sabato 29 agosto 2026

İtalya’da öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçiş: kota bekleme zorunluluğu yok

İtalya’da öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçiş: kota bekleme zorunluluğu yok

İtalya’da öğrenim gören Türk vatandaşları için önemli bir uygulama kolaylığı bulunmaktadır: geçerli bir öğrenci oturum izninin çalışma amaçlı oturum iznine dönüştürülmesi artık yıllık Decreto Flussi kotalarına bağlı değildir. Başvuru yılın herhangi bir döneminde yapılabilir; ancak mevcut oturum izninin hâlen geçerli olması ve çalışma türüne ilişkin şartların gerçekten mevcut bulunması gerekir.

Öğrenci oturumuyla ne kadar çalışılabilir?

Öğrenci oturum izni, eğitim devam ederken sınırlı biçimde çalışma hakkı verir. Genel kural haftada en fazla 20 saat ve yılda toplam 1.040 saattir. Bu sınırların üzerinde düzenli bir çalışma yapılmak isteniyorsa, çalışma amaçlı oturum iznine geçiş gündeme gelir.

Artık click day veya yıllık kota beklenmiyor

2023 yılında yapılan mevzuat değişikliğiyle, öğrenci, staj ve mesleki eğitim amacıyla verilen oturum izinlerinin çalışma iznine dönüştürülmesinde yıllık göç kotalarına bağlılık kaldırıldı. Bu nedenle 2026 yılında öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçmek isteyen bir kişi, sırf Decreto Flussi kotası açılmadığı veya click day tarihi gelmediği için beklemek zorunda değildir.

Dönüşüm otomatik değildir

Kota engelinin kaldırılması, her başvurunun otomatik olarak kabul edileceği anlamına gelmez. Mevcut oturum izninin geçerli olması, iş teklifinin veya çalışma ilişkisinin gerçek ve hukuken uygun bulunması ve başvurunun çalışma türüne göre gerekli belgelerle desteklenmesi gerekir. Bağımlı çalışma için işverenin sunduğu çalışma koşulları ve sözleşme unsurları; bağımsız çalışma için ise ilgili faaliyetin yasal şartları ayrıca değerlendirilir.

Başvuru, İçişleri Bakanlığının Portale ALI sistemi üzerinden yetkili Sportello Unico per l’Immigrazione’ya yöneltilir. Uygulamada istenen belgeler ve işlem adımları, başvurunun türüne ve yetkili Prefettura’nın organizasyonuna göre değişebildiğinden, başvuru öncesinde güncel belge listesinin kontrol edilmesi önemlidir.

Başvuru beklerken çalışma hakkı

2026 yılında özellikle önemli olan bir başka nokta, dönüşüm başvurusu sonuçlanana kadar çalışma hakkının korunmasıdır. TUI’nin 5. maddesinin 9-bis fıkrası uyarınca, oturum izninin verilmesi, yenilenmesi veya dönüştürülmesi için usulüne uygun başvuru yapıldığını gösteren makbuz, işlemin devam ettiği dönemde yasal kalışın ve buna bağlı hakların ispatında kullanılabilir.

Çalışma ilişkisi kurulacaksa işverenin zorunlu UNILAV bildirimini süresinde yapması gerekir. Ev hizmetlerinde ise ilgili bildirim INPS üzerinden yapılır. Dönüşüm talebinin daha sonra reddedilmesi hâlinde, bu başvuruya bağlı çalışma hakkı da sona erer.

En kritik konu: oturum izninin süresini kaçırmamak

Öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçişte en sık yapılan hatalardan biri, mevcut iznin süresinin sona ermesini beklemektir. Mevzuat, dönüşümün geçerli bir oturum izni üzerinden yapılmasını esas alır. Bu nedenle iş teklifi alınmışsa, gerekli belgeler hazırsa ve çalışma hayatına geçiş kararı verilmişse başvurunun son güne bırakılmaması gerekir.

Türk öğrenciler açısından pratik sonuç

İtalya’da eğitim gören bir Türk vatandaşı için sistem artık eskiye göre daha esnektir. Öğrenci oturumu devam ederken sınırlı süreli çalışma mümkündür; daha yoğun ve sürekli bir iş ilişkisine geçmek istenirse çalışma oturumuna dönüşüm için yıllık kota beklenmez. Ancak bu avantajdan yararlanabilmek için oturum izninin geçerliliğini, iş sözleşmesinin uygunluğunu ve başvurunun doğru idari kanaldan zamanında yapılmasını birlikte değerlendirmek gerekir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalyan veya AB vatandaşıyla aile birleşimi: Türkiye’den başvuruda nulla osta gerekmiyor

İtalya’da yaşayan bir İtalyan veya Avrupa Birliği vatandaşının Türk vatandaşı olan eşi, çocuğu ya da belirli şartları taşıyan diğer yakın aile üyeleri için uygulanacak yol, iki yabancı arasındaki klasik aile birleşimi prosedüründen farklıdır. En önemli fark şudur: bu kişiler, kural olarak, İtalya’daki Sportello Unico per l’Immigrazione’dan aile birleşimi için “nulla osta” almak zorunda değildir; doğrudan yetkili İtalyan konsolosluk makamına aile amaçlı vize başvurusu yapılır.

Bu ayrım uygulamada son derece önemlidir. Çünkü İtalya’da oturma izni bulunan bir üçüncü ülke vatandaşının yabancı aile üyesini yanına getirmesi ile bir İtalyan veya başka bir AB vatandaşının yabancı aile üyesinin İtalya’ya gelmesi aynı hukuki rejime tabi değildir. İlk durumda esas olarak Göç Kanunu’nun, yani D.Lgs. 286/1998’in 28 ve 29. maddeleri uygulanırken; ikinci durumda serbest dolaşım ve aile üyelerinin ikamet hakkına ilişkin D.Lgs. 30/2007 hükümleri devreye girer.

“Nulla osta” neden gerekmiyor?

Klasik aile birleşiminde İtalya’da yaşayan yabancı kişi önce Prefettura bünyesindeki Sportello Unico per l’Immigrazione’ya başvurur. İdare, oturma izni, gelir, konut ve diğer şartları inceleyerek aile birleşimine izin veren “nulla osta” belgesini düzenler; ancak bundan sonra aile üyesi konsolosluğa vize başvurusunda bulunabilir.

İtalyan veya AB vatandaşlarının yabancı aile üyeleri bakımından ise sistem farklıdır. İtalyan İçişleri Bakanlığına bağlı Prefettura sayfalarında 2026 yılında da açık biçimde teyit edildiği üzere, İtalyan veya AB vatandaşının yabancı aile üyesinin Sportello Unico’dan nulla osta istemesine gerek yoktur. Başvuru doğrudan İtalya’nın yetkili büyükelçiliğine veya konsolosluğuna yapılır.

Bu nedenle, örneğin İtalya’da yaşayan bir İtalyan vatandaşıyla evli olan Türk vatandaşının, iki yabancı arasındaki aile birleşimi prosedüründe olduğu gibi önce Prefettura’dan izin çıkmasını beklemesi kural olarak gerekli değildir. Aynı şekilde, AB vatandaşı bir kişinin D.Lgs. 30/2007 kapsamına giren Türk vatandaşı aile üyeleri de daha elverişli aile dolaşımı rejiminden yararlanabilir.

Uzun süreli yerleşme için doğru vize hangisidir?

1 Haziran 2024 tarihinden itibaren, İtalya’da sürekli olarak yaşayan bir İtalyan veya AB vatandaşının yanına aile birleşimi amacıyla gelecek yabancı aile üyeleri için kısa süreli turistik vize yerine “motivi familiari” gerekçeli ulusal D tipi vize uygulanmaktadır. Bu vize, aile üyesinin İtalya’ya yerleşme niyetine uygun olarak düzenlenir ve uygulamada 365 günlük geçerlilikle verilir.

Burada amaç yalnızca İtalya’yı ziyaret etmek değil, aile hayatını İtalya’da sürekli biçimde sürdürmektir. Bu nedenle üç aydan kısa süreli aile ziyareti ile gerçek anlamda aile birleşimi birbirinden ayrılmalıdır. Kısa süreli ziyaretlerde Schengen C tipi vize rejimi uygulanmaya devam ederken, İtalya’ya yerleşmek üzere yapılan aile birleşiminde ulusal aile vizesi kullanılmalıdır.

Kimler aile üyesi sayılır?

D.Lgs. 30/2007 bakımından aile üyesi kavramı yalnızca eşle sınırlı değildir. Eşin yanı sıra, hukuken tanınan kayıtlı partner; 21 yaşından küçük doğrudan çocuklar veya yaşı daha büyük olsa bile ekonomik olarak bağımlı çocuklar; ayrıca ekonomik olarak bağımlı doğrudan üstsoy hısımlar da belirli koşullarda bu rejim kapsamına girebilir. Kanun, eş veya partnerin belirli aile üyelerini de aynı çerçevede değerlendirir.

Bu nedenle başvuru yapılmadan önce yalnızca akrabalık bağının bulunup bulunmadığı değil, o bağın D.Lgs. 30/2007’de öngörülen kategorilerden birine gerçekten girip girmediği kontrol edilmelidir. Özellikle yetişkin çocuklar ve anne-babalar bakımından “bakmakla yükümlü olma” veya ekonomik bağımlılık unsuru belirleyici olabilir ve bu durumun belgelerle ispatlanması gerekir.

Türkiye’den başvuruda pratik olarak ne yapılmalı?

Türkiye’deki İtalyan diplomatik makamlarının güncel uygulaması da aile üyeleri bakımından bu özel statüyü dikkate almaktadır. İtalya’nın Ankara Büyükelçiliği, İtalyan ve AB vatandaşlarının yakınlarının standart vize kullanıcılarından ayrı şekilde doğrudan Büyükelçilikle randevu sürecini başlatabileceğini belirtmektedir. İstanbul Başkonsolosluğu da vize türleri arasında “Motivi familiari – congiunti cittadini UE” kategorisini ayrı bir başlık altında göstermektedir.

Başvuruda aile bağını kanıtlayan resmi belgeler merkezi öneme sahiptir. Evlilik, doğum veya diğer medeni hal belgelerinin somut duruma göre usulüne uygun şekilde düzenlenmiş, gerektiğinde apostilli veya tasdik edilmiş ve İtalyancaya çevrilmiş olması gerekebilir. Belgelerde ad-soyad, doğum tarihi veya medeni hal bakımından küçük görünen tutarsızlıklar dahi konsolosluk incelemesini geciktirebildiğinden, dosya verilmeden önce tüm kişisel verilerin birbiriyle uyumlu olup olmadığı kontrol edilmelidir.

Gelir ve konut şartları aynı mı?

Bu özel aile birleşimi rejiminin bir başka önemli sonucu, İtalyan veya AB vatandaşının yabancı aile üyesi için başvurusunun, iki yabancı arasındaki aile birleşiminde öngörülen klasik gelir ve uygun konut şartlarıyla aynı biçimde değerlendirilmemesidir. İdarenin güncel bilgilendirmelerinde de İtalyan veya AB vatandaşı için klasik “nulla osta” prosedüründeki gelir ve konut şartlarının aranmadığı açıkça belirtilmektedir.

Bununla birlikte bu durum, hiçbir belge sunulmayacağı veya aile ilişkisinin otomatik kabul edileceği anlamına gelmez. Konsolosluk, aile bağının gerçekliğini, başvuranın kimliğini, seyahat belgesini ve ilgili hukuki kategoriye girilip girilmediğini incelemeye devam eder. Özellikle ekonomik bağımlılığın şart olduğu aile üyelerinde, bağımlılık ilişkisinin somut olarak ispatlanması gerekir.

İtalya’ya girişten sonra işlem bitmiş sayılmaz

Vizenin alınması yalnızca giriş aşamasını tamamlar. Aile üyesi İtalya’ya geldikten sonra, kendi hukuki durumuna uygun ikamet belgesinin alınması için Questura nezdindeki işlemler zamanında başlatılmalıdır. AB vatandaşlarının üçüncü ülke vatandaşı aile üyeleri bakımından ikamet hakkı, giriş vizesinden bağımsız olarak D.Lgs. 30/2007 çerçevesinde değerlendirilir ve gerekli ikamet belgesinin düzenlenmesi ayrıca talep edilmelidir.

Bu noktada sık yapılan hata, ulusal vizenin tek başına uzun süreli ikamet belgesi olduğu düşüncesidir. Oysa vize İtalya’ya giriş hakkını sağlar; İtalya’daki kalışın hukuki statüsü ise girişten sonra yetkili makam önünde tamamlanan ikamet prosedürüyle belgelenir.

Yanlış prosedür aylarca zaman kaybettirebilir

Uygulamada en önemli meselelerden biri doğru hukuki yolu baştan seçmektir. İtalyan vatandaşıyla evli bir Türk vatandaşını, sanki İtalya’da oturma izni bulunan yabancı bir kişinin eşine uygulanan klasik art. 29 TUI prosedürüne tabi tutmak gereksiz işlemlere ve ciddi gecikmelere yol açabilir. Aynı şekilde, İtalya’da kalıcı biçimde aile birleşimi amaçlandığı halde yalnızca turistik vize mantığıyla hareket edilmesi de sonraki ikamet aşamasında sorun yaratabilir.

Bu nedenle dosyanın ilk aşamasında üç soru açıkça cevaplandırılmalıdır: İtalya’daki aile üyesi İtalyan veya AB vatandaşı mı; başvuran kişi D.Lgs. 30/2007 anlamında aile üyesi sayılıyor mu; amaç kısa süreli ziyaret mi yoksa İtalya’da sürekli aile hayatı kurmak mı? Bu üç unsur doğru belirlendiğinde uygulanacak vize ve ikamet yolu da büyük ölçüde netleşir.

İtalya’da aile birliği hakkı güçlü biçimde korunmaktadır; ancak bu hakkın etkili biçimde kullanılabilmesi, doğru hukuki kategorinin seçilmesine ve başvurunun baştan itibaren o kategoriye uygun belgelerle hazırlanmasına bağlıdır. Özellikle Türkiye’den yapılacak başvurularda, klasik yabancı-yabancı aile birleşimi ile İtalyan veya AB vatandaşının aile üyesine ilişkin özel rejimin birbirine karıştırılmaması gerekir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da iltica başvurusu her zaman C3 formuyla başlamaz: İlk irade beyanı belirleyici olabilir

İtalya’da iltica başvurusu her zaman C3 formuyla başlamaz: İlk irade beyanı belirleyici olabilir

İtalya’da uluslararası koruma başvurusu bakımından en önemli tarihlerden biri, kişinin sığınma talebini ilk kez ne zaman ortaya koyduğudur. İtalya Yargıtayı’nın 18 Mayıs 2026 tarihli ve 14851 sayılı kararı, başvurunun hukuki olarak her zaman Questura’da C3 formunun doldurulduğu gün başlamadığını; bazı durumlarda, yabancının bir devlet makamına koruma talep etme iradesini açık ve ciddi biçimde bildirdiği daha önceki tarihin esas alınabileceğini ortaya koydu.

Yargıtay neye karar verdi?

Karara konu olayda yabancı, 3 Ocak 2023’te Lampedusa’ya ulaştıktan sonra uluslararası koruma talep etmek istediğini bildirmiş, daha sonra Prefettura tarafından sığınmacı sıfatıyla bir kabul merkezine yerleştirilmişti. Buna rağmen başvurunun Questura’daki resmi kaydı ancak 8 Mayıs 2023’te yapılmıştı.

Alt derece mahkemesi, uygulanacak hukuku belirlerken resmi kayıt tarihini esas almıştı. Yargıtay ise bu yaklaşımın yeterli olmadığını belirterek kararı bozdu. Mahkeme, uluslararası koruma talebinin doğum anının yalnızca idari formalizasyona bağlanamayacağını ve başvuru sahibinin devlet makamına yöneltilmiş, koruma talebi olduğu açıkça anlaşılabilen ve prosedürü harekete geçirmeye elverişli irade beyanının da hukuken önem taşıdığını vurguladı.

C3 formu ile “iltica talebini bildirmek” aynı şey değildir

İtalya’daki uygulamada sığınma prosedürünün resmi hale getirilmesi çoğu zaman Questura’da doldurulan ve uygulamada “modello C3” olarak bilinen form ile gerçekleşir. Ancak Avrupa Birliği hukuku ve İtalyan mevzuatı, “başvuruyu yapmak” ile “başvuruyu kaydetmek veya formalize etmek” arasında ayrım yapmaktadır.

D.Lgs. 142/2015’in 2. maddesi, uluslararası koruma başvurusunda bulunan kişiyi yalnızca C3 formunu imzalamış kişi olarak değil, koruma talep etme iradesini ortaya koymuş yabancı olarak da tanımlar. Benzer şekilde, 2013/32/UE sayılı Usul Direktifi, başvurunun sunulması ile idarenin bunu kayda geçirmesini iki ayrı aşama olarak düzenler.

Bu yaklaşım Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın C-36/20 PPU sayılı VL kararında da açıkça ortaya konmuştu: bir kişinin sığınmacı sıfatını kazanması, başvurunun idari olarak kayıt altına alınmasına veya daha sonra tamamlanacak formalitelere mutlak biçimde bağlanamaz.

Ancak her söz veya her niyet beyanı yeterli değildir

14851/2026 sayılı kararın en önemli yönlerinden biri de sınırı açıkça çizmesidir. Yargıtay, yabancının herhangi bir kişiye “İtalya’da kalmak istiyorum” demesini ya da genel bir korkudan söz etmesini otomatik olarak uluslararası koruma başvurusu saymamaktadır.

İrade beyanının, devlet yapılanmasına dahil bir makama yöneltilmiş olması, kişinin uluslararası koruma talep ettiği yönünde yeterince açık bir içerik taşıması ve bu beyanın yetkili makamlara iletilerek prosedürü başlatmaya elverişli olması gerekir. Polis, sınır makamları, Questura veya belirli durumlarda devlet sistemi içerisinde hareket eden başka bir makam önünde yapılan açık bir koruma talebi bu nedenle önem kazanabilir.

Başvurunun gerçek tarihi neden önemlidir?

Başvurunun hangi tarihte yapılmış sayılacağı yalnızca teorik bir mesele değildir. Özellikle mevzuatın zaman içinde değiştiği durumlarda, hangi kanun hükümlerinin uygulanacağını doğrudan etkileyebilir.

Yargıtay’ın önündeki olayda da sorun tam olarak buydu. Yabancı, koruma iradesini Decreto Cutro olarak bilinen D.L. 20/2023’ün yürürlüğe girmesinden önce ortaya koyduğunu ileri sürüyordu; resmi C3 kaydı ise daha sonra yapılmıştı. Bu nedenle önceki ve daha elverişli düzenlemenin uygulanıp uygulanmayacağı, başvurunun gerçek başlangıç tarihine bağlıydı.

Yargıtay, uygulanacak hukuku belirlerken yalnızca formalizasyon tarihine bakılamayacağını ve hukuken geçerli bir irade beyanının daha önce yapılmış olması halinde bu tarihin dikkate alınması gerektiğini kabul etti. Dosya bu ilke doğrultusunda yeniden değerlendirilmek üzere Roma Mahkemesine gönderildi.

Questura randevusu gecikiyorsa hangi belgeler saklanmalı?

Bu kararın pratik sonucu özellikle Questura’dan haftalar veya aylar sonrasına randevu verilen kişiler bakımından önemlidir. Yabancı, uluslararası koruma talep etmek istediğini daha önce açıkça bildirmişse, bu bildirimin tarihini kanıtlayabilecek bütün belgeleri saklamalıdır.

Questura’ya gönderilmiş PEC veya e-posta, avukat tarafından yapılan randevu talebi, polis veya sınır makamınca düzenlenen belge, kabul merkezine yerleştirilme kararı, Prefettura yazısı, başvuru talebinin kayda alındığını gösteren herhangi bir tutanak veya resmi yazışma daha sonra büyük önem taşıyabilir.

Özellikle bir avukat aracılığıyla Questura’ya yapılan ve kişinin uluslararası koruma talep etmek istediğini açıkça belirten başvuruların tarih ve teslim kayıtlarının korunması önemlidir. İtalyan Yargıtayı önceki kararlarında da, belirli koşullar altında Questura’ya PEC yoluyla gönderilen koruma talebine veya avukat aracılığıyla yapılan formalizasyon randevusu talebine hukuki değer tanımıştır.

İdari gecikme yabancının aleyhine otomatik olarak kullanılamaz

Kararın arkasındaki temel ilke açıktır: yabancı uluslararası koruma isteme iradesini yetkili devlet sistemine açık biçimde bildirmişse, daha sonra idarenin C3 formalizasyonunu geciktirmesi her durumda başvurunun hukuki başlangıcını ileri bir tarihe taşıyamaz.

Bu husus, yalnızca uygulanacak kanunun belirlenmesinde değil; kişinin sığınmacı sıfatının hangi andan itibaren değerlendirilmesi gerektiği, kabul sistemine erişimi ve bazı yargısal uyuşmazlıklarda sahip olduğu güvenceler açısından da önem taşıyabilir. Bununla birlikte her dosya kendi belgeleri ve kronolojisi üzerinden değerlendirilmelidir; irade beyanının varlığı ve hukuki yeterliliği somut olarak kanıtlanmalıdır.

Pratik sonuç

İtalya’da uluslararası koruma başvurusu yapmak isteyen bir kişi açısından yalnızca C3 randevusunun tarihine bakmak doğru olmayabilir. Koruma talebinin daha önce bir devlet makamına açıkça bildirilmiş olması halinde, bu ilk beyan hukuken belirleyici hale gelebilir.

Bu nedenle Questura’daki gecikmeler karşısında pasif biçimde beklemek yerine, koruma talebinin ne zaman ve hangi makama bildirildiğinin belgelendirilmesi gerekir. 14851/2026 sayılı Yargıtay kararı, idari formalitenin temel hakkın önüne geçemeyeceğini; ancak aynı zamanda hukuken dikkate alınabilecek bir başvurunun açık, ciddi ve devlet makamına yöneltilmiş olması gerektiğini ortaya koymaktadır.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da AB Mavi Kartı: 2026’da yüksek nitelikli çalışanlar için daha hızlı ve dijital süreç

İtalya’da yüksek nitelikli bir işte çalışmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için AB Mavi Kartı (Carta Blu UE), klasik Decreto Flussi kotalarından bağımsız bir giriş ve oturum yolu sunuyor. 2026 yılında süreç daha da pratik hale geldi: yüksek nitelikli çalışanlar için nulla osta süresi 30 güne indirildi ve 19 Haziran 2026’dan itibaren oturum sözleşmesinin Portale Servizi üzerinden dijital olarak imzalanıp gönderilmesi mümkün hale geldi.

AB Mavi Kartı neden klasik çalışma izninden farklıdır?

AB Mavi Kartı, İtalya Göç Kanunu’nun (D.Lgs. 286/1998) 27-quater maddesinde düzenlenen özel bir çalışma ve oturum iznidir. En önemli özelliği, Decreto Flussi kapsamında her yıl belirlenen sayısal kotaların dışında işlemesidir. Bu nedenle başvuru, belirli bir “click day” tarihine veya yıllık kontenjanın açık olmasına bağlı değildir. İtalya’da bir işveren, gerekli şartları taşıyan yüksek nitelikli bir yabancı çalışan için yılın herhangi bir döneminde başvuru yapabilir.

Bu mekanizma özellikle mühendislik, bilişim, teknik uzmanlık, yönetim ve ileri düzey mesleki bilgi gerektiren alanlarda çalışanlar bakımından önemlidir. Ancak Mavi Kart yalnızca üniversite mezunlarına ayrılmış bir sistem değildir. Mevzuat, belirli koşullarda uzun süreli ve nitelikli mesleki deneyimin de yüksek nitelik şartını karşılamasına imkân tanımaktadır.

Kimler yüksek nitelikli çalışan sayılabilir?

Başvuruda alternatif şartlardan birinin bulunması yeterlidir. Yabancının en az üç yıllık yükseköğrenim veya yüksek nitelikli mesleki eğitim belgesine sahip olması mümkündür. Düzenlemeye tabi mesleklerde ise İtalya’da mesleğin icrası için gereken tanıma ve yetkilendirme şartlarının ayrıca yerine getirilmesi gerekir.

Üniversite diploması bulunmayan kişiler için de bir yol vardır. Başvurulan iş veya sektörle ilgili en az beş yıllık yüksek düzey mesleki deneyim, kanunda öngörülen koşullarda eğitim belgesinin yerine geçebilir. Bilgi ve iletişim teknolojileri alanındaki belirli yönetici ve uzmanlar bakımından ise, başvurudan önceki yedi yıl içinde edinilmiş en az üç yıllık ilgili mesleki deneyim yeterli olabilir.

Türkiye’de düzenlenmiş diploma, mesleki yeterlilik ve çalışma deneyimini gösteren belgelerin hazırlanması başvurunun en hassas aşamalarından biridir. Belgelerin gerektiğinde Apostille ile tasdik edilmesi, İtalyancaya usulüne uygun şekilde çevrilmesi ve eğitim belgeleri bakımından yetkili makamların talep ettiği değer veya karşılaştırılabilirlik belgelerinin sunulması gerekebilir. Eksik veya biçimsel olarak uygun olmayan bir dosya, maddi şartlar mevcut olsa bile sürecin uzamasına yol açabilir.

İş teklifinin hangi şartları taşıması gerekir?

İtalya’daki işveren, Sportello Unico per l’Immigrazione üzerinden elektronik başvuru yapar. İş sözleşmesinin veya bağlayıcı iş teklifinin en az altı aylık olması gerekir. Ayrıca ücret, uygulanabilir ulusal toplu iş sözleşmesinde öngörülen seviyenin altında olamaz ve kanunun yüksek nitelikli çalışanlar için belirlediği yıllık ücret eşiğini karşılamalıdır.

Bu nedenle yalnızca iş unvanının “uzman”, “mühendis” veya “manager” olarak yazılması yeterli değildir. Görevin gerçek içeriği, çalışanın eğitimi veya mesleki deneyimi, sözleşme koşulları ve ücret seviyesi birbiriyle uyumlu olmalıdır. İdarenin değerlendirmesi, yalnızca belgenin adına değil, somut iş ilişkisinin niteliğine dayanır.

2026’da önemli değişiklik: nulla osta için 30 günlük süre

Yüksek nitelikli çalışanlara ilişkin nulla osta prosedüründe önemli bir hızlandırma yapılmıştır. 2025 sonunda kabul edilen sadeleştirme düzenlemeleriyle, AB Mavi Kartı başvurularında daha önce 90 gün olarak öngörülen karar süresi 30 güne indirilmiştir. Bu değişiklik, özellikle işverenin yabancı çalışanı kısa sürede işe başlatmak istediği durumlarda Mavi Kartı klasik çalışma göçü prosedürlerine göre daha işlevsel bir seçenek haline getirmektedir.

Elbette 30 günlük süre, eksik veya tartışmalı belgelerin kendiliğinden olumlu sonuçlanacağı anlamına gelmez. Mesleki yeterlilik, ücret, işverenin ekonomik yeterliliği veya düzenlemeye tabi bir mesleğin tanınması konusunda sorun varsa idare ek belge isteyebilir veya başvuruyu reddedebilir. Bu nedenle hızlandırılmış süre, dosyanın baştan eksiksiz hazırlanmasını daha da önemli hale getirir.

19 Haziran 2026’dan itibaren dijital oturum sözleşmesi

2026’daki ikinci önemli yenilik prosedürün dijitalleşmesidir. 19 Haziran 2026’dan itibaren AB Mavi Kartı kapsamındaki girişlerde oturum sözleşmesinin Portale Servizi üzerinden elektronik olarak imzalanıp gönderilmesine yönelik işlev aktif hale getirilmiştir. İşveren dijital veya nitelikli elektronik imza kullanabilir; yabancı çalışan bakımından ise kanunun öngördüğü koşullarda el yazısıyla imzalanmış belgenin elektronik olarak iletilmesi mümkündür.

Çalışan İtalya’ya girdikten sonra işverenin portal üzerinden giriş bilgilerini kaydetmesi ve kendisine PEC yoluyla iletilen belgeleri süresi içinde tamamlaması gerekir. Genel çalışma göçü düzenlemeleri uyarınca oturum sözleşmesinin İtalya’ya girişten sonra gecikmeden ve kanuni süreler içinde imzalanıp Sportello Unico’ya gönderilmesi, ardından Questura nezdindeki oturum izni işlemlerinin başlatılması önem taşır.

İtalya’da zaten yasal olarak bulunanlar da yararlanabilir

Mavi Kart sistemi yalnızca Türkiye’den yeni giriş yapacak kişiler için değildir. Kanunun öngördüğü şartları taşıyan ve İtalya’da başka bir nedenle yasal olarak bulunan bazı yabancılar da bu prosedürden yararlanabilir. Bu durumda her dosyada mevcut oturum türünün, başvurunun hangi aşamada yapılabileceğinin ve kişinin vize almak için İtalya’dan çıkmasının gerekip gerekmediğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Özellikle öğrencilikten, araştırma faaliyetinden, ICT statüsünden veya başka bir yasal oturumdan yüksek nitelikli istihdama geçmek isteyen kişiler açısından Mavi Kart, yalnızca bir “yurt dışından işçi getirme” mekanizması olarak görülmemelidir. Doğru şartlar mevcutsa, İtalya’da mevcut hukuki statünün daha istikrarlı bir çalışma statüsüne dönüştürülmesi bakımından da kullanılabilir.

Aile hayatı bakımından da avantajlı bir statü

AB Mavi Kartı sahiplerine aile birleşimi konusunda da daha elverişli kurallar tanınmıştır. Kart sahibinin aile birleşimi hakkı, normal prosedürlerde görülen bazı süre sınırlamalarından bağımsız olarak kullanılabilir. Şartlar mevcutsa aile üyelerinin aile oturum izinleri Mavi Kartla bağlantılı şekilde verilebilir ve aile üyesinin oturum izni çalışma, serbest meslek veya eğitim bakımından da haklar sağlayabilir.

Bu yönüyle Mavi Kart, yalnızca çalışma izni değildir. Özellikle uzun vadeli olarak İtalya’da yaşamak, mesleki kariyer kurmak ve aile hayatını burada sürdürmek isteyen yüksek nitelikli kişiler için daha kapsamlı bir göç statüsüdür.

Başvurudan önce dosyanın hukuki kontrolü önemlidir

Uygulamada en sık görülen hatalardan biri, yabancının özgeçmişinin güçlü olmasının tek başına Mavi Kart için yeterli olduğunun düşünülmesidir. Oysa idare; eğitim veya mesleki deneyim belgesini, iş teklifinin süresini, ücret düzeyini, görevin gerçekten yüksek nitelik gerektirip gerektirmediğini, işverenin ekonomik ve organizasyonel yapısını ve gerekli durumlarda mesleki tanımayı birlikte değerlendirir.

Bu nedenle özellikle Türkiye’den yapılacak başvurularda, iş sözleşmesi imzalanmadan ve nulla osta dosyası gönderilmeden önce yabancının belgeleri ile işverenin teklifinin hukuki açıdan birbirine uyumlu olup olmadığı kontrol edilmelidir. Doğru hazırlanmış bir dosya, 2026’da getirilen 30 günlük hızlandırılmış prosedür ve dijital sözleşme sisteminin sağladığı avantajlardan gerçekten yararlanabilmenin temel şartıdır.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

venerdì 28 agosto 2026

İtalya’da 18 yaşına giren refakatsiz yabancı çocuklar: oturum izni nasıl korunur?

İtalya’da 18 yaşına giren refakatsiz yabancı çocuklar: oturum izni nasıl korunur?

İtalya’da refakatsiz yabancı çocuklar için 18 yaşına ulaşmak, oturum hakkının otomatik olarak sona erdiği anlamına gelmez. Ancak reşit olma anı, mevcut belgenin niteliğini değiştiren ve zamanında işlem yapılmasını gerektiren kritik bir aşamadır.

18 yaşından önceki statü

Refakatsiz yabancı çocuklara, durumlarına göre minore età, ailevi nedenler, uluslararası koruma talebi veya başka bir koruma türüne dayalı oturum belgeleri verilebilir. Çocuğun eğitim, sağlık ve korunma hakları, ikamet durumundan bağımsız olarak özel güvencelere tabidir.

18 yaşında hangi oturum iznine geçilebilir?

Yabancılar Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca, gerekli koşulların bulunması hâlinde, reşit olan kişi öğrenim, işe erişim, bağımlı çalışma veya serbest çalışma amaçlı oturum iznine geçebilir. Özellikle İtalya’da geçirilen sürenin, eğitim veya mesleki eğitim yolunun, iş deneyiminin, sosyal hizmetlerle yürütülen entegrasyon sürecinin ve kişinin somut gelecek planının belgelenmesi önemlidir.

Bakanlık görüşü neden önemlidir?

Bazı durumlarda Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığının ilgili biriminin olumlu görüşü gerekir. Bu değerlendirme otomatik değildir; her dosya kendi koşulları içinde incelenir. İtalya’da kalış süresi, başlatılmış entegrasyon süreci, okul veya mesleki eğitim, stajlar, iş sözleşmeleri ve sosyal hizmet raporları özellikle önem taşıyabilir.

Bu nedenle 18 yaşına yaklaşan bir kişinin dosyasında yalnızca mevcut oturum kartına güvenmek doğru değildir. Reşit olmadan önce okul belgeleri, mesleki eğitim kayıtları, iş veya staj belgeleri, ikamet ve toplumsal entegrasyonu gösteren evrakların düzenli biçimde toplanması gerekir.

21 yaşına kadar “prosieguo amministrativo” mümkün olabilir

İtalyan sistemi, özel desteğe ihtiyacı devam eden bazı gençler için 18 yaşından sonra da koruma imkânı tanır. Çocuk mahkemesinin sosyal hizmetlere emanetin devamına karar verdiği durumlarda, entegrasyon amaçlı oturum izni mahkemenin belirlediği süre boyunca ve en fazla 21 yaşına kadar verilebilir. Bu mekanizma özellikle henüz eğitimini, mesleki yolunu veya bağımsız yaşam sürecini tamamlamamış gençler açısından büyük önem taşır.

Uluslararası koruma başvurusu olanlar açısından durum

Reşit olmadan önce uluslararası koruma başvurusu yapılmış olması da ayrıca değerlendirilmelidir. Uygulama mevzuatı, uluslararası koruma talebinin reddedilmesi hâlinde dahi, şartları varsa 32. madde kapsamında başka bir oturum türüne geçiş ihtimalinin incelenebilmesine imkân tanır. Bu nedenle bir iltica başvurusunun olumsuz sonuçlanması, her durumda aynı gün itibarıyla tüm ikamet imkanlarının sona erdiği anlamına gelmez.

18 yaşından önce hazırlık yapılması neden önemlidir?

En sık yapılan hata, reşit olmanın hemen öncesinde veya sonrasında hangi hukuki yolun izleneceğinin belirsiz bırakılmasıdır. Oysa 18 yaşına yaklaşırken mevcut oturum türü, eğitim durumu, çalışmaya ilişkin belgeler, sosyal hizmet raporları ve olası Bakanlık görüşü birlikte değerlendirilmelidir. Questura’ya yapılacak başvurunun türü de bu unsurlara göre belirlenir.

İtalya’da 18 yaşına girmek bir “otomatik düzensizlik” anı değildir. Fakat çocukluk statüsünden yetişkinlik statüsüne geçiş, doğru belge ve doğru zamanlama gerektiren gerçek bir hukuki geçiştir. Bu aşamanın önceden planlanması, yıllar içinde kurulmuş olan eğitim ve entegrasyon yolunun kaybedilmemesi açısından belirleyici olabilir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’ya kısa süreli girişlerde yeni dönem: EES sistemi 90/180 gün kuralını artık otomatik takip ediyor

İtalya’ya kısa süreli girişlerde yeni dönem: EES sistemi 90/180 gün kuralını artık otomatik takip ediyor

10 Nisan 2026’dan itibaren Avrupa Birliği’nin Giriş/Çıkış Sistemi (Entry/Exit System – EES) Schengen dış sınırlarında tam olarak uygulanıyor. Sistem, kısa süreli seyahat eden üçüncü ülke vatandaşlarının giriş ve çıkışlarını elektronik olarak kaydediyor. Bu değişiklik, özellikle Türkiye’den İtalya’ya kısa süreli ziyaret, aile ziyareti, turizm veya iş amacıyla gelen kişiler açısından 90/180 gün kuralının çok daha sıkı ve otomatik biçimde izlenmesi anlamına geliyor.

EES, yalnızca teknik bir sınır kontrol sistemi değildir. Uygulamada, bir kişinin Schengen bölgesinde ne kadar kaldığını, ne zaman giriş ve çıkış yaptığını ve izin verilen kalış süresini aşıp aşmadığını doğrudan etkileyen bir kayıt mekanizmasıdır. Bu nedenle İtalya’ya kısa süreli seyahat edenlerin artık yalnızca pasaportlarındaki mühürlere bakarak kendi sürelerini hesaplamaları yeterli değildir.

EES nedir ve hangi bilgileri kaydeder?

EES, Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerin vatandaşlarının Schengen bölgesinin dış sınırlarından kısa süreli giriş ve çıkışlarını elektronik ortamda kaydeden ortak bir sistemdir. 10 Nisan 2026 itibarıyla sistem tam olarak devreye girmiş ve kısa süreli seyahatlerde pasaporta manuel giriş-çıkış damgası vurulması uygulamasının yerini esas olarak elektronik kayıt almıştır.

Sistem; seyahat belgesindeki kimlik bilgilerini, giriş ve çıkış tarihlerini ve yerlerini, yüz görüntüsünü, parmak izlerini ve varsa ülkeye girişin reddedildiğine ilişkin bilgileri kaydedebilir. Böylece bir kişinin Schengen bölgesine farklı ülkeler üzerinden yaptığı seyahatler tek bir elektronik kayıt sistemi içinde izlenebilir.

90/180 gün kuralı artık neden daha önemli?

Kısa süreli Schengen kalışlarında temel kural değişmemiştir: bir kişi, herhangi bir 180 günlük dönem içinde en fazla 90 gün Schengen bölgesinde kalabilir. Ancak bu 90 gün İtalya için ayrı, Fransa için ayrı veya Almanya için ayrı hesaplanmaz. Schengen ülkelerinde geçirilen kısa süreli kalışların tamamı birlikte dikkate alınır.

Örneğin bir kişi önce İtalya’da 40 gün, daha sonra Almanya’da 20 gün ve ardından Fransa’da 30 gün kalmışsa, toplamda 90 güne ulaşmış olur. Bu kişinin yeni bir 90 günlük hak kazanabilmesi için yalnızca Schengen bölgesinden çıkması yeterli değildir. Hesaplama, her gün geriye doğru 180 günlük dönem esas alınarak yapılır.

EES’in önemi burada ortaya çıkmaktadır. Önceden pasaport mühürlerinin eksik veya okunaksız olması, farklı sınır kapılarındaki kayıtların pratikte karşılaştırılmasını zorlaştırabiliyordu. Yeni sistemde ise giriş ve çıkış tarihleri elektronik olarak tutulduğu için izin verilen sürenin aşılması çok daha kolay tespit edilebilir.

Kısa süreli Schengen vizesi olanlar EES’e tabi mi?

Evet. Kısa süreli Schengen vizesiyle İtalya’ya gelen üçüncü ülke vatandaşları EES kapsamında kayıt altına alınır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları açısından bu durum özellikle kısa süreli Schengen vizesiyle seyahat eden kişiler için önemlidir.

Burada iki farklı sınıra dikkat edilmelidir. Birincisi, vizenin üzerinde belirtilen geçerlilik tarihleri ve izin verilen kalış süresidir. İkincisi ise genel 90/180 gün kuralıdır. Vize üzerinde daha kısa bir kalış süresi verilmişse, kişi 90 günlük genel üst sınıra dayanarak daha uzun süre kalamaz.

İtalya’da oturum izni veya D tipi vizesi olanlar için durum farklı

EES esas olarak kısa süreli seyahatlere uygulanır. İtalya veya EES sistemini kullanan başka bir Avrupa ülkesi tarafından verilmiş geçerli bir oturum iznine sahip kişiler ile uzun süreli D tipi ulusal vize sahipleri, bu statüleriyle seyahat ettiklerinde EES kayıt sistemine tabi değildir.

Bu kişiler sınır kontrolünde pasaportlarının yanında geçerli oturum izinlerini veya uzun süreli vizelerini ibraz etmelidir. Dolayısıyla İtalya’da düzenli olarak ikamet eden bir yabancının durumu ile kısa süreli ziyaret amacıyla gelen bir kişinin durumu hukuken aynı değildir.

Aynı şekilde, bir AB vatandaşının üçüncü ülke vatandaşı aile üyesi geçerli bir oturum kartı veya oturum iznine sahipse, belirli koşullar altında EES kaydından muaf olabilir. Ancak yalnızca aile bağı bulunması, tek başına her durumda otomatik muafiyet anlamına gelmez; kişinin elindeki ikamet belgesinin türü önemlidir.

Süre aşımı artık daha kolay tespit edilecek

Bir kişinin izin verilen kısa süreli kalış süresini aşması, onu düzensiz bir hukuki duruma sokabilir. EES, izin verilen sürenin üzerinde kalan kişilerin elektronik olarak tespit edilmesini kolaylaştırmaktadır.

Süre aşımının sonucu her olayda otomatik olarak aynı değildir. Ancak durumun niteliğine göre geri dönüş prosedürleri, sınır kontrollerinde sorunlar, sonraki vize başvurularında olumsuz değerlendirmeler veya gelecekteki girişlerde ek incelemeler gündeme gelebilir. Bu nedenle birkaç günlük bir sürenin dahi önemsiz olduğu düşünülmemelidir.

Özellikle aile ziyareti amacıyla sık sık İtalya’ya gelen, yıl içinde birden fazla Schengen ülkesine seyahat eden veya giriş ve çıkışlarını farklı ülkelerden yapan kişilerin kalış günlerini dikkatle takip etmeleri gerekir.

EES kaydı yanlışsa ne yapılabilir?

Elektronik bir sistem kullanılması, hatanın imkânsız olduğu anlamına gelmez. Bir girişin çıkış olarak kaydedilmesi, çıkış bilgisinin eksik olması veya kişisel verilerde yanlışlık bulunması gibi durumlar ortaya çıkabilir.

EES’e tabi olan kişilerin kendi verilerine erişme, yanlış veya eksik bilgilerin düzeltilmesini isteme ve hukuka aykırı biçimde işlenen verilerin silinmesini talep etme hakları vardır. Bu nedenle sistemdeki yanlış bir kayıt nedeniyle kişinin süre aşımı yapmış gibi görünmesi halinde, sorun görmezden gelinmemeli ve mümkün olan en kısa sürede ilgili makamlar nezdinde düzeltme talebinde bulunulmalıdır.

Böyle bir durumda uçak biletleri, biniş kartları, pasaport kopyaları, diğer ülkelere yapılan girişleri gösteren belgeler ve kişinin fiilen Schengen bölgesi dışında bulunduğunu kanıtlayan her türlü belge önem kazanabilir.

Pratik olarak nelere dikkat edilmeli?

İtalya’ya kısa süreli seyahat eden kişiler, her giriş ve çıkış tarihini kendileri de düzenli biçimde kaydetmelidir. Farklı Schengen ülkelerinde geçirilen sürelerin birlikte hesaplandığı unutulmamalı, yalnızca vizenin son geçerlilik tarihine bakılmamalı ve 90/180 gün hesabı seyahatten önce yapılmalıdır.

İtalya’da oturum izni bulunanların ise özellikle yenileme dönemlerinde geçerli oturum kartını, yenileme başvurusuna ilişkin belgeleri ve pasaportlarını seyahat öncesinde kontrol etmeleri önemlidir. EES kısa süreli seyahatleri hedefleyen bir sistem olsa da sınırda hangi statüyle seyahat edildiğinin açık biçimde belgelenmesi uygulamada belirleyici olabilir.

2026 itibarıyla Schengen sınır yönetiminde temel değişiklik şudur: kısa süreli giriş ve çıkışlar artık büyük ölçüde dijital olarak izlenmektedir. Bu nedenle “pasaportta damga yoktu” veya “kaç gün kaldığımı tam hesaplamadım” şeklindeki açıklamaların hukuki riski ortadan kaldırması beklenmemelidir. Kısa süreli seyahat edenlerin kendi kalış sürelerini önceden hesaplamaları ve herhangi bir kayıt hatasında zaman kaybetmeden hukuki ve idari yollara başvurmaları gerekir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da şiddet veya iş sömürüsü mağdurları için oturum izni: 2026’da süre ve sosyal destek değişti

İtalya’da aile içi şiddet, insan ticareti, sosyal istismar veya ağır iş sömürüsü mağduru olan yabancılar için özel oturum izinleri yalnızca ülkede kalma hakkı sağlamaz. 2026 itibarıyla bu izinlerin süresi daha yeknesak hale getirildi ve bazı sahipleri için Assegno di Inclusione (ADI) adlı sosyal destek sistemine erişim konusunda da önemli uygulama açıklamaları yapıldı.

İtalya Göç Kanunu’nda (Testo Unico Immigrazione – D.Lgs. 286/1998) özellikle 18, 18-bis ve 18-ter maddeleri, farklı türde ciddi sömürü veya şiddet durumlarında yabancı kişilere “casi speciali” olarak adlandırılan özel oturum izinleri verilmesini öngörür. Bu izinların amacı, mağduru yalnızca sınır dışı edilmekten korumak değil; aynı zamanda şiddet veya sömürü ortamından fiilen çıkabilmesini, sosyal destek alabilmesini ve düzenli bir çalışma hayatına geçebilmesini sağlamaktır.

Hangi durumlarda özel oturum izni gündeme gelebilir?

18. madde kapsamındaki izin, özellikle insan ticareti veya ağır sömürü koşullarından kurtulması gereken ve güvenliği bakımından ciddi risk bulunan yabancılar için sosyal koruma amacı taşır. 18-bis maddesi, aile içi şiddet mağdurlarına yönelik özel bir koruma mekanizmasıdır. 18-ter maddesi ise yasa dışı aracılık ve iş sömürüsü mağduru yabancı işçileri korumaya yöneliktir.

İş sömürüsü yalnızca hiç ücret ödenmemesi anlamına gelmez. Sürekli olarak toplu iş sözleşmelerindeki asgari seviyelerin altında ödeme yapılması, çalışma saatleri ve dinlenme sürelerinin sistematik biçimde ihlal edilmesi, sağlık ve güvenlik kurallarına uyulmaması, insan onuruyla bağdaşmayan barınma veya çalışma koşulları ve çalışanın ekonomik ya da kişisel kırılganlığından yararlanılması, somut olayda sömürü göstergeleri olarak değerlendirilebilir.

2026’da izin süreleri neden önemli hale geldi?

2025 sonunda yürürlüğe giren düzenlemelerle “casi speciali” kapsamındaki izinlerin süresi daha tutarlı hale getirildi. Özellikle 18 ve 18-ter maddeleri kapsamındaki oturum izinlarının süresi altı aydan bir yıla çıkarıldı. Böylece 18, 18-bis ve 18-ter kapsamındaki izinlerde bir yıllık süre esas hale geldi.

Bu izinlar, şartların devam etmesi halinde bir yıl daha yenilenebilir; kişinin sosyal ve mesleki olarak yeniden yerleşebilmesi için daha uzun bir süre gerekiyorsa, somut duruma göre daha uzun bir koruma dönemi de söz konusu olabilir. Bu nokta önemlidir: özel durum izni, yalnızca geçici bir “bekleme belgesi” olarak görülmemelidir. Kanunun mantığı, kişinin sömürü veya şiddet ortamından ayrıldıktan sonra düzenli bir yaşam kurabilmesine imkân tanımaktır.

İş sömürüsü mağduru mutlaka suç duyurusunda bulunmak zorunda mı?

18-ter kapsamındaki iş sömürüsü izinlerinde uygulamada sık sorulan sorulardan biri budur. Güncel düzenlemelere göre mağdurun mutlaka kendi adına resmi bir suç duyurusunda bulunması her durumda zorunlu değildir. Ceza soruşturması mağdurun, üçüncü kişilerin veya yetkili makamların girişimiyle başlayabilir. Önemli olan, kişinin olayların ortaya çıkarılmasına ve sorumluların belirlenmesine yararlı bir katkı sunması ve sömürü durumunun yetkili makamlarca değerlendirilebilmesidir.

Bu nedenle düzensiz çalışan bir yabancının “şikâyet edersem otomatik olarak sınır dışı edilirim” düşüncesiyle sessiz kalması hukuken doğru bir varsayım değildir. Tam tersine, ciddi iş sömürüsü mağdurları için özel bir koruma mekanizması vardır. Ancak her düzensiz çalışma ilişkisi otomatik olarak 18-ter iznine dönüşmez. Çalışma koşulları, ücretler, saatler, işverenin davranışı, barınma durumu, tehdit veya baskılar ve kişinin kırılganlığı birlikte değerlendirilir.

Assegno di Inclusione (ADI) hakkı

2026’nın önemli yeniliklerinden biri, “casi speciali” izin sahiplerinin sosyal destek sistemine erişimi konusunda INPS tarafından verilen yeni uygulama talimatlarıdır. 20 Mayıs 2026 tarihli INPS Genelgesi ile 18, 18-bis ve 18-ter maddeleri kapsamındaki oturum izni sahiplerinin Assegno di Inclusione sistemine erişimine ilişkin usuller açıklandı. Çalışma Bakanlığı da Haziran 2026’da bu konuda ilave uygulama açıklamaları yayımladı.

Bu kişiler için ADI’ye erişimde normal başvurularda aranan bazı vatandaşlık, ikamet ve oturum süresi şartları uygulanmaz. Bununla birlikte başvurunun kabulü otomatik değildir: aile biriminin durumu, başvuru prosedürü ve sosyal hizmetlerle yürütülecek dahil olma süreci ayrıca değerlendirilir.

Başvuru INPS sistemi üzerinden dijital kimlikle yapılabilir veya patronato ve yetkili yardım merkezlerinden destek alınabilir. Başvurunun kabul edilmesi halinde SIISL platformuna kayıt ve sosyal dahil olma sürecine ilişkin yükümlülükler de gündeme gelebilir. Bu nedenle yalnızca yardım başvurusu yapmak değil, sonrasında öngörülen idari adımları da takip etmek gerekir.

Belge toplamak neden belirleyicidir?

Şiddet veya sömürü durumlarında en sık yapılan hata, hukuki yardım alınmadan önce olayın belgelenmemesidir. İş sözleşmesi bulunmasa bile banka hareketleri, mesajlar, vardiya kayıtları, işyerindeki fotoğraflar, sağlık raporları, tanık bilgileri, konaklama koşullarına ilişkin belgeler, ücret ödemelerini gösteren kayıtlar veya sendika ve sosyal hizmet raporları önemli olabilir.

Aile içi şiddet bakımından da yalnızca kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı aranmaz. Ceza soruşturması, kolluk tutanakları, sağlık belgeleri, sosyal hizmet değerlendirmeleri ve somut risk göstergeleri birlikte önem taşıyabilir. Her olay kendi şartlarına göre incelenmelidir.

Oturum izni olmayan kişi de korunabilir

Bu koruma mekanizmalarının temel işlevlerinden biri tam da düzensiz durumda bulunan yabancıların sömürüye karşı savunmasız kalmasını önlemektir. Kişinin geçerli bir oturum izninin bulunmaması, ciddi bir sömürü veya şiddet iddiasının incelenmesine engel değildir. Aksine, düzensiz statü çoğu zaman işveren veya fail tarafından baskı aracı olarak kullanılmaktadır.

Bu nedenle şiddet veya ağır iş sömürüsü yaşayan bir kişinin yalnızca mevcut oturum durumuna bakarak “İtalya’da hiçbir hakkım yok” sonucuna varması doğru değildir. Önce hangi koruma kanalının uygulanabileceği, ceza veya idari makamlar önünde hangi işlemlerin başlatılması gerektiği ve kişinin güvenliğini sağlayacak hangi sosyal desteklerin bulunduğu değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak, 2026’daki düzenlemeler özel durum oturum izinlerini daha istikrarlı hale getirirken, sosyal ve ekonomik yeniden başlangıç için de daha güçlü araçlar sunmaktadır. Şiddet veya iş sömürüsü mağduru bir yabancı açısından doğru strateji, yalnızca bir oturum belgesi almak değil; sömürüden çıkışı, hukuki korumayı, düzenli çalışmayı ve sosyal destekleri tek bir süreç olarak ele almaktır.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçiş: kota bekleme zorunluluğu yok

İtalya’da öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçiş: kota bekleme zorunluluğu yok İtalya’da öğrenim gören Türk vatandaşları için önemli b...