki eğitim amacıyla verilen oturum izinlerinin çalışma iznine dönüştürülmesinde yıllık göç kotalarına bağlılık kaldırıldı. Bu nedenle 2026 yılında öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçmek isteyen bir kişi, sırf Decreto Flussi kotası açılmadığı veya click day tarihi gelmediği için beklemek zorunda değildir.

Dönüşüm otomatik değildir

Kota engelinin kaldırılması, her başvurunun otomatik olarak kabul edileceği anlamına gelmez. Mevcut oturum izninin geçerli olması, iş teklifinin veya çalışma ilişkisinin gerçek ve hukuken uygun bulunması ve başvurunun çalışma türüne göre gerekli belgelerle desteklenmesi gerekir. Bağımlı çalışma için işverenin sunduğu çalışma koşulları ve sözleşme unsurları; bağımsız çalışma için ise ilgili faaliyetin yasal şartları ayrıca değerlendirilir.

Başvuru, İçişleri Bakanlığının Portale ALI sistemi üzerinden yetkili Sportello Unico per l’Immigrazione’ya yöneltilir. Uygulamada istenen belgeler ve işlem adımları, başvurunun türüne ve yetkili Prefettura’nın organizasyonuna göre değişebildiğinden, başvuru öncesinde güncel belge listesinin kontrol edilmesi önemlidir.

Başvuru beklerken çalışma hakkı

2026 yılında özellikle önemli olan bir başka nokta, dönüşüm başvurusu sonuçlanana kadar çalışma hakkının korunmasıdır. TUI’nin 5. maddesinin 9-bis fıkrası uyarınca, oturum izninin verilmesi, yenilenmesi veya dönüştürülmesi için usulüne uygun başvuru yapıldığını gösteren makbuz, işlemin devam ettiği dönemde yasal kalışın ve buna bağlı hakların ispatında kullanılabilir.

Çalışma ilişkisi kurulacaksa işverenin zorunlu UNILAV bildirimini süresinde yapması gerekir. Ev hizmetlerinde ise ilgili bildirim INPS üzerinden yapılır. Dönüşüm talebinin daha sonra reddedilmesi hâlinde, bu başvuruya bağlı çalışma hakkı da sona erer.

En kritik konu: oturum izninin süresini kaçırmamak

Öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçişte en sık yapılan hatalardan biri, mevcut iznin süresinin sona ermesini beklemektir. Mevzuat, dönüşümün geçerli bir oturum izni üzerinden yapılmasını esas alır. Bu nedenle iş teklifi alınmışsa, gerekli belgeler hazırsa ve çalışma hayatına geçiş kararı verilmişse başvurunun son güne bırakılmaması gerekir.

Türk öğrenciler açısından pratik sonuç

İtalya’da eğitim gören bir Türk vatandaşı için sistem artık eskiye göre daha esnektir. Öğrenci oturumu devam ederken sınırlı süreli çalışma mümkündür; daha yoğun ve sürekli bir iş ilişkisine geçmek istenirse çalışma oturumuna dönüşüm için yıllık kota beklenmez. Ancak bu avantajdan yararlanabilmek için oturum izninin geçerliliğini, iş sözleşmesinin uygunluğunu ve başvurunun doğru idari kanaldan zamanında yapılmasını birlikte değerlendirmek gerekir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalyan veya AB vatandaşıyla aile birleşimi: Türkiye’den başvuruda nulla osta gerekmiyor

İtalya’da yaşayan bir İtalyan veya Avrupa Birliği vatandaşının Türk vatandaşı olan eşi, çocuğu ya da belirli şartları taşıyan diğer yakın aile üyeleri için uygulanacak yol, iki yabancı arasındaki klasik aile birleşimi prosedüründen farklıdır. En önemli fark şudur: bu kişiler, kural olarak, İtalya’daki Sportello Unico per l’Immigrazione’dan aile birleşimi için “nulla osta” almak zorunda değildir; doğrudan yetkili İtalyan konsolosluk makamına aile amaçlı vize başvurusu yapılır.

Bu ayrım uygulamada son derece önemlidir. Çünkü İtalya’da oturma izni bulunan bir üçüncü ülke vatandaşının yabancı aile üyesini yanına getirmesi ile bir İtalyan veya başka bir AB vatandaşının yabancı aile üyesinin İtalya’ya gelmesi aynı hukuki rejime tabi değildir. İlk durumda esas olarak Göç Kanunu’nun, yani D.Lgs. 286/1998’in 28 ve 29. maddeleri uygulanırken; ikinci durumda serbest dolaşım ve aile üyelerinin ikamet hakkına ilişkin D.Lgs. 30/2007 hükümleri devreye girer.

“Nulla osta” neden gerekmiyor?

Klasik aile birleşiminde İtalya’da yaşayan yabancı kişi önce Prefettura bünyesindeki Sportello Unico per l’Immigrazione’ya başvurur. İdare, oturma izni, gelir, konut ve diğer şartları inceleyerek aile birleşimine izin veren “nulla osta” belgesini düzenler; ancak bundan sonra aile üyesi konsolosluğa vize başvurusunda bulunabilir.

İtalyan veya AB vatandaşlarının yabancı aile üyeleri bakımından ise sistem farklıdır. İtalyan İçişleri Bakanlığına bağlı Prefettura sayfalarında 2026 yılında da açık biçimde teyit edildiği üzere, İtalyan veya AB vatandaşının yabancı aile üyesinin Sportello Unico’dan nulla osta istemesine gerek yoktur. Başvuru doğrudan İtalya’nın yetkili büyükelçiliğine veya konsolosluğuna yapılır.

Bu nedenle, örneğin İtalya’da yaşayan bir İtalyan vatandaşıyla evli olan Türk vatandaşının, iki yabancı arasındaki aile birleşimi prosedüründe olduğu gibi önce Prefettura’dan izin çıkmasını beklemesi kural olarak gerekli değildir. Aynı şekilde, AB vatandaşı bir kişinin D.Lgs. 30/2007 kapsamına giren Türk vatandaşı aile üyeleri de daha elverişli aile dolaşımı rejiminden yararlanabilir.

Uzun süreli yerleşme için doğru vize hangisidir?

1 Haziran 2024 tarihinden itibaren, İtalya’da sürekli olarak yaşayan bir İtalyan veya AB vatandaşının yanına aile birleşimi amacıyla gelecek yabancı aile üyeleri için kısa süreli turistik vize yerine “motivi familiari” gerekçeli ulusal D tipi vize uygulanmaktadır. Bu vize, aile üyesinin İtalya’ya yerleşme niyetine uygun olarak düzenlenir ve uygulamada 365 günlük geçerlilikle verilir.

Burada amaç yalnızca İtalya’yı ziyaret etmek değil, aile hayatını İtalya’da sürekli biçimde sürdürmektir. Bu nedenle üç aydan kısa süreli aile ziyareti ile gerçek anlamda aile birleşimi birbirinden ayrılmalıdır. Kısa süreli ziyaretlerde Schengen C tipi vize rejimi uygulanmaya devam ederken, İtalya’ya yerleşmek üzere yapılan aile birleşiminde ulusal aile vizesi kullanılmalıdır.

Kimler aile üyesi sayılır?

D.Lgs. 30/2007 bakımından aile üyesi kavramı yalnızca eşle sınırlı değildir. Eşin yanı sıra, hukuken tanınan kayıtlı partner; 21 yaşından küçük doğrudan çocuklar veya yaşı daha büyük olsa bile ekonomik olarak bağımlı çocuklar; ayrıca ekonomik olarak bağımlı doğrudan üstsoy hısımlar da belirli koşullarda bu rejim kapsamına girebilir. Kanun, eş veya partnerin belirli aile üyelerini de aynı çerçevede değerlendirir.

Bu nedenle başvuru yapılmadan önce yalnızca akrabalık bağının bulunup bulunmadığı değil, o bağın D.Lgs. 30/2007’de öngörülen kategorilerden birine gerçekten girip girmediği kontrol edilmelidir. Özellikle yetişkin çocuklar ve anne-babalar bakımından “bakmakla yükümlü olma” veya ekonomik bağımlılık unsuru belirleyici olabilir ve bu durumun belgelerle ispatlanması gerekir.

Türkiye’den başvuruda pratik olarak ne yapılmalı?

Türkiye’deki İtalyan diplomatik makamlarının güncel uygulaması da aile üyeleri bakımından bu özel statüyü dikkate almaktadır. İtalya’nın Ankara Büyükelçiliği, İtalyan ve AB vatandaşlarının yakınlarının standart vize kullanıcılarından ayrı şekilde doğrudan Büyükelçilikle randevu sürecini başlatabileceğini belirtmektedir. İstanbul Başkonsolosluğu da vize türleri arasında “Motivi familiari – congiunti cittadini UE” kategorisini ayrı bir başlık altında göstermektedir.

Başvuruda aile bağını kanıtlayan resmi belgeler merkezi öneme sahiptir. Evlilik, doğum veya diğer medeni hal belgelerinin somut duruma göre usulüne uygun şekilde düzenlenmiş, gerektiğinde apostilli veya tasdik edilmiş ve İtalyancaya çevrilmiş olması gerekebilir. Belgelerde ad-soyad, doğum tarihi veya medeni hal bakımından küçük görünen tutarsızlıklar dahi konsolosluk incelemesini geciktirebildiğinden, dosya verilmeden önce tüm kişisel verilerin birbiriyle uyumlu olup olmadığı kontrol edilmelidir.

Gelir ve konut şartları aynı mı?

Bu özel aile birleşimi rejiminin bir başka önemli sonucu, İtalyan veya AB vatandaşının yabancı aile üyesi için başvurusunun, iki yabancı arasındaki aile birleşiminde öngörülen klasik gelir ve uygun konut şartlarıyla aynı biçimde değerlendirilmemesidir. İdarenin güncel bilgilendirmelerinde de İtalyan veya AB vatandaşı için klasik “nulla osta” prosedüründeki gelir ve konut şartlarının aranmadığı açıkça belirtilmektedir.

Bununla birlikte bu durum, hiçbir belge sunulmayacağı veya aile ilişkisinin otomatik kabul edileceği anlamına gelmez. Konsolosluk, aile bağının gerçekliğini, başvuranın kimliğini, seyahat belgesini ve ilgili hukuki kategoriye girilip girilmediğini incelemeye devam eder. Özellikle ekonomik bağımlılığın şart olduğu aile üyelerinde, bağımlılık ilişkisinin somut olarak ispatlanması gerekir.

İtalya’ya girişten sonra işlem bitmiş sayılmaz

Vizenin alınması yalnızca giriş aşamasını tamamlar. Aile üyesi İtalya’ya geldikten sonra, kendi hukuki durumuna uygun ikamet belgesinin alınması için Questura nezdindeki işlemler zamanında başlatılmalıdır. AB vatandaşlarının üçüncü ülke vatandaşı aile üyeleri bakımından ikamet hakkı, giriş vizesinden bağımsız olarak D.Lgs. 30/2007 çerçevesinde değerlendirilir ve gerekli ikamet belgesinin düzenlenmesi ayrıca talep edilmelidir.

Bu noktada sık yapılan hata, ulusal vizenin tek başına uzun süreli ikamet belgesi olduğu düşüncesidir. Oysa vize İtalya’ya giriş hakkını sağlar; İtalya’daki kalışın hukuki statüsü ise girişten sonra yetkili makam önünde tamamlanan ikamet prosedürüyle belgelenir.

Yanlış prosedür aylarca zaman kaybettirebilir

Uygulamada en önemli meselelerden biri doğru hukuki yolu baştan seçmektir. İtalyan vatandaşıyla evli bir Türk vatandaşını, sanki İtalya’da oturma izni bulunan yabancı bir kişinin eşine uygulanan klasik art. 29 TUI prosedürüne tabi tutmak gereksiz işlemlere ve ciddi gecikmelere yol açabilir. Aynı şekilde, İtalya’da kalıcı biçimde aile birleşimi amaçlandığı halde yalnızca turistik vize mantığıyla hareket edilmesi de sonraki ikamet aşamasında sorun yaratabilir.

Bu nedenle dosyanın ilk aşamasında üç soru açıkça cevaplandırılmalıdır: İtalya’daki aile üyesi İtalyan veya AB vatandaşı mı; başvuran kişi D.Lgs. 30/2007 anlamında aile üyesi sayılıyor mu; amaç kısa süreli ziyaret mi yoksa İtalya’da sürekli aile hayatı kurmak mı? Bu üç unsur doğru belirlendiğinde uygulanacak vize ve ikamet yolu da büyük ölçüde netleşir.

İtalya’da aile birliği hakkı güçlü biçimde korunmaktadır; ancak bu hakkın etkili biçimde kullanılabilmesi, doğru hukuki kategorinin seçilmesine ve başvurunun baştan itibaren o kategoriye uygun belgelerle hazırlanmasına bağlıdır. Özellikle Türkiye’den yapılacak başvurularda, klasik yabancı-yabancı aile birleşimi ile İtalyan veya AB vatandaşının aile üyesine ilişkin özel rejimin birbirine karıştırılmaması gerekir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da iltica başvurusu her zaman C3 formuyla başlamaz: İlk irade beyanı belirleyici olabilir

İtalya’da iltica başvurusu her zaman C3 formuyla başlamaz: İlk irade beyanı belirleyici olabilir

İtalya’da uluslararası koruma başvurusu bakımından en önemli tarihlerden biri, kişinin sığınma talebini ilk kez ne zaman ortaya koyduğudur. İtalya Yargıtayı’nın 18 Mayıs 2026 tarihli ve 14851 sayılı kararı, başvurunun hukuki olarak her zaman Questura’da C3 formunun doldurulduğu gün başlamadığını; bazı durumlarda, yabancının bir devlet makamına koruma talep etme iradesini açık ve ciddi biçimde bildirdiği daha önceki tarihin esas alınabileceğini ortaya koydu.

Yargıtay neye karar verdi?

Karara konu olayda yabancı, 3 Ocak 2023’te Lampedusa’ya ulaştıktan sonra uluslararası koruma talep etmek istediğini bildirmiş, daha sonra Prefettura tarafından sığınmacı sıfatıyla bir kabul merkezine yerleştirilmişti. Buna rağmen başvurunun Questura’daki resmi kaydı ancak 8 Mayıs 2023’te yapılmıştı.

Alt derece mahkemesi, uygulanacak hukuku belirlerken resmi kayıt tarihini esas almıştı. Yargıtay ise bu yaklaşımın yeterli olmadığını belirterek kararı bozdu. Mahkeme, uluslararası koruma talebinin doğum anının yalnızca idari formalizasyona bağlanamayacağını ve başvuru sahibinin devlet makamına yöneltilmiş, koruma talebi olduğu açıkça anlaşılabilen ve prosedürü harekete geçirmeye elverişli irade beyanının da hukuken önem taşıdığını vurguladı.

C3 formu ile “iltica talebini bildirmek” aynı şey değildir

İtalya’daki uygulamada sığınma prosedürünün resmi hale getirilmesi çoğu zaman Questura’da doldurulan ve uygulamada “modello C3” olarak bilinen form ile gerçekleşir. Ancak Avrupa Birliği hukuku ve İtalyan mevzuatı, “başvuruyu yapmak” ile “başvuruyu kaydetmek veya formalize etmek” arasında ayrım yapmaktadır.

D.Lgs. 142/2015’in 2. maddesi, uluslararası koruma başvurusunda bulunan kişiyi yalnızca C3 formunu imzalamış kişi olarak değil, koruma talep etme iradesini ortaya koymuş yabancı olarak da tanımlar. Benzer şekilde, 2013/32/UE sayılı Usul Direktifi, başvurunun sunulması ile idarenin bunu kayda geçirmesini iki ayrı aşama olarak düzenler.

Bu yaklaşım Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın C-36/20 PPU sayılı VL kararında da açıkça ortaya konmuştu: bir kişinin sığınmacı sıfatını kazanması, başvurunun idari olarak kayıt altına alınmasına veya daha sonra tamamlanacak formalitelere mutlak biçimde bağlanamaz.

Ancak her söz veya her niyet beyanı yeterli değildir

14851/2026 sayılı kararın en önemli yönlerinden biri de sınırı açıkça çizmesidir. Yargıtay, yabancının herhangi bir kişiye “İtalya’da kalmak istiyorum” demesini ya da genel bir korkudan söz etmesini otomatik olarak uluslararası koruma başvurusu saymamaktadır.

İrade beyanının, devlet yapılanmasına dahil bir makama yöneltilmiş olması, kişinin uluslararası koruma talep ettiği yönünde yeterince açık bir içerik taşıması ve bu beyanın yetkili makamlara iletilerek prosedürü başlatmaya elverişli olması gerekir. Polis, sınır makamları, Questura veya belirli durumlarda devlet sistemi içerisinde hareket eden başka bir makam önünde yapılan açık bir koruma talebi bu nedenle önem kazanabilir.

Başvurunun gerçek tarihi neden önemlidir?

Başvurunun hangi tarihte yapılmış sayılacağı yalnızca teorik bir mesele değildir. Özellikle mevzuatın zaman içinde değiştiği durumlarda, hangi kanun hükümlerinin uygulanacağını doğrudan etkileyebilir.

Yargıtay’ın önündeki olayda da sorun tam olarak buydu. Yabancı, koruma iradesini Decreto Cutro olarak bilinen D.L. 20/2023’ün yürürlüğe girmesinden önce ortaya koyduğunu ileri sürüyordu; resmi C3 kaydı ise daha sonra yapılmıştı. Bu nedenle önceki ve daha elverişli düzenlemenin uygulanıp uygulanmayacağı, başvurunun gerçek başlangıç tarihine bağlıydı.

Yargıtay, uygulanacak hukuku belirlerken yalnızca formalizasyon tarihine bakılamayacağını ve hukuken geçerli bir irade beyanının daha önce yapılmış olması halinde bu tarihin dikkate alınması gerektiğini kabul etti. Dosya bu ilke doğrultusunda yeniden değerlendirilmek üzere Roma Mahkemesine gönderildi.

Questura randevusu gecikiyorsa hangi belgeler saklanmalı?

Bu kararın pratik sonucu özellikle Questura’dan haftalar veya aylar sonrasına randevu verilen kişiler bakımından önemlidir. Yabancı, uluslararası koruma talep etmek istediğini daha önce açıkça bildirmişse, bu bildirimin tarihini kanıtlayabilecek bütün belgeleri saklamalıdır.

Questura’ya gönderilmiş PEC veya e-posta, avukat tarafından yapılan randevu talebi, polis veya sınır makamınca düzenlenen belge, kabul merkezine yerleştirilme kararı, Prefettura yazısı, başvuru talebinin kayda alındığını gösteren herhangi bir tutanak veya resmi yazışma daha sonra büyük önem taşıyabilir.

Özellikle bir avukat aracılığıyla Questura’ya yapılan ve kişinin uluslararası koruma talep etmek istediğini açıkça belirten başvuruların tarih ve teslim kayıtlarının korunması önemlidir. İtalyan Yargıtayı önceki kararlarında da, belirli koşullar altında Questura’ya PEC yoluyla gönderilen koruma talebine veya avukat aracılığıyla yapılan formalizasyon randevusu talebine hukuki değer tanımıştır.

İdari gecikme yabancının aleyhine otomatik olarak kullanılamaz

Kararın arkasındaki temel ilke açıktır: yabancı uluslararası koruma isteme iradesini yetkili devlet sistemine açık biçimde bildirmişse, daha sonra idarenin C3 formalizasyonunu geciktirmesi her durumda başvurunun hukuki başlangıcını ileri bir tarihe taşıyamaz.

Bu husus, yalnızca uygulanacak kanunun belirlenmesinde değil; kişinin sığınmacı sıfatının hangi andan itibaren değerlendirilmesi gerektiği, kabul sistemine erişimi ve bazı yargısal uyuşmazlıklarda sahip olduğu güvenceler açısından da önem taşıyabilir. Bununla birlikte her dosya kendi belgeleri ve kronolojisi üzerinden değerlendirilmelidir; irade beyanının varlığı ve hukuki yeterliliği somut olarak kanıtlanmalıdır.

Pratik sonuç

İtalya’da uluslararası koruma başvurusu yapmak isteyen bir kişi açısından yalnızca C3 randevusunun tarihine bakmak doğru olmayabilir. Koruma talebinin daha önce bir devlet makamına açıkça bildirilmiş olması halinde, bu ilk beyan hukuken belirleyici hale gelebilir.

Bu nedenle Questura’daki gecikmeler karşısında pasif biçimde beklemek yerine, koruma talebinin ne zaman ve hangi makama bildirildiğinin belgelendirilmesi gerekir. 14851/2026 sayılı Yargıtay kararı, idari formalitenin temel hakkın önüne geçemeyeceğini; ancak aynı zamanda hukuken dikkate alınabilecek bir başvurunun açık, ciddi ve devlet makamına yöneltilmiş olması gerektiğini ortaya koymaktadır.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da AB Mavi Kartı: 2026’da yüksek nitelikli çalışanlar için daha hızlı ve dijital süreç

İtalya’da yüksek nitelikli bir işte çalışmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için AB Mavi Kartı (Carta Blu UE), klasik Decreto Flussi kotalarından bağımsız bir giriş ve oturum yolu sunuyor. 2026 yılında süreç daha da pratik hale geldi: yüksek nitelikli çalışanlar için nulla osta süresi 30 güne indirildi ve 19 Haziran 2026’dan itibaren oturum sözleşmesinin Portale Servizi üzerinden dijital olarak imzalanıp gönderilmesi mümkün hale geldi.

AB Mavi Kartı neden klasik çalışma izninden farklıdır?

AB Mavi Kartı, İtalya Göç Kanunu’nun (D.Lgs. 286/1998) 27-quater maddesinde düzenlenen özel bir çalışma ve oturum iznidir. En önemli özelliği, Decreto Flussi kapsamında her yıl belirlenen sayısal kotaların dışında işlemesidir. Bu nedenle başvuru, belirli bir “click day” tarihine veya yıllık kontenjanın açık olmasına bağlı değildir. İtalya’da bir işveren, gerekli şartları taşıyan yüksek nitelikli bir yabancı çalışan için yılın herhangi bir döneminde başvuru yapabilir.

Bu mekanizma özellikle mühendislik, bilişim, teknik uzmanlık, yönetim ve ileri düzey mesleki bilgi gerektiren alanlarda çalışanlar bakımından önemlidir. Ancak Mavi Kart yalnızca üniversite mezunlarına ayrılmış bir sistem değildir. Mevzuat, belirli koşullarda uzun süreli ve nitelikli mesleki deneyimin de yüksek nitelik şartını karşılamasına imkân tanımaktadır.

Kimler yüksek nitelikli çalışan sayılabilir?

Başvuruda alternatif şartlardan birinin bulunması yeterlidir. Yabancının en az üç yıllık yükseköğrenim veya yüksek nitelikli mesleki eğitim belgesine sahip olması mümkündür. Düzenlemeye tabi mesleklerde ise İtalya’da mesleğin icrası için gereken tanıma ve yetkilendirme şartlarının ayrıca yerine getirilmesi gerekir.

Üniversite diploması bulunmayan kişiler için de bir yol vardır. Başvurulan iş veya sektörle ilgili en az beş yıllık yüksek düzey mesleki deneyim, kanunda öngörülen koşullarda eğitim belgesinin yerine geçebilir. Bilgi ve iletişim teknolojileri alanındaki belirli yönetici ve uzmanlar bakımından ise, başvurudan önceki yedi yıl içinde edinilmiş en az üç yıllık ilgili mesleki deneyim yeterli olabilir.

Türkiye’de düzenlenmiş diploma, mesleki yeterlilik ve çalışma deneyimini gösteren belgelerin hazırlanması başvurunun en hassas aşamalarından biridir. Belgelerin gerektiğinde Apostille ile tasdik edilmesi, İtalyancaya usulüne uygun şekilde çevrilmesi ve eğitim belgeleri bakımından yetkili makamların talep ettiği değer veya karşılaştırılabilirlik belgelerinin sunulması gerekebilir. Eksik veya biçimsel olarak uygun olmayan bir dosya, maddi şartlar mevcut olsa bile sürecin uzamasına yol açabilir.

İş teklifinin hangi şartları taşıması gerekir?

İtalya’daki işveren, Sportello Unico per l’Immigrazione üzerinden elektronik başvuru yapar. İş sözleşmesinin veya bağlayıcı iş teklifinin en az altı aylık olması gerekir. Ayrıca ücret, uygulanabilir ulusal toplu iş sözleşmesinde öngörülen seviyenin altında olamaz ve kanunun yüksek nitelikli çalışanlar için belirlediği yıllık ücret eşiğini karşılamalıdır.

Bu nedenle yalnızca iş unvanının “uzman”, “mühendis” veya “manager” olarak yazılması yeterli değildir. Görevin gerçek içeriği, çalışanın eğitimi veya mesleki deneyimi, sözleşme koşulları ve ücret seviyesi birbiriyle uyumlu olmalıdır. İdarenin değerlendirmesi, yalnızca belgenin adına değil, somut iş ilişkisinin niteliğine dayanır.

2026’da önemli değişiklik: nulla osta için 30 günlük süre

Yüksek nitelikli çalışanlara ilişkin nulla osta prosedüründe önemli bir hızlandırma yapılmıştır. 2025 sonunda kabul edilen sadeleştirme düzenlemeleriyle, AB Mavi Kartı başvurularında daha önce 90 gün olarak öngörülen karar süresi 30 güne indirilmiştir. Bu değişiklik, özellikle işverenin yabancı çalışanı kısa sürede işe başlatmak istediği durumlarda Mavi Kartı klasik çalışma göçü prosedürlerine göre daha işlevsel bir seçenek haline getirmektedir.

Elbette 30 günlük süre, eksik veya tartışmalı belgelerin kendiliğinden olumlu sonuçlanacağı anlamına gelmez. Mesleki yeterlilik, ücret, işverenin ekonomik yeterliliği veya düzenlemeye tabi bir mesleğin tanınması konusunda sorun varsa idare ek belge isteyebilir veya başvuruyu reddedebilir. Bu nedenle hızlandırılmış süre, dosyanın baştan eksiksiz hazırlanmasını daha da önemli hale getirir.

19 Haziran 2026’dan itibaren dijital oturum sözleşmesi

2026’daki ikinci önemli yenilik prosedürün dijitalleşmesidir. 19 Haziran 2026’dan itibaren AB Mavi Kartı kapsamındaki girişlerde oturum sözleşmesinin Portale Servizi üzerinden elektronik olarak imzalanıp gönderilmesine yönelik işlev aktif hale getirilmiştir. İşveren dijital veya nitelikli elektronik imza kullanabilir; yabancı çalışan bakımından ise kanunun öngördüğü koşullarda el yazısıyla imzalanmış belgenin elektronik olarak iletilmesi mümkündür.

Çalışan İtalya’ya girdikten sonra işverenin portal üzerinden giriş bilgilerini kaydetmesi ve kendisine PEC yoluyla iletilen belgeleri süresi içinde tamamlaması gerekir. Genel çalışma göçü düzenlemeleri uyarınca oturum sözleşmesinin İtalya’ya girişten sonra gecikmeden ve kanuni süreler içinde imzalanıp Sportello Unico’ya gönderilmesi, ardından Questura nezdindeki oturum izni işlemlerinin başlatılması önem taşır.

İtalya’da zaten yasal olarak bulunanlar da yararlanabilir

Mavi Kart sistemi yalnızca Türkiye’den yeni giriş yapacak kişiler için değildir. Kanunun öngördüğü şartları taşıyan ve İtalya’da başka bir nedenle yasal olarak bulunan bazı yabancılar da bu prosedürden yararlanabilir. Bu durumda her dosyada mevcut oturum türünün, başvurunun hangi aşamada yapılabileceğinin ve kişinin vize almak için İtalya’dan çıkmasının gerekip gerekmediğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Özellikle öğrencilikten, araştırma faaliyetinden, ICT statüsünden veya başka bir yasal oturumdan yüksek nitelikli istihdama geçmek isteyen kişiler açısından Mavi Kart, yalnızca bir “yurt dışından işçi getirme” mekanizması olarak görülmemelidir. Doğru şartlar mevcutsa, İtalya’da mevcut hukuki statünün daha istikrarlı bir çalışma statüsüne dönüştürülmesi bakımından da kullanılabilir.

Aile hayatı bakımından da avantajlı bir statü

AB Mavi Kartı sahiplerine aile birleşimi konusunda da daha elverişli kurallar tanınmıştır. Kart sahibinin aile birleşimi hakkı, normal prosedürlerde görülen bazı süre sınırlamalarından bağımsız olarak kullanılabilir. Şartlar mevcutsa aile üyelerinin aile oturum izinleri Mavi Kartla bağlantılı şekilde verilebilir ve aile üyesinin oturum izni çalışma, serbest meslek veya eğitim bakımından da haklar sağlayabilir.

Bu yönüyle Mavi Kart, yalnızca çalışma izni değildir. Özellikle uzun vadeli olarak İtalya’da yaşamak, mesleki kariyer kurmak ve aile hayatını burada sürdürmek isteyen yüksek nitelikli kişiler için daha kapsamlı bir göç statüsüdür.

Başvurudan önce dosyanın hukuki kontrolü önemlidir

Uygulamada en sık görülen hatalardan biri, yabancının özgeçmişinin güçlü olmasının tek başına Mavi Kart için yeterli olduğunun düşünülmesidir. Oysa idare; eğitim veya mesleki deneyim belgesini, iş teklifinin süresini, ücret düzeyini, görevin gerçekten yüksek nitelik gerektirip gerektirmediğini, işverenin ekonomik ve organizasyonel yapısını ve gerekli durumlarda mesleki tanımayı birlikte değerlendirir.

Bu nedenle özellikle Türkiye’den yapılacak başvurularda, iş sözleşmesi imzalanmadan ve nulla osta dosyası gönderilmeden önce yabancının belgeleri ile işverenin teklifinin hukuki açıdan birbirine uyumlu olup olmadığı kontrol edilmelidir. Doğru hazırlanmış bir dosya, 2026’da getirilen 30 günlük hızlandırılmış prosedür ve dijital sözleşme sisteminin sağladığı avantajlardan gerçekten yararlanabilmenin temel şartıdır.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

venerdì 28 agosto 2026

İtalya’da 18 yaşına giren refakatsiz yabancı çocuklar: oturum izni nasıl korunur?

İtalya’da 18 yaşına giren refakatsiz yabancı çocuklar: oturum izni nasıl korunur?

İtalya’da refakatsiz yabancı çocuklar için 18 yaşına ulaşmak, oturum hakkının otomatik olarak sona erdiği anlamına gelmez. Ancak reşit olma anı, mevcut belgenin niteliğini değiştiren ve zamanında işlem yapılmasını gerektiren kritik bir aşamadır.

18 yaşından önceki statü

Refakatsiz yabancı çocuklara, durumlarına göre minore età, ailevi nedenler, uluslararası koruma talebi veya başka bir koruma türüne dayalı oturum belgeleri verilebilir. Çocuğun eğitim, sağlık ve korunma hakları, ikamet durumundan bağımsız olarak özel güvencelere tabidir.

18 yaşında hangi oturum iznine geçilebilir?

Yabancılar Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca, gerekli koşulların bulunması hâlinde, reşit olan kişi öğrenim, işe erişim, bağımlı çalışma veya serbest çalışma amaçlı oturum iznine geçebilir. Özellikle İtalya’da geçirilen sürenin, eğitim veya mesleki eğitim yolunun, iş deneyiminin, sosyal hizmetlerle yürütülen entegrasyon sürecinin ve kişinin somut gelecek planının belgelenmesi önemlidir.

Bakanlık görüşü neden önemlidir?

Bazı durumlarda Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığının ilgili biriminin olumlu görüşü gerekir. Bu değerlendirme otomatik değildir; her dosya kendi koşulları içinde incelenir. İtalya’da kalış süresi, başlatılmış entegrasyon süreci, okul veya mesleki eğitim, stajlar, iş sözleşmeleri ve sosyal hizmet raporları özellikle önem taşıyabilir.

Bu nedenle 18 yaşına yaklaşan bir kişinin dosyasında yalnızca mevcut oturum kartına güvenmek doğru değildir. Reşit olmadan önce okul belgeleri, mesleki eğitim kayıtları, iş veya staj belgeleri, ikamet ve toplumsal entegrasyonu gösteren evrakların düzenli biçimde toplanması gerekir.

21 yaşına kadar “prosieguo amministrativo” mümkün olabilir

İtalyan sistemi, özel desteğe ihtiyacı devam eden bazı gençler için 18 yaşından sonra da koruma imkânı tanır. Çocuk mahkemesinin sosyal hizmetlere emanetin devamına karar verdiği durumlarda, entegrasyon amaçlı oturum izni mahkemenin belirlediği süre boyunca ve en fazla 21 yaşına kadar verilebilir. Bu mekanizma özellikle henüz eğitimini, mesleki yolunu veya bağımsız yaşam sürecini tamamlamamış gençler açısından büyük önem taşır.

Uluslararası koruma başvurusu olanlar açısından durum

Reşit olmadan önce uluslararası koruma başvurusu yapılmış olması da ayrıca değerlendirilmelidir. Uygulama mevzuatı, uluslararası koruma talebinin reddedilmesi hâlinde dahi, şartları varsa 32. madde kapsamında başka bir oturum türüne geçiş ihtimalinin incelenebilmesine imkân tanır. Bu nedenle bir iltica başvurusunun olumsuz sonuçlanması, her durumda aynı gün itibarıyla tüm ikamet imkanlarının sona erdiği anlamına gelmez.

18 yaşından önce hazırlık yapılması neden önemlidir?

En sık yapılan hata, reşit olmanın hemen öncesinde veya sonrasında hangi hukuki yolun izleneceğinin belirsiz bırakılmasıdır. Oysa 18 yaşına yaklaşırken mevcut oturum türü, eğitim durumu, çalışmaya ilişkin belgeler, sosyal hizmet raporları ve olası Bakanlık görüşü birlikte değerlendirilmelidir. Questura’ya yapılacak başvurunun türü de bu unsurlara göre belirlenir.

İtalya’da 18 yaşına girmek bir “otomatik düzensizlik” anı değildir. Fakat çocukluk statüsünden yetişkinlik statüsüne geçiş, doğru belge ve doğru zamanlama gerektiren gerçek bir hukuki geçiştir. Bu aşamanın önceden planlanması, yıllar içinde kurulmuş olan eğitim ve entegrasyon yolunun kaybedilmemesi açısından belirleyici olabilir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’ya kısa süreli girişlerde yeni dönem: EES sistemi 90/180 gün kuralını artık otomatik takip ediyor

İtalya’ya kısa süreli girişlerde yeni dönem: EES sistemi 90/180 gün kuralını artık otomatik takip ediyor

10 Nisan 2026’dan itibaren Avrupa Birliği’nin Giriş/Çıkış Sistemi (Entry/Exit System – EES) Schengen dış sınırlarında tam olarak uygulanıyor. Sistem, kısa süreli seyahat eden üçüncü ülke vatandaşlarının giriş ve çıkışlarını elektronik olarak kaydediyor. Bu değişiklik, özellikle Türkiye’den İtalya’ya kısa süreli ziyaret, aile ziyareti, turizm veya iş amacıyla gelen kişiler açısından 90/180 gün kuralının çok daha sıkı ve otomatik biçimde izlenmesi anlamına geliyor.

EES, yalnızca teknik bir sınır kontrol sistemi değildir. Uygulamada, bir kişinin Schengen bölgesinde ne kadar kaldığını, ne zaman giriş ve çıkış yaptığını ve izin verilen kalış süresini aşıp aşmadığını doğrudan etkileyen bir kayıt mekanizmasıdır. Bu nedenle İtalya’ya kısa süreli seyahat edenlerin artık yalnızca pasaportlarındaki mühürlere bakarak kendi sürelerini hesaplamaları yeterli değildir.

EES nedir ve hangi bilgileri kaydeder?

EES, Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerin vatandaşlarının Schengen bölgesinin dış sınırlarından kısa süreli giriş ve çıkışlarını elektronik ortamda kaydeden ortak bir sistemdir. 10 Nisan 2026 itibarıyla sistem tam olarak devreye girmiş ve kısa süreli seyahatlerde pasaporta manuel giriş-çıkış damgası vurulması uygulamasının yerini esas olarak elektronik kayıt almıştır.

Sistem; seyahat belgesindeki kimlik bilgilerini, giriş ve çıkış tarihlerini ve yerlerini, yüz görüntüsünü, parmak izlerini ve varsa ülkeye girişin reddedildiğine ilişkin bilgileri kaydedebilir. Böylece bir kişinin Schengen bölgesine farklı ülkeler üzerinden yaptığı seyahatler tek bir elektronik kayıt sistemi içinde izlenebilir.

90/180 gün kuralı artık neden daha önemli?

Kısa süreli Schengen kalışlarında temel kural değişmemiştir: bir kişi, herhangi bir 180 günlük dönem içinde en fazla 90 gün Schengen bölgesinde kalabilir. Ancak bu 90 gün İtalya için ayrı, Fransa için ayrı veya Almanya için ayrı hesaplanmaz. Schengen ülkelerinde geçirilen kısa süreli kalışların tamamı birlikte dikkate alınır.

Örneğin bir kişi önce İtalya’da 40 gün, daha sonra Almanya’da 20 gün ve ardından Fransa’da 30 gün kalmışsa, toplamda 90 güne ulaşmış olur. Bu kişinin yeni bir 90 günlük hak kazanabilmesi için yalnızca Schengen bölgesinden çıkması yeterli değildir. Hesaplama, her gün geriye doğru 180 günlük dönem esas alınarak yapılır.

EES’in önemi burada ortaya çıkmaktadır. Önceden pasaport mühürlerinin eksik veya okunaksız olması, farklı sınır kapılarındaki kayıtların pratikte karşılaştırılmasını zorlaştırabiliyordu. Yeni sistemde ise giriş ve çıkış tarihleri elektronik olarak tutulduğu için izin verilen sürenin aşılması çok daha kolay tespit edilebilir.

Kısa süreli Schengen vizesi olanlar EES’e tabi mi?

Evet. Kısa süreli Schengen vizesiyle İtalya’ya gelen üçüncü ülke vatandaşları EES kapsamında kayıt altına alınır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları açısından bu durum özellikle kısa süreli Schengen vizesiyle seyahat eden kişiler için önemlidir.

Burada iki farklı sınıra dikkat edilmelidir. Birincisi, vizenin üzerinde belirtilen geçerlilik tarihleri ve izin verilen kalış süresidir. İkincisi ise genel 90/180 gün kuralıdır. Vize üzerinde daha kısa bir kalış süresi verilmişse, kişi 90 günlük genel üst sınıra dayanarak daha uzun süre kalamaz.

İtalya’da oturum izni veya D tipi vizesi olanlar için durum farklı

EES esas olarak kısa süreli seyahatlere uygulanır. İtalya veya EES sistemini kullanan başka bir Avrupa ülkesi tarafından verilmiş geçerli bir oturum iznine sahip kişiler ile uzun süreli D tipi ulusal vize sahipleri, bu statüleriyle seyahat ettiklerinde EES kayıt sistemine tabi değildir.

Bu kişiler sınır kontrolünde pasaportlarının yanında geçerli oturum izinlerini veya uzun süreli vizelerini ibraz etmelidir. Dolayısıyla İtalya’da düzenli olarak ikamet eden bir yabancının durumu ile kısa süreli ziyaret amacıyla gelen bir kişinin durumu hukuken aynı değildir.

Aynı şekilde, bir AB vatandaşının üçüncü ülke vatandaşı aile üyesi geçerli bir oturum kartı veya oturum iznine sahipse, belirli koşullar altında EES kaydından muaf olabilir. Ancak yalnızca aile bağı bulunması, tek başına her durumda otomatik muafiyet anlamına gelmez; kişinin elindeki ikamet belgesinin türü önemlidir.

Süre aşımı artık daha kolay tespit edilecek

Bir kişinin izin verilen kısa süreli kalış süresini aşması, onu düzensiz bir hukuki duruma sokabilir. EES, izin verilen sürenin üzerinde kalan kişilerin elektronik olarak tespit edilmesini kolaylaştırmaktadır.

Süre aşımının sonucu her olayda otomatik olarak aynı değildir. Ancak durumun niteliğine göre geri dönüş prosedürleri, sınır kontrollerinde sorunlar, sonraki vize başvurularında olumsuz değerlendirmeler veya gelecekteki girişlerde ek incelemeler gündeme gelebilir. Bu nedenle birkaç günlük bir sürenin dahi önemsiz olduğu düşünülmemelidir.

Özellikle aile ziyareti amacıyla sık sık İtalya’ya gelen, yıl içinde birden fazla Schengen ülkesine seyahat eden veya giriş ve çıkışlarını farklı ülkelerden yapan kişilerin kalış günlerini dikkatle takip etmeleri gerekir.

EES kaydı yanlışsa ne yapılabilir?

Elektronik bir sistem kullanılması, hatanın imkânsız olduğu anlamına gelmez. Bir girişin çıkış olarak kaydedilmesi, çıkış bilgisinin eksik olması veya kişisel verilerde yanlışlık bulunması gibi durumlar ortaya çıkabilir.

EES’e tabi olan kişilerin kendi verilerine erişme, yanlış veya eksik bilgilerin düzeltilmesini isteme ve hukuka aykırı biçimde işlenen verilerin silinmesini talep etme hakları vardır. Bu nedenle sistemdeki yanlış bir kayıt nedeniyle kişinin süre aşımı yapmış gibi görünmesi halinde, sorun görmezden gelinmemeli ve mümkün olan en kısa sürede ilgili makamlar nezdinde düzeltme talebinde bulunulmalıdır.

Böyle bir durumda uçak biletleri, biniş kartları, pasaport kopyaları, diğer ülkelere yapılan girişleri gösteren belgeler ve kişinin fiilen Schengen bölgesi dışında bulunduğunu kanıtlayan her türlü belge önem kazanabilir.

Pratik olarak nelere dikkat edilmeli?

İtalya’ya kısa süreli seyahat eden kişiler, her giriş ve çıkış tarihini kendileri de düzenli biçimde kaydetmelidir. Farklı Schengen ülkelerinde geçirilen sürelerin birlikte hesaplandığı unutulmamalı, yalnızca vizenin son geçerlilik tarihine bakılmamalı ve 90/180 gün hesabı seyahatten önce yapılmalıdır.

İtalya’da oturum izni bulunanların ise özellikle yenileme dönemlerinde geçerli oturum kartını, yenileme başvurusuna ilişkin belgeleri ve pasaportlarını seyahat öncesinde kontrol etmeleri önemlidir. EES kısa süreli seyahatleri hedefleyen bir sistem olsa da sınırda hangi statüyle seyahat edildiğinin açık biçimde belgelenmesi uygulamada belirleyici olabilir.

2026 itibarıyla Schengen sınır yönetiminde temel değişiklik şudur: kısa süreli giriş ve çıkışlar artık büyük ölçüde dijital olarak izlenmektedir. Bu nedenle “pasaportta damga yoktu” veya “kaç gün kaldığımı tam hesaplamadım” şeklindeki açıklamaların hukuki riski ortadan kaldırması beklenmemelidir. Kısa süreli seyahat edenlerin kendi kalış sürelerini önceden hesaplamaları ve herhangi bir kayıt hatasında zaman kaybetmeden hukuki ve idari yollara başvurmaları gerekir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da şiddet veya iş sömürüsü mağdurları için oturum izni: 2026’da süre ve sosyal destek değişti

İtalya’da aile içi şiddet, insan ticareti, sosyal istismar veya ağır iş sömürüsü mağduru olan yabancılar için özel oturum izinleri yalnızca ülkede kalma hakkı sağlamaz. 2026 itibarıyla bu izinlerin süresi daha yeknesak hale getirildi ve bazı sahipleri için Assegno di Inclusione (ADI) adlı sosyal destek sistemine erişim konusunda da önemli uygulama açıklamaları yapıldı.

İtalya Göç Kanunu’nda (Testo Unico Immigrazione – D.Lgs. 286/1998) özellikle 18, 18-bis ve 18-ter maddeleri, farklı türde ciddi sömürü veya şiddet durumlarında yabancı kişilere “casi speciali” olarak adlandırılan özel oturum izinleri verilmesini öngörür. Bu izinların amacı, mağduru yalnızca sınır dışı edilmekten korumak değil; aynı zamanda şiddet veya sömürü ortamından fiilen çıkabilmesini, sosyal destek alabilmesini ve düzenli bir çalışma hayatına geçebilmesini sağlamaktır.

Hangi durumlarda özel oturum izni gündeme gelebilir?

18. madde kapsamındaki izin, özellikle insan ticareti veya ağır sömürü koşullarından kurtulması gereken ve güvenliği bakımından ciddi risk bulunan yabancılar için sosyal koruma amacı taşır. 18-bis maddesi, aile içi şiddet mağdurlarına yönelik özel bir koruma mekanizmasıdır. 18-ter maddesi ise yasa dışı aracılık ve iş sömürüsü mağduru yabancı işçileri korumaya yöneliktir.

İş sömürüsü yalnızca hiç ücret ödenmemesi anlamına gelmez. Sürekli olarak toplu iş sözleşmelerindeki asgari seviyelerin altında ödeme yapılması, çalışma saatleri ve dinlenme sürelerinin sistematik biçimde ihlal edilmesi, sağlık ve güvenlik kurallarına uyulmaması, insan onuruyla bağdaşmayan barınma veya çalışma koşulları ve çalışanın ekonomik ya da kişisel kırılganlığından yararlanılması, somut olayda sömürü göstergeleri olarak değerlendirilebilir.

2026’da izin süreleri neden önemli hale geldi?

2025 sonunda yürürlüğe giren düzenlemelerle “casi speciali” kapsamındaki izinlerin süresi daha tutarlı hale getirildi. Özellikle 18 ve 18-ter maddeleri kapsamındaki oturum izinlarının süresi altı aydan bir yıla çıkarıldı. Böylece 18, 18-bis ve 18-ter kapsamındaki izinlerde bir yıllık süre esas hale geldi.

Bu izinlar, şartların devam etmesi halinde bir yıl daha yenilenebilir; kişinin sosyal ve mesleki olarak yeniden yerleşebilmesi için daha uzun bir süre gerekiyorsa, somut duruma göre daha uzun bir koruma dönemi de söz konusu olabilir. Bu nokta önemlidir: özel durum izni, yalnızca geçici bir “bekleme belgesi” olarak görülmemelidir. Kanunun mantığı, kişinin sömürü veya şiddet ortamından ayrıldıktan sonra düzenli bir yaşam kurabilmesine imkân tanımaktır.

İş sömürüsü mağduru mutlaka suç duyurusunda bulunmak zorunda mı?

18-ter kapsamındaki iş sömürüsü izinlerinde uygulamada sık sorulan sorulardan biri budur. Güncel düzenlemelere göre mağdurun mutlaka kendi adına resmi bir suç duyurusunda bulunması her durumda zorunlu değildir. Ceza soruşturması mağdurun, üçüncü kişilerin veya yetkili makamların girişimiyle başlayabilir. Önemli olan, kişinin olayların ortaya çıkarılmasına ve sorumluların belirlenmesine yararlı bir katkı sunması ve sömürü durumunun yetkili makamlarca değerlendirilebilmesidir.

Bu nedenle düzensiz çalışan bir yabancının “şikâyet edersem otomatik olarak sınır dışı edilirim” düşüncesiyle sessiz kalması hukuken doğru bir varsayım değildir. Tam tersine, ciddi iş sömürüsü mağdurları için özel bir koruma mekanizması vardır. Ancak her düzensiz çalışma ilişkisi otomatik olarak 18-ter iznine dönüşmez. Çalışma koşulları, ücretler, saatler, işverenin davranışı, barınma durumu, tehdit veya baskılar ve kişinin kırılganlığı birlikte değerlendirilir.

Assegno di Inclusione (ADI) hakkı

2026’nın önemli yeniliklerinden biri, “casi speciali” izin sahiplerinin sosyal destek sistemine erişimi konusunda INPS tarafından verilen yeni uygulama talimatlarıdır. 20 Mayıs 2026 tarihli INPS Genelgesi ile 18, 18-bis ve 18-ter maddeleri kapsamındaki oturum izni sahiplerinin Assegno di Inclusione sistemine erişimine ilişkin usuller açıklandı. Çalışma Bakanlığı da Haziran 2026’da bu konuda ilave uygulama açıklamaları yayımladı.

Bu kişiler için ADI’ye erişimde normal başvurularda aranan bazı vatandaşlık, ikamet ve oturum süresi şartları uygulanmaz. Bununla birlikte başvurunun kabulü otomatik değildir: aile biriminin durumu, başvuru prosedürü ve sosyal hizmetlerle yürütülecek dahil olma süreci ayrıca değerlendirilir.

Başvuru INPS sistemi üzerinden dijital kimlikle yapılabilir veya patronato ve yetkili yardım merkezlerinden destek alınabilir. Başvurunun kabul edilmesi halinde SIISL platformuna kayıt ve sosyal dahil olma sürecine ilişkin yükümlülükler de gündeme gelebilir. Bu nedenle yalnızca yardım başvurusu yapmak değil, sonrasında öngörülen idari adımları da takip etmek gerekir.

Belge toplamak neden belirleyicidir?

Şiddet veya sömürü durumlarında en sık yapılan hata, hukuki yardım alınmadan önce olayın belgelenmemesidir. İş sözleşmesi bulunmasa bile banka hareketleri, mesajlar, vardiya kayıtları, işyerindeki fotoğraflar, sağlık raporları, tanık bilgileri, konaklama koşullarına ilişkin belgeler, ücret ödemelerini gösteren kayıtlar veya sendika ve sosyal hizmet raporları önemli olabilir.

Aile içi şiddet bakımından da yalnızca kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı aranmaz. Ceza soruşturması, kolluk tutanakları, sağlık belgeleri, sosyal hizmet değerlendirmeleri ve somut risk göstergeleri birlikte önem taşıyabilir. Her olay kendi şartlarına göre incelenmelidir.

Oturum izni olmayan kişi de korunabilir

Bu koruma mekanizmalarının temel işlevlerinden biri tam da düzensiz durumda bulunan yabancıların sömürüye karşı savunmasız kalmasını önlemektir. Kişinin geçerli bir oturum izninin bulunmaması, ciddi bir sömürü veya şiddet iddiasının incelenmesine engel değildir. Aksine, düzensiz statü çoğu zaman işveren veya fail tarafından baskı aracı olarak kullanılmaktadır.

Bu nedenle şiddet veya ağır iş sömürüsü yaşayan bir kişinin yalnızca mevcut oturum durumuna bakarak “İtalya’da hiçbir hakkım yok” sonucuna varması doğru değildir. Önce hangi koruma kanalının uygulanabileceği, ceza veya idari makamlar önünde hangi işlemlerin başlatılması gerektiği ve kişinin güvenliğini sağlayacak hangi sosyal desteklerin bulunduğu değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak, 2026’daki düzenlemeler özel durum oturum izinlerini daha istikrarlı hale getirirken, sosyal ve ekonomik yeniden başlangıç için de daha güçlü araçlar sunmaktadır. Şiddet veya iş sömürüsü mağduru bir yabancı açısından doğru strateji, yalnızca bir oturum belgesi almak değil; sömürüden çıkışı, hukuki korumayı, düzenli çalışmayı ve sosyal destekleri tek bir süreç olarak ele almaktır.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da işinizi kaybederseniz oturum izniniz hemen sona ermez: “attesa occupazione” ve 2026’daki yeni haklar

İtalya’da işinizi kaybederseniz oturum izniniz hemen sona ermez: “attesa occupazione” ve 2026’daki yeni haklar

İtalya’da çalışma nedeniyle oturum izni bulunan bir yabancı için iş ilişkisinin sona ermesi, kural olarak oturum hakkının da aynı anda sona erdiği anlamına gelmez. İtalyan göç hukukunda “attesa occupazione”, yani iş arama süresi için öngörülen özel bir koruma mekanizması vardır. 2026 yılında hem bu iznin sosyal haklar bakımından kapsamı genişlemiş hem de idari yargı, bu iznin hangi durumlarda kullanılamayacağını yeniden açıklığa kavuşturmuştur.

İş kaybı oturum iznini otomatik olarak sona erdirmez

İtalya Göç Kanunu’nun, yani 286/1998 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 22. maddesinin 11. fıkrası, işini kaybeden yabancı işçiyi doğrudan düzensiz duruma düşmekten korur. İşten çıkarılma veya istifa halinde, mevsimlik çalışma izni dışında, yabancı işçi geçerli oturum izninin kalan süresi boyunca iş arayan olarak kaydını sürdürebilir.

Kanun ayrıca bu korumanın belirli durumlarda yalnızca oturum kartının kalan süresiyle sınırlı olmadığını öngörür. İşçi, kural olarak en az bir yıl boyunca iş arama statüsünden yararlanabilir. Eğer aldığı işsizlik veya gelir destek ödeneğinin süresi daha uzunsa, koruma bu daha uzun süre boyunca da devam edebilir.

Bu nedenle “işimi kaybettim, oturum iznim de bitti” şeklindeki düşünce her zaman doğru değildir. Önemli olan, iş ilişkisinin sona ermesinden sonra gerekli kayıt ve başvuruların zamanında yapılması ve kişinin yeni iş aradığını hukuken belgeleyebilmesidir.

Centro per l’Impiego kaydı neden önemlidir?

İşini kaybeden yabancı açısından temel adımlardan biri, ikamet ettiği yerdeki Centro per l’Impiego ile temas kurmak ve iş arayan statüsünü belgelemektir. Uygulamada bu süreç, işe hazır olunduğuna ilişkin beyanın ve gerekli iş arama kayıtlarının yapılmasını gerektirir.

Questura nezdinde “attesa occupazione” izni talep edilirken iş ilişkisinin sona erdiğini gösteren belgeler, önceki oturum izni, iş arayan kaydı ve varsa işsizlik ödeneğine ilişkin belgeler önem taşır. Dosyanın yalnızca eski iş sözleşmesine dayanması yeterli değildir; yabancı kişinin gerçekten iş piyasasında yeni bir iş aradığı gösterilmelidir.

2026’da önemli gelişme: Assegno Unico ve Bonus Nido

2026 yılında bu izin türü bakımından önemli bir sosyal hak gelişmesi yaşandı. INPS, 22 Ocak 2026 tarihli 205 sayılı mesajıyla, “attesa occupazione” oturum izni sahiplerinin belirli aile yardımlarından yararlanabileceğini kabul etti.

Buna göre, gerekli diğer şartların da bulunması halinde, bu izin sahiplerinin Assegno Unico e Universale ve Bonus Asilo Nido başvuruları yalnızca oturum izninin türü gerekçe gösterilerek reddedilmemelidir. Bu yaklaşımın temelinde, “attesa occupazione” izninin çalışma hakkıyla bağlantılı bir oturum statüsü olması ve eşit muamele ilkesinin uygulanması vardır.

Bu gelişme özellikle çocuklu aileler açısından önemlidir. İş kaybı sonrasında yalnızca oturum statüsünün değil, aile desteklerinin de korunabilmesi, ekonomik geçiş döneminde ciddi bir güvence sağlayabilir.

Ancak bu izin her düzensizliği düzeltmek için kullanılamaz

2026 tarihli idari yargı kararları, “attesa occupazione” izninin sınırlarını da açık biçimde ortaya koymaktadır. Lombardia Bölge İdare Mahkemesi’nin Brescia Birinci Dairesi, 2 Nisan 2026 tarihli 477 sayılı kararında, yabancı işçinin İtalya’ya çalışma amacıyla girişine temel oluşturan prosedürün baştan itibaren gerekli şartlardan yoksun olması halinde, daha sonra “attesa occupazione” izni talep edilmesinin mümkün olmadığını belirtti.

Başka bir ifadeyle, bu izin, geçerli şekilde kurulmuş bir çalışma ve oturum ilişkisinin sonradan sona ermesine karşı koruma sağlar. Fakat başlangıçtaki nulla osta veya çalışma giriş prosedürü hukuken geçerli değilse, “attesa occupazione” mekanizması bu ilk eksikliği sonradan ortadan kaldıran genel bir düzenleme aracı değildir.

Mevsimlik çalışanlar için farklı kural

Önemli bir başka nokta da mevsimlik çalışma izinleridir. Kanunun 22. maddesindeki iş arama koruması, klasik biçimiyle mevsimlik çalışma izinlerine uygulanmaz. Bu nedenle tarım veya turizm sektöründe mevsimlik izinle çalışan kişiler, sözleşme sona erdiğinde durumlarını normal çalışma izni sahipleriyle aynı şekilde değerlendirmemelidir.

Mevsimlik çalışmadan mevsimlik olmayan çalışmaya geçiş için ayrıca öngörülen dönüşüm kuralları ve şartları vardır. Bu iki hukuki yol birbirine karıştırılmamalıdır.

Questura’dan ret veya uzun gecikme gelirse ne yapılabilir?

“Attesa occupazione” izni talebinin reddedilmesi halinde, ret gerekçesinin dikkatle incelenmesi gerekir. Özellikle idarenin kişinin önceki çalışma statüsünü, iş arama kaydını veya sosyal ve ailevi durumunu eksik değerlendirdiği durumlarda hukuki itiraz imkânları gündeme gelebilir.

Aynı şekilde, başvurunun uzun süre sonuçlandırılmaması da başvurucunun pasif biçimde beklemesi gerektiği anlamına gelmez. Dosyanın hangi aşamada olduğunun Questura’dan yazılı olarak sorulması, gerekli belgelerin tamamlandığının kanıtlanması ve gerektiğinde idari sessizliğe karşı hukuki yollara başvurulması mümkündür.

Sonuç olarak, İtalya’da iş kaybı ile oturum hakkının kaybı aynı şey değildir. Geçerli bir çalışma iznine sahipken işini kaybeden yabancının, zamanında hareket etmesi halinde, yeni iş bulabilmesi için hukuki bir geçiş dönemi vardır. Ancak bu koruma otomatik değildir: doğru izin türünün belirlenmesi, Centro per l’Impiego kaydı, Questura başvurusu ve dosyanın belgelerle desteklenmesi belirleyici önemdedir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da aile nedenleriyle oturma izni yenilenirken hangi değişiklikler bildirilmelidir?

İtalya’da aile nedenleriyle oturma izni yenilenirken hangi değişiklikler bildirilmelidir? Aile nedenleriyle verilen oturma izninin yenilen...