giovedì 3 settembre 2026

İtalya’da Questura farklı bir oturum iznini kendiliğinden vermez: doğru başvuru neden önemlidir?

İtalya’da oturum izni işlemlerinde sık yapılan hatalardan biri, kişinin mevcut başvurusu sonuçsuz kaldığında veya şartları değiştiğinde Questura’nın kendiliğinden başka bir oturum izni türünü değerlendireceğini düşünmektir. 2026 tarihli Consiglio di Stato kararı bu konuda açık bir ilke ortaya koymaktadır: farklı bir oturum izni için gerekli şartlar oluşmuş olsa bile, kural olarak o izin türü için açık ve usulüne uygun bir başvuru yapılması ve ilgili şartların belgelenmesi gerekir.

2026 tarihli karar ne söylüyor?

Consiglio di Stato’nun III. Dairesi, 10 Şubat 2026 tarihli ve 1048 sayılı kararında, idarenin başvurucunun talep etmediği farklı bir oturum izni türünün şartlarını kendiliğinden mevcut kabul ederek o başlık altında işlem yapmak zorunda olmadığını belirtti. Kararın dayandığı temel nokta, İtalyan Göç Yasası’nın, yani 25 Temmuz 1998 tarihli 286 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesinin 9. fıkrasında yer alan sistemdir: yabancı, talep ettiği oturum izni bakımından gerekli şartların bulunduğunu ileri sürmeli ve bunları uygun belgelerle ortaya koymalıdır.

Bu ilke ilk bakışta yalnızca usule ilişkin teknik bir mesele gibi görünebilir. Oysa uygulamada sonucu son derece önemlidir. Bir kişinin örneğin çalışma nedeniyle oturum izni yenileme talebi reddedilme aşamasındayken aile bağları güçlenmiş, yeni bir çalışma ilişkisi başlamış veya başka bir oturum izni türü bakımından yeni şartlar ortaya çıkmış olabilir. Böyle bir durumda, “Questura zaten dosyada bütün belgeleri görüyor, uygun olan başka izni kendiliğinden verir” şeklinde hareket etmek ciddi bir risk yaratır.

Başka bir izin türünün şartlarının oluşması tek başına yeterli değildir

İtalya’daki oturum izinleri tek bir genel statüden ibaret değildir. Aile, çalışma, eğitim, uzun süreli ikamet, uluslararası koruma veya diğer özel hukuki nedenlere bağlı izinlerin her birinin farklı maddi şartları, farklı belgeleri ve bazı durumlarda farklı başvuru kanalları bulunmaktadır. Bu nedenle bir izin türü bakımından sorun ortaya çıktığında, başka bir izin türünün teorik olarak mümkün olması, o iznin otomatik biçimde verileceği anlamına gelmez.

Consiglio di Stato’nun 1048/2026 sayılı kararı tam olarak bu noktayı vurgulamaktadır. İdareden farklı bir oturum iznini değerlendirmesi isteniyorsa, bu talep açık olmalı; hangi izin türünün istendiği anlaşılmalı ve o izin için gerekli şartların bulunduğunu gösteren belgeler sunulmalıdır. Mahkeme ayrıca, yalnızca avukat tarafından gönderilen genel içerikli bir yazının da her durumda yeni ve usulüne uygun bir başvurunun yerine geçmeyeceğini belirtmiştir. Özellikle bu yazının farklı bir oturum izni talep etmeye yönelik açık bir yetkilendirmeye dayanmaması halinde, idarenin onu bağımsız bir başvuru olarak kabul etmesi beklenemez.

Preavviso di rigetto geldiğinde ne yapılmalı?

Bu konu özellikle Questura veya başka bir yetkili makam tarafından “preavviso di rigetto”, yani 241/1990 sayılı Kanun’un 10-bis maddesi uyarınca ret ön bildirimi gönderildiğinde önem kazanır. Bu aşamada başvurucu, idarenin belirttiği ret nedenlerine karşı açıklama ve belge sunabilir. Ancak bu savunma imkânı ile yeni bir oturum izni başvurusu aynı şey değildir.

Örneğin mevcut çalışma izninin yenilenmesi konusunda gelir veya çalışma ilişkisine ilişkin bir sorun bulunurken kişinin aynı zamanda aile nedeniyle farklı bir oturum hakkına sahip olduğu düşünülüyorsa, yalnızca ret ön bildirimine verilen cevapta “aile durumum da dikkate alınsın” demek her zaman yeterli olmayabilir. Öncelikle aile nedeniyle izin bakımından gerçekten hangi hukuki yolun açık olduğu, başvurunun Questura’ya mı, posta kiti üzerinden mi veya başka bir usulle mi yapılacağı ve hangi belgelerin gerektiği belirlenmelidir. Aynı durum diğer izin türleri bakımından da geçerlidir.

2026’daki yeni süre kuralları bu ilkeyi değiştirmedi

16 Nisan 2026 tarihli ve 83 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, İtalya’da “permesso unico lavoro” sistemine ilişkin önemli değişiklikler yaptı ve bazı izin işlemlerinde süreleri yeniden düzenledi. Ancak bu reform, farklı bir oturum izninin kendiliğinden değerlendirilmesi şeklinde genel bir hak getirmedi. Başvurunun doğru hukuki başlık altında yapılması ve gerekli şartların belgelenmesi zorunluluğu devam etmektedir.

Bu nedenle özellikle oturum izni yenilemesi devam ederken kişinin kişisel veya ailevi durumu değişiyorsa, dosyanın yalnızca eski izin türü üzerinden yürütülmesine izin vermemek gerekir. Yeni durum gerçekten farklı bir hukuki statüye imkân veriyorsa, bunun zamanında ve usulüne uygun biçimde ileri sürülmesi önemlidir. Başvuru yapıldıktan sonra verilen makbuzun, işlemin türüne göre, kişinin İtalya’daki düzenli kalışını ve bazı durumlarda çalışma hakkını bekleme süresi boyunca koruyabilmesi de ayrıca değerlendirilmelidir.

Pratik olarak hangi belgeler önem taşır?

Belgeler istenen izin türüne göre değişir. Çalışma ilişkisi söz konusuysa iş sözleşmesi, UNILAV bildirimi, maaş bordroları ve gelir belgeleri; aile bağlarına dayanılıyorsa evlilik, doğum, birlikte yaşama, aile birliği ve gerektiğinde ekonomik koşullara ilişkin belgeler; uzun süreli ikamet söz konusuysa ikamet süresi, gelir, konut ve dil şartına ilişkin belgeler gündeme gelebilir. Buradaki temel mesele, çok sayıda belge göndermek değil, talep edilen belirli oturum izninin yasal şartlarını doğrudan ispatlayan belgeleri sunmaktır.

Ayrıca bir izin türünden diğerine geçişin her zaman hukuken mümkün olmadığı unutulmamalıdır. “Conversione” olarak adlandırılan dönüşüm mekanizmaları yalnızca kanunun izin verdiği durumlarda kullanılabilir. Bu nedenle önce hangi hukuki statünün gerçekten talep edilebileceği belirlenmeli, ardından doğru başvuru prosedürü seçilmelidir.

En önemli sonuç: dosyanın yönünü başvurucu belirlemelidir

İtalya’daki göç hukukunda idarenin görevi, önüne gelen başvuruyu kanuna göre incelemektir; başvurucu adına olası bütün alternatif oturum izinlerini araştırmak değildir. Consiglio di Stato’nun 2026 tarihli kararı bu ayrımı açıklaştırmaktadır. Bu nedenle mevcut bir iznin yenilenmesinde sorun yaşayan veya kişisel şartları sonradan değişen yabancıların, yalnızca Questura’nın dosyayı başka bir statüye dönüştürmesini beklemeleri doğru değildir.

Özellikle ret riski ortaya çıktığında yapılması gereken, kişinin güncel durumunu yeniden hukuken sınıflandırmak, gerçekten mümkün olan alternatif oturum iznini belirlemek ve gerekiyorsa ayrı, açık ve belgeli bir başvuru yapmaktır. Zamanında yapılan doğru bir başvuru ile yalnızca bir yazışmada ileri sürülen genel bir talep arasında, oturum hakkının korunması bakımından çok önemli bir fark bulunabilir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da İtalyan veya AB vatandaşıyla aile birleşimi: Türkiye’den başvuruda hangi vize gerekir?

İtalya’da yaşayan bir İtalyan veya Avrupa Birliği vatandaşının Türkiye’deki aile üyesi onun yanına kalıcı olarak taşınmak istiyorsa, uygulanacak prosedür İtalya’da oturum izni bulunan yabancıların aile birleşimi prosedürüyle aynı değildir. En önemli farklardan biri şudur: İtalyan veya AB vatandaşıyla aile birleşiminde, kural olarak Sportello Unico per l’Immigrazione’dan “nulla osta” alınması gerekmez; Türkiye’den doğrudan aile nedenli ulusal vize başvurusu yapılır.

İki farklı aile birleşimi prosedürü birbirine karıştırılmamalı

İtalya’daki aile birleşimi uygulamasında en sık yapılan hatalardan biri, aile üyesinin kimin yanına geleceğine bakılmadan bütün başvuruların aynı kurallara tabi olduğunun düşünülmesidir. Oysa İtalya’da yasal olarak yaşayan bir Türk veya başka bir üçüncü ülke vatandaşının eşini, çocuğunu ya da diğer uygun aile ferdini getirmesi ile İtalyan veya AB vatandaşının aile ferdinin İtalya’ya yerleşmesi hukuken farklı düzenlemelere dayanır.

İtalya’da oturum izniyle yaşayan üçüncü ülke vatandaşlarının klasik aile birleşiminde esas düzenleme Göç Kanunu’nun, yani D.Lgs. 286/1998’in 29. maddesidir. Bu durumda başvurunun ilk aşaması genellikle Prefettura bünyesindeki Sportello Unico per l’Immigrazione üzerinden yürütülür ve aile üyesinin vizeye başvurabilmesi için önce “nulla osta al ricongiungimento familiare” alınması gerekir.

İtalyan veya başka bir AB vatandaşının aile ferdinin onun yanına yerleşmesi ise ağırlıklı olarak D.Lgs. 30/2007 çerçevesinde değerlendirilir. Bu prosedürde amaç, Avrupa Birliği vatandaşının aile birliği ve serbest dolaşım hakkının korunmasıdır. Bu nedenle klasik aile birleşiminde görülen Sportello Unico aşaması uygulanmaz ve aile üyesi, şartları mevcutsa doğrudan ulusal “motivi familiari” vizesine başvurur.

Türkiye’den hangi vizeye başvurulur?

İtalyan veya AB vatandaşı aile ferdinin İtalya’da sürekli olarak yaşayan yakınının yanına yerleşmek isteyen Türk vatandaşı bakımından doğru vize, uzun süreli ulusal D tipi “motivi familiari” vizesidir. Bu vize, kısa süreli aile ziyareti veya turistik vizeyle karıştırılmamalıdır. İtalya’ya birkaç haftalık ya da üç aydan kısa bir ziyaret amacıyla gidilmesi ile aile hayatını İtalya’da sürekli biçimde kurma amacı hukuken aynı değildir.

1 Haziran 2024’ten itibaren İtalyan veya AB vatandaşlarının yabancı aile fertlerinin kalıcı aile birleşimi amacıyla İtalya’ya gitmelerinde ulusal aile vizesi yeniden temel prosedür haline getirilmiştir. Dolayısıyla gerçek amaç İtalya’da yerleşmekse, sırf daha kolay olduğu düşüncesiyle turistik vize yolunun tercih edilmesi ilerleyen aşamalarda gereksiz sorunlara yol açabilir.

Kimler bu prosedürden yararlanabilir?

D.Lgs. 30/2007’nin 2. maddesi bakımından aile ferdi kavramı sınırsız değildir. Eş bu kapsamın içindedir. Bir AB üyesi devletin hukukuna göre tescil edilmiş ve evlilikle eşdeğer kabul edilen kayıtlı birliktelikteki partner de belirli şartlarla bu rejimden yararlanabilir. Yirmi bir yaşından küçük doğrudan çocuklar ile yirmi bir yaşından büyük olmakla birlikte ekonomik olarak aile ferdine bağımlı çocuklar kapsamdadır; aynı koruma eşin veya kayıtlı partnerin çocukları için de uygulanabilir. Ayrıca ekonomik olarak bağımlı anne ve babalar ile belirli şartlarda kayınvalide ve kayınpeder de bu kategoriye girebilir.

Burada özellikle “a carico”, yani ekonomik olarak bakmakla yükümlü olma şartına dikkat etmek gerekir. Yirmi bir yaşını aşmış bir çocuğun ya da bir anne-babanın sadece akrabalık bağını göstermesi yeterli değildir. Başvuru sahibinin temel ihtiyaçlarını karşılamasını sağlayan, gerçek ve süreklilik gösteren bir ekonomik desteğin bulunduğunun belgelenmesi gerekir.

2026’da Türkiye’de istenen belgeler

İtalya’nın Türkiye’deki diplomatik-konsolosluk ağı tarafından 2026 için yayımlanan güncel belge listesi, aile birleşimi başvurusunun pratikte nasıl hazırlanması gerektiğini açık biçimde gösteriyor. Başvuru sahibi ulusal vize formunu eksiksiz doldurmalı ve imzalamalı; güncel biyometrik fotoğrafını, yeterli geçerlilik süresine sahip pasaportunu ve Türk kimlik kartının kopyasını sunmalıdır. Türkiye’de yaşayan farklı ülke vatandaşları bakımından ayrıca Türkiye’deki yasal ikamet belgesi istenir.

Türkiye bakımından dikkat çeken belgelerden biri e-Devlet üzerinden barkodlu olarak alınabilen tarihçeli yerleşim yeri belgesidir. Bunun yanında barkodlu aile nüfus kayıt belgesi de dosyanın temel parçalarından biridir. Başvuru sahibinin aile bağını kanıtlayan medeni hal belgelerinin de doğru biçimde hazırlanması gerekir. Evlilik bakımından Formül B gibi uluslararası nitelikteki belgeler önemli bir pratik araçtır; belgenin üçüncü bir ülkeden gelmesi halinde ise İtalyancaya tercüme ve gerekli tasdik işlemleri gündeme gelebilir.

İtalya’da yaşayan İtalyan veya AB vatandaşı da aile birliğini gerçekleştirme iradesini gösteren bir davet yazısı sunmalı ve buna geçerli kimlik belgesini eklemelidir. Ekonomik bağımlılığın kanıtlanmasının gerektiği durumlarda ise para transferleri veya benzeri belgeler aracılığıyla düzenli ve yapısal ekonomik desteğin gösterilmesi önem taşır.

2026 tarihli Türkiye belge listesi ayrıca gidiş yolculuğuna ilişkin rezervasyonun sunulmasını, özel araçla kara yolundan seyahat edilecekse güzergâhın açıklanmasını öngörmektedir. En önemli kolaylıklardan biri ise bu kategorideki vizenin ücretsiz olarak verilmesidir.

“Aileme para gönderiyorum” demek her zaman yeterli olmaz

Özellikle anne-baba veya yirmi bir yaşından büyük çocuklar bakımından dosyanın en hassas bölümü ekonomik bağımlılığın kanıtlanmasıdır. Konsolosluk sadece tek bir para transferinin bulunup bulunmadığına bakmak zorunda değildir. İncelenen husus, desteğin başvuru sahibinin temel ihtiyaçlarını karşılaması bakımından gerçek, düzenli ve yapısal nitelik taşıyıp taşımadığıdır.

Bu nedenle birkaç gün önce yapılmış tek bir havale ile uzun süredir devam eden ekonomik bağımlılığın kanıtlanmaya çalışılması zayıf bir dosya ortaya çıkarabilir. Başvurudan önceki döneme yayılan banka transferleri, başvuru sahibinin gelir ve ekonomik durumuna ilişkin belgeler ve desteğin neden gerekli olduğunu ortaya koyan diğer kayıtlar daha güçlü bir hukuki çerçeve oluşturur. Her olayın kendi somut koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

İtalya’ya girişten sonra işlem bitmiş sayılmaz

Ulusal aile vizesinin alınması, İtalya’daki ikamet prosedürünün sonu değildir. İtalya’ya girdikten sonra aile ferdinin yasal ikamet statüsünü tamamlamak üzere yetkili Questura nezdinde gerekli oturum belgesi başvurusunu yapması gerekir. Genel konsolosluk uygulamasında girişten itibaren sekiz iş günü içinde başvurunun yapılması gerektiği belirtilmektedir.

Bununla birlikte uygulamadaki başvuru kanalı il bazında farklılaşabilir. Bazı Questura’lar posta kiti üzerinden işlem yürütürken bazıları aile ferdinin durumuna göre doğrudan randevu veya PrenotaFacile sistemi üzerinden “carta di soggiorno per familiare di cittadino UE” prosedürünü kullanmaktadır. Bu nedenle İtalya’ya geldikten sonra, ikamet edilecek ilin Questura’sının güncel uygulamasının kontrol edilmesi önemlidir.

Kısa ziyaret ile kalıcı yerleşim arasındaki fark önemlidir

İtalyan veya AB vatandaşı aile ferdini üç aydan kısa süreyle ziyaret etmek isteyen kişi ile İtalya’ya yerleşerek aile hayatını orada sürdürecek kişi aynı vize kategorisine girmez. Kısa süreli ziyaretlerde Schengen kısa süreli vize rejimi devam ederken, kalıcı aile birleşiminde ulusal D tipi aile vizesi esastır.

Başvurunun daha ilk aşamasında gerçek seyahat amacının doğru belirlenmesi bu nedenle önemlidir. Aile ferdinin İtalya’da yaşayacağı açıkken turistik vize başvurusu yapılması, daha sonra oturum aşamasında hukuki ve idari güçlükler yaratabilir. Tersine, yalnızca kısa bir aile ziyareti söz konusuysa kalıcı yerleşime özgü prosedürün kullanılması da doğru değildir.

Pratik sonuç

Türkiye’de yaşayan ve İtalya’daki İtalyan veya AB vatandaşı eşinin, çocuğunun ya da diğer uygun aile ferdinin yanına kalıcı biçimde yerleşmek isteyen kişi için ilk kontrol edilmesi gereken soru “nulla osta nasıl alınır?” değildir. Çoğu durumda doğru soru, kişinin D.Lgs. 30/2007 kapsamındaki aile ferdi olup olmadığı ve Türkiye’de ulusal aile vizesi dosyasının nasıl hazırlanacağıdır.

Bu ayrım, aylara varabilecek yanlış prosedürleri önleyebilir. Özellikle ekonomik bağımlılık şartının bulunduğu dosyalarda, başvuru sadece akrabalık belgesine indirgenmemeli; bağımlılığın geçmişten beri gerçek ve sürekli olduğunu gösteren belgeler baştan hazırlanmalıdır. Aile birleşimi hukukunda güçlü dosya, yalnızca çok sayıda belge içeren dosya değil, doğru hukuki rejime göre hazırlanmış ve her şartı somut delille açıklayan dosyadır.

Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da Türk vatandaşlarının iltica başvurularında yeni hızlandırılmış prosedür: Türkiye AB düzeyinde güvenli menşe ülkesi

12 Haziran 2026’dan itibaren Avrupa Birliği’nin yeni iltica sistemi İtalya’da doğrudan uygulanıyor. Türk vatandaşları bakımından en önemli değişikliklerden biri, Türkiye’nin AB üyeliğine aday ülke statüsü nedeniyle “güvenli menşe ülkesi” rejimine tabi tutulması ve bu nedenle iltica başvurularının kural olarak hızlandırılmış prosedürde incelenebilmesidir. Ancak bu nitelendirme otomatik ret anlamına gelmez: başvurucunun kendi kişisel durumu bakımından Türkiye’nin güvenli olmadığını somut biçimde ortaya koyma hakkı devam eder.

12 Haziran 2026’dan sonra ne değişti?

AB Göç ve İltica Paktı’nın temel düzenlemelerinden olan 2024/1348 sayılı İltica Usulleri Tüzüğü 12 Haziran 2026 tarihinde uygulanmaya başladı. Aynı sistem içinde kabul edilen 2026/464 sayılı Tüzük ise Birlik düzeyinde güvenli menşe ülkeleri rejimini yeniden düzenledi. Düzenleme, AB üyeliğine aday ülkeleri belirli şartlar altında güvenli menşe ülkesi kabul ediyor.

Bu çerçevede Türkiye’den yapılan uluslararası koruma başvuruları da yeni sistemin kapsamına giriyor. İtalya bakımından düzenleme yalnızca teorik bir Avrupa hukuku kuralı değildir. 12 Haziran 2026 tarihli 100 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile İtalyan mevzuatı yeni Avrupa iltica sistemine uyarlanmış, söz konusu kararname daha sonra 7 Ağustos 2026 tarihli 145 sayılı Kanunla kanuna dönüştürülmüştür.

“Güvenli menşe ülkesi” ne anlama geliyor?

Bu kavram, bir ülkenin her kişi ve her durum bakımından kesinlikle güvenli olduğu anlamına gelmez. Hukuki sonuç, başvurunun incelenmesinde başlangıç noktası olarak genel bir güvenlilik varsayımının kullanılabilmesidir. Buna karşılık uluslararası koruma başvurusu her zaman kişinin kendi geçmişi, maruz kaldığı olaylar, kimliği, siyasi veya toplumsal faaliyetleri ve geri dönüş halinde karşılaşabileceği riskler dikkate alınarak bireysel olarak değerlendirilmelidir.

Başvurucu, kendi somut koşullarında güvenli menşe ülkesi varsayımının uygulanmaması gerektiğini gösterebilir. Avrupa düzenlemesi özellikle insan hakları savunucuları, gazeteciler, dini veya diğer azınlıklara mensup kişiler, LGBTIQ bireyler, cinsiyete dayalı şiddet mağdurları ve özel risk profiline sahip kişiler bakımından kişisel durumun ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini açık biçimde dikkate alıyor.

En önemli sonuç: hızlandırılmış inceleme

2024/1348 sayılı Tüzüğün 42. maddesi uyarınca, başvurucunun güvenli menşe ülkesi kabul edilen bir ülkeden gelmesi hızlandırılmış inceleme prosedürünün uygulanma sebeplerinden biridir. Bu prosedürde dosyanın esasının incelenmesi genel usule göre daha kısa sürede yürütülür ve kararın, kural olarak, başvurunun resmen yapılmasından itibaren en geç üç ay içinde verilmesi öngörülür.

Hızlandırılmış prosedür, başvurunun önceden reddedilmiş sayılması anlamına gelmez. Mülakat hakkı, kişisel beyanların değerlendirilmesi, tercüman kullanılması, hukuki yardım ve etkili yargısal başvuru gibi temel güvenceler devam eder. Bununla birlikte sürelerin daha kısa olması, başvurucunun delillerini dosyaya erken ve düzenli biçimde sunmasını çok daha önemli hale getirir.

Türk vatandaşları hangi noktaya özellikle dikkat etmeli?

Yeni sistemde yalnızca Türkiye’deki genel siyasi veya sosyal durumdan söz etmek çoğu dosyada yeterli olmayacaktır. Başvurunun merkezinde, kişinin neden genel nüfustan farklı veya daha yüksek bir risk altında bulunduğu açık biçimde gösterilmelidir. Siyasi faaliyetler, geçmiş gözaltılar veya soruşturmalar, mahkeme kararları, tehditler, sosyal medya faaliyetleri, gazetecilik veya insan hakları çalışmaları, aile veya toplumsal çevreden kaynaklanan şiddet, dini veya kimlik temelli baskılar gibi unsurlar varsa bunların mümkün olduğunca somut belgelerle desteklenmesi gerekir.

Delil mutlaka yalnızca resmi belge demek değildir. Sağlık ve psikolojik raporlar, mesajlar, elektronik yazışmalar, fotoğraflar, tanık beyanları, basın haberleri, dernek veya siyasi parti kayıtları, sosyal medya içerikleri ve kişinin geçmişiyle tutarlı diğer unsurlar da önem taşıyabilir. Asıl mesele, belgelerin tek tek dosyaya eklenmesinden çok, bunların kişinin anlattığı riskle bağlantısının anlaşılır biçimde kurulmasıdır.

Devlet koruması neden önemlidir?

Uluslararası koruma değerlendirmesinde yalnızca kişinin bir tehdit veya şiddetle karşı karşıya kalması değil, kendi ülkesindeki makamların bu riske karşı etkili koruma sağlayıp sağlayamadığı veya sağlamak isteyip istemediği de önemlidir. Bu nedenle daha önce polis, savcılık, mahkeme veya diğer kamu makamlarına başvuru yapılmışsa sonucu açıklanmalıdır. Hiç başvuru yapılmamışsa bunun nedeni de dosyada açıkça ortaya konulmalıdır; örneğin başvurunun tehlikeyi artıracağına, makamların bizzat riskin kaynağı olduğuna veya gerçek anlamda etkili bir korumanın bulunmadığına ilişkin somut gerekçeler önem taşıyabilir.

12 Haziran 2026’dan önce yapılan başvurular

Yeni Avrupa usul kuralları, esas olarak 12 Haziran 2026’dan itibaren yapılan uluslararası koruma başvurularına uygulanır. Bu tarihten önce yapılmış başvurular bakımından önceki Avrupa ve ulusal düzenlemeler geçerliliğini sürdürür. Dolayısıyla aynı ülke vatandaşları için bile başvurunun yapıldığı tarih, uygulanacak usul kurallarını belirleyen temel unsurlardan biridir.

Ret kararı gelirse süreler hemen kontrol edilmeli

Hızlandırılmış prosedürlerde yargısal başvuru aşaması da daha sıkı sürelerle karşılaşabilir. Bu nedenle olumsuz karar tebliğ edildiğinde yalnızca kararın gerekçesine değil, itiraz veya dava süresine, başvurunun sınır dışı işlemini otomatik olarak durdurup durdurmadığına ve gerekiyorsa ayrıca geçici hukuki koruma talep edilip edilmemesi gerektiğine derhal bakılmalıdır. Sürelerin kaçırılması, dosyanın esasından bağımsız olarak ciddi sonuçlar doğurabilir.

Sonuç

Türkiye’nin AB düzeyinde güvenli menşe ülkesi rejimine dahil edilmesi, Türk vatandaşlarının İtalya’da iltica başvurusu yapamayacağı anlamına gelmez. Değişen şey, başvurunun incelenme biçimidir: prosedür daha hızlıdır ve kişinin kendi durumunda neden korunmaya ihtiyaç duyduğunu baştan itibaren somut, tutarlı ve mümkün olduğunca belgeli biçimde açıklaması daha da önem kazanmıştır.

Yeni sistemde en büyük hata, “Türkiye güvenli ülke sayılıyor, artık iltica mümkün değil” sonucuna varmaktır. Hukuken doğru yaklaşım bunun tersidir: genel güvenlilik varsayımı vardır, fakat bu varsayım bireysel olayın özellikleriyle aşılabilir. Başvurunun başarısı da tam olarak bu bireysel riskin ne kadar açık ve inandırıcı biçimde ortaya konulduğuna bağlıdır.


Avv. Fabio Loscerbo – Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Iscritto nel Registro per la Trasparenza UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da oturum izni yenilemesinde yeni 90 günlük kural ve çalışma hakkı

İtalya’da oturum izni yenileme işlemlerinde 2026 yılında önemli bir değişiklik yürürlüğe girdi. D.Lgs. 16 Nisan 2026, n. 83 ile yenileme başvurusunun zamanlaması ve idarenin işlem süresi yeniden düzenlendi. En önemli pratik sonuçlardan biri, yabancının yenileme başvurusunu daha erken planlaması gerektiği ve başvuru yapıldıktan sonra, karar gecikse bile, belirli koşullar altında İtalya’da yasal olarak kalmaya ve çalışmaya devam edebilmesidir.

Yenileme başvurusu artık daha erken planlanmalı

İtalya Göç Kanunu’nun, yani D.Lgs. 286/1998’in 5. maddesinin 4. fıkrası 2026 yılında değiştirilmiştir. Yeni metin, oturum izni yenileme başvurusunun kural olarak izin süresinin bitiminden en az doksan gün önce yapılmasını öngörmektedir. Önceki düzenlemede bu süre altmış gündü.

Bu değişiklik özellikle çalışma amacıyla verilen oturum izinleri bakımından önemlidir. Oturum kartının üzerinde yazan son geçerlilik tarihini beklemek, yeni sistemin mantığına uygun değildir. Çalışan kişinin, işverenin ve gerektiğinde aile bireylerinin belgeleri daha önceden hazırlanmalı; gelir, iş ilişkisi, ikamet ve diğer gerekli koşulların devam ettiğini gösteren evraklar zamanında toplanmalıdır.

Doksan günlük süre, uygulamada yabancı açısından yalnızca takvimsel bir ayrıntı değildir. Yenilemenin geç başlatılması; işverenle ilişkilerde, kamu hizmetlerine erişimde, seyahat planlarında veya idare tarafından ek belge talep edilmesi halinde gereksiz sorunlar yaratabilir. Bu nedenle oturum izninin bitiş tarihinden birkaç hafta önce harekete geçmek artık daha da riskli bir yaklaşım haline gelmiştir.

Questura’nın işlem süresi de doksan gün

Aynı reform, genel olarak oturum izninin verilmesi, yenilenmesi veya başka bir izin türüne dönüştürülmesi için idarenin işlem süresini doksan gün olarak düzenlemektedir. Kanunun 5. maddesinin 9. fıkrasına göre gerekli şartlar mevcutsa işlem, başvurunun yapıldığı tarihten itibaren doksan gün içinde sonuçlandırılmalıdır.

Bununla birlikte pratikte Questura işlemlerinin bu süreden daha uzun sürdüğü durumlar görülebilir. Kanunun en önemli güvencelerinden biri tam da bu noktada devreye girer: idarenin doksan günlük süreyi aşması, başvuru sahibinin otomatik olarak düzensiz duruma düşmesi anlamına gelmez.

Başvuru makbuzu yasal kalış ve çalışma açısından önemlidir

D.Lgs. 286/1998’in 5. maddesinin 9-bis fıkrası uyarınca, oturum izninin verilmesi, yenilenmesi veya dönüştürülmesi için usulüne uygun başvuru yapılmışsa ve yetkili makam başvurunun yapıldığını gösteren bir makbuz düzenlemişse, yabancı işlem sonuçlanıncaya kadar İtalya’da yasal olarak kalmaya devam edebilir. Kanundaki diğer koşullar mevcutsa çalışma faaliyeti de sürdürülebilir.

Bu koruma, idarenin doksan günlük karar süresini aşması halinde de devam eder. Dolayısıyla oturum kartının fiziksel olarak süresinin dolmuş olması ile kişinin İtalya’daki hukuki statüsünün sona ermesi aynı şey değildir. Yenileme başvurusu zamanında ve usulüne uygun yapılmışsa, başvuru makbuzu geçiş döneminde temel hukuki belgedir.

Bu durum işverenler açısından da önemlidir. Yalnızca oturum kartının üzerinde yazan son geçerlilik tarihine bakarak çalışanın artık istihdam edilemeyeceği sonucuna varmak doğru değildir. Yenileme başvurusunun yapıldığını gösteren makbuz ve mevcut izin türünün çalışma hakkı verip vermediği birlikte değerlendirilmelidir.

Makbuz her durumda sınırsız bir hak yaratmaz

Başvuru makbuzu, henüz verilmemiş bir oturum izninin kesin olarak verileceği anlamına gelmez. Kanun, başvuru sahibinin işlem süresince yasal kalışını ve gerekli şartlar altında çalışmasını korur; ancak Questura daha sonra yenilemeye engel bir durum tespit ederse, bu koruma ilgili olumsuz kararın bildirilmesiyle sona erebilir.

Bu nedenle başvuru yapılmış olması tek başına yeterli değildir. İzin türüne göre gerekli maddi şartların devam etmesi gerekir. Örneğin çalışma izninde mevcut veya yeni bir iş ilişkisinin belgelenmesi, aile izninde aile bağlarının ve diğer koşulların devam etmesi, farklı izin türlerinde ise ilgili özel şartların karşılanması önem taşır.

Pratik olarak ne yapılmalı?

Oturum izni bulunan kişiler, kartın son geçerlilik tarihini önceden kontrol etmeli ve yenileme sürecini doksan günlük yeni zaman çerçevesine göre planlamalıdır. Başvuru sonrasında verilen makbuz saklanmalı, mümkünse bir kopyası işverene verilmelidir. Questura ek belge isterse gecikmeden cevap verilmesi ve adres, işveren veya aile durumunda değişiklik varsa bunların başvuru dosyasına doğru şekilde yansıtılması gerekir.

Özellikle işlemin uzun süre sonuçlanmadığı dosyalarda, yalnızca beklemek her zaman en iyi çözüm değildir. Somut duruma göre Questura’ya yazılı hatırlatma, erişim talebi veya gecikmeye karşı idari ve yargısal koruma yolları değerlendirilebilir.

2026 reformunun temel mesajı açıktır: oturum izni yenilemesi artık daha erken planlanmalı, fakat idarenin gecikmesi başvuru sahibinin haklarını otomatik olarak ortadan kaldırmamalıdır. Doğru zamanda yapılmış başvuru ve bunu kanıtlayan makbuz, hem yasal kalışın hem de çalışma hayatının devamı açısından merkezi öneme sahiptir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

mercoledì 2 settembre 2026

İtalya’da ebeveyn vatandaş olunca çocuk da otomatik vatandaş olur mu? Yeni iki yıllık ikamet kuralı

İtalya’da anne veya babanın sonradan İtalyan vatandaşlığını kazanması, artık her durumda küçük çocuğun da otomatik olarak vatandaş olacağı anlamına gelmiyor. 2025’te değişen kurallar, özellikle çocuğun İtalya’daki yasal ikamet süresini belirleyici hale getirdi. Bu nedenle vatandaşlık kararı çıkmadan önce aile içindeki çocukların ikamet durumunun dikkatle kontrol edilmesi büyük önem taşıyor.

Temel kural değişti: iki yıllık yasal ikamet aranıyor

İtalyan Vatandaşlık Kanunu’nun (5 Şubat 1992 tarihli ve 91 sayılı Kanun) 14. maddesi, 2025 yılında yapılan değişikliklerden sonra daha sıkı bir sistem öngörüyor. Anne veya baba İtalyan vatandaşlığını sonradan kazanıyor ya da yeniden kazanıyorsa, birlikte yaşayan küçük çocuğun da aynı anda vatandaşlık kazanabilmesi için yalnızca aile bağının bulunması artık yeterli değil.

Yeni düzenlemeye göre çocuk, ebeveynin vatandaşlığı kazandığı veya yeniden kazandığı tarihte İtalya’da en az iki yıldır kesintisiz ve yasal olarak ikamet ediyor olmalıdır. Çocuk iki yaşından küçükse, iki yıllık süre doğal olarak tamamlanamayacağından, doğumundan itibaren İtalya’da yasal olarak ikamet etmiş olması gerekir.

Bu değişiklik, özellikle İtalya’da uzun süredir yaşayan ve vatandaşlık başvurusu sonuçlanmak üzere olan Türk aileler bakımından önemlidir. Ebeveynin vatandaşlık kararı olumlu sonuçlanırken çocuk henüz iki yıllık yasal ikamet şartını tamamlamamışsa, çocuk bakımından otomatik kazanımın gerçekleşeceği varsayımı ciddi bir hataya dönüşebilir.

Önemli tarih: 24 Mayıs 2025

İtalya’nın Ankara Büyükelçiliği tarafından yayımlanan güncel açıklamalara göre, ebeveynin vatandaşlığı kazanması veya yeniden kazanması 24 Mayıs 2025 ve sonrasında gerçekleşiyorsa, küçük çocuk bakımından yeni iki yıllık ikamet şartı dikkate alınır. Dolayısıyla değerlendirme yapılırken yalnızca vatandaşlık başvurusunun hangi tarihte verildiğine değil, ebeveynin vatandaşlığı fiilen hangi tarihte kazandığına da bakılmalıdır.

Bu ayrım uygulamada son derece önemlidir. Vatandaşlık işlemleri çoğu zaman birkaç yıl sürdüğünden, başvuru tarihinde çocuk çok küçük olabilir; ancak karar tarihinde aile yapısı, ikamet adresi veya çocuğun İtalya’daki hukuki statüsü değişmiş olabilir. Vatandaşlığın çocuk bakımından sonuç doğurup doğurmayacağı, karar tarihindeki somut koşullar üzerinden değerlendirilir.

“İtalya’da bulunmak” ile “yasal ikamet etmek” aynı şey değildir

Kanunun aradığı unsur yalnızca çocuğun fiziksel olarak İtalya’da bulunması değildir. Esas olan, yasal ve kesintisiz ikamettir. Bu nedenle çocuğun anagrafe kaydı, oturum statüsü, aile ile birlikte yaşadığı adres ve ikamet sürekliliğini gösteren belgeler birbirleriyle uyumlu olmalıdır.

Özellikle adres değişiklikleri, geç yapılan belediye kayıtları, uzun süreli yurtdışı kalışları veya oturum işlemlerindeki kesintiler, iki yıllık sürenin hesabında sorun yaratabilir. Her dosyada sonuç aynı değildir; ancak vatandaşlık kararı beklenirken bu belgelerin kontrol edilmemesi, sonradan düzeltilmesi zor bir durum doğurabilir.

Çocuğun ebeveynle birlikte yaşaması da önemini koruyor

14. madde yalnızca ikamet süresine dayanmıyor. Küçük çocuğun vatandaşlığı kazanan ebeveynle birlikte yaşaması da sistemin temel unsurlarından biridir. Bu nedenle yalnızca aynı aile bağının bulunması değil, fiili aile yaşamının ve ikamet ilişkisinin de belgelerle desteklenmesi gerekir.

Örneğin çocuk başka bir ülkede yaşıyorsa veya İtalya’da ebeveynden tamamen ayrı bir aile düzeni içinde bulunuyorsa, ebeveynin vatandaşlığı kazanmasının çocuk üzerinde otomatik sonuç doğuracağı düşünülmemelidir. Böyle durumlarda farklı vatandaşlık yollarının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

İşlemi kim yapar?

Ebeveynin vatandaşlığı kazanmasıyla birlikte küçük çocuğun da 14. madde uyarınca vatandaşlık kazanıp kazanmadığının tespiti, çocuk İtalya’da yaşıyorsa kural olarak ikamet edilen Comune tarafından yapılır. Bu nedenle vatandaşlık kararı çıktıktan sonra yalnızca ebeveynin kendi kayıtlarının güncellenmesiyle yetinilmemeli; küçük çocukların durumunun da belediye nezdinde ayrıca kontrol edilmesi gerekir.

Uygulamada ailelerin yaptığı en yaygın hatalardan biri, “ebeveyn vatandaş olduysa çocuk da zaten vatandaş olmuştur” düşüncesiyle uzun süre hiçbir işlem yapmamaktır. Oysa yeni düzenleme sonrasında çocuğun hangi tarihten beri yasal ikamet ettiği ve gerekli şartların vatandaşlık kazanma anında mevcut olup olmadığı özellikle incelenmelidir.

Şart sağlanmıyorsa vatandaşlık yolu tamamen kapanmaz

Çocuğun 14. madde kapsamında ebeveynle birlikte otomatik vatandaşlık kazanamaması, gelecekte hiçbir şekilde İtalyan vatandaşı olamayacağı anlamına gelmez. Çocuğun doğum yeri, İtalya’daki ikamet süresi, ebeveynlerin vatandaşlık statüsü ve ilerleyen yıllardaki hukuki durumu başka vatandaşlık yollarını gündeme getirebilir.

Ancak bu yolların her biri farklı koşullara tabidir. Bu nedenle özellikle ebeveynin vatandaşlık işlemi sonuçlanmak üzereyken çocukların anagrafe kayıtlarının, oturum belgelerinin ve İtalya’daki ikamet sürelerinin önceden incelenmesi, sonradan ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkları önemli ölçüde azaltır.

Pratik sonuç

İtalya’da vatandaşlık başvurusu yapan bir anne veya baba için artık yalnızca kendi dosyasının durumunu takip etmek yeterli değildir. Küçük çocuk varsa, vatandaşlık kararı çıkmadan önce çocuğun en az iki yıllık yasal ve kesintisiz ikamet şartını karşılayıp karşılamadığı, ebeveynle birlikte yaşayıp yaşamadığı ve belediye kayıtlarının doğru olup olmadığı kontrol edilmelidir.

Vatandaşlık hukukunda tarihler belirleyicidir. Birkaç aylık ikamet farkı, küçük çocuğun ebeveynle birlikte vatandaşlık kazanıp kazanamayacağı konusunda tamamen farklı bir sonuca yol açabilir. Bu nedenle dosyanın yalnızca başvuru aşamasında değil, karar aşamasında da aile bütünü içinde değerlendirilmesi gerekir.

Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da vatandaşlık başvurusu gecikirse: 24–36 aylık süre, idari sessizlik ve doğru mahkeme

İtalya’da vatandaşlık başvurularının uzun sürmesi, başvurunun kendiliğinden reddedildiği anlamına gelmez. Ancak idarenin karar vermesi için kanunda öngörülen süreler vardır ve bu süreler aşıldığında başvurucunun hukuki olarak harekete geçmesi mümkündür. Özellikle ikamet yoluyla vatandaşlık ile evlilik yoluyla vatandaşlık arasında başvurulacak yargı mercii bakımından önemli bir fark bulunmaktadır.

Başvuru ne kadar sürede sonuçlandırılmalıdır?

İtalyan vatandaşlığına ilişkin 91/1992 sayılı Kanun uyarınca, 20 Aralık 2020 tarihinden sonra yapılan vatandaşlık başvurularında işlem süresi kural olarak 24 aydır. Bu süre, gerekli görülmesi halinde en fazla 36 aya kadar uzatılabilir. Dolayısıyla başvurunun 24 ayı aşması tek başına her durumda hukuka aykırılık sonucunu doğurmaz; ancak idarenin dosyayı süresiz şekilde bekletmesi de mümkün değildir.

Başvurucu, süreç boyunca İçişleri Bakanlığının vatandaşlık portalındaki dosya durumunu takip etmeli, K10 veya K10/C numarasını kullanarak yapılan bildirimleri kontrol etmeli ve özellikle ek belge taleplerine süresi içinde cevap vermelidir. Adres, aile durumu veya gelir koşullarındaki değişikliklerin zamanında bildirilmemesi işlemin uzamasına veya başvurunun olumsuz değerlendirilmesine yol açabilir.

36 ay geçtiğinde idare sessiz kalabilir mi?

İkamet nedeniyle vatandaşlık başvurularında, yani 91/1992 sayılı Kanunun 9. maddesine dayanan naturalizasyon işlemlerinde, idarenin takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir yetkisi, karar vermeme yetkisi anlamına gelmez. Azami sürenin dolmasına rağmen Bakanlık açık bir karar vermemişse, başvurucu idarenin hareketsizliğine karşı hukuki koruma talep edebilir.

Bu konuda TAR Lazio’nun 7 Nisan 2026 tarihli ve 6233 sayılı kararı özellikle önemlidir. Mahkeme, vatandaşlık verilmesine ilişkin sürenin idarenin karar verme yetkisini ortadan kaldıran kesin bir süre olmadığını, fakat sürenin aşılmasının idari sessizliğe karşı dava açılmasına imkân verebileceğini açıkça belirtmiştir. Başka bir ifadeyle, 36 ayın geçmesi vatandaşlığın otomatik olarak kazanıldığı anlamına gelmez; ancak idarenin dosyayı sonuçlandırması için yargı yoluyla zorlanması mümkün hale gelir.

İkamet yoluyla vatandaşlıkta başvurulacak mahkeme

İkamet nedeniyle vatandaşlık başvurusunda idare süresi içinde karar vermezse, İdari Yargılama Usulü Kanununun 31 ve 117. maddeleri uyarınca idari sessizliğe karşı dava gündeme gelebilir. Bu tür uyuşmazlıklarda yetkili yargı mercii kural olarak idari yargıdır ve uygulamada İçişleri Bakanlığına karşı açılan davalar TAR Lazio önünde görülmektedir.

Bu davanın amacı mahkemenin doğrudan başvurucuya vatandaşlık vermesi değildir. Mahkeme, idarenin karar verme yükümlülüğünü tespit ederek Bakanlığın belirli bir süre içinde başvuruyu sonuçlandırmasına hükmedebilir. Sonuçta idare olumlu veya olumsuz açık bir karar vermek zorundadır; olumsuz karar verilirse bu karar ayrıca hukuka uygunluk denetimine tabi tutulabilir.

Evlilik yoluyla vatandaşlıkta durum farklıdır

İtalyan vatandaşıyla evlilik nedeniyle yapılan başvurularda ise yargı yolu farklıdır. Bu alanda başvurucunun hukuki konumu, ikamet nedeniyle naturalizasyondan farklı olarak bir sübjektif hak niteliği taşır. Bu nedenle idarenin sessiz kalmasına karşı TAR’a başvurmak doğru yol olmayabilir.

TAR Lazio’nun yerleşik içtihadına göre, evlilik nedeniyle vatandaşlık başvurusundaki uyuşmazlıklar adli yargının görev alanındadır. Nitekim TAR Lazio, 15 Mart 2024 tarihli ve 5258 sayılı kararında, evlilik yoluyla vatandaşlık başvurusunda idari sessizliğe karşı açılan davayı görev yönünden kabul edilemez bulmuş ve uyuşmazlığın olağan mahkemede görülmesi gerektiğini belirtmiştir.

Bu ayrım uygulamada son derece önemlidir. Aynı “vatandaşlık gecikmesi” sorunu söz konusu olsa bile, başvurunun hukuki dayanağı yanlış değerlendirilirse dava yanlış mahkemede açılabilir ve zaman kaybı ile ek masraf ortaya çıkabilir.

Gecikme halinde pratik olarak ne yapılmalı?

Öncelikle başvurunun hangi maddeye dayandığı, başvuru tarihi, dosya numarası, varsa 24 aylık sürenin uzatıldığına ilişkin bildirimler ve idarenin ek belge talepleri kontrol edilmelidir. Daha sonra Bakanlığa ve gerektiğinde ilgili Prefettura’ya yazılı bir hatırlatma veya ihtar gönderilmesi, dosyanın hangi aşamada bulunduğunun sorulması ve işlem dosyasına erişim talep edilmesi yararlı olabilir.

Azami sürenin dolmasına rağmen karar verilmemişse, artık yalnızca beklemek her zaman en uygun yol değildir. İkamet yoluyla vatandaşlıkta idari sessizlik davası; evlilik yoluyla vatandaşlıkta ise adli yargıda uygun hukuki başvuru değerlendirilmelidir. Her iki durumda da başvurunun türü ve dosyanın somut durumu belirleyicidir.

Vatandaşlık işlemlerinde uzun süre beklemek maalesef sık karşılaşılan bir durumdur. Bununla birlikte, kanunda öngörülen sürelerin aşılması başvurucuyu hukuki korumadan yoksun bırakmaz. Önemli olan, sürenin ne zaman başladığını, hangi aşamada bulunduğunu ve hangi yargı yolunun gerçekten uygulanabilir olduğunu doğru tespit etmektir.

Avv. Fabio Loscerbo – Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista Registro UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da iltica başvurusu yapanlar ne zaman çalışabilir? 12 Haziran 2026’dan sonra 90 günlük yeni kural

12 Haziran 2026’dan itibaren İtalya’da uluslararası koruma başvurusu yapan yabancıların çalışma hakkına erişim süresi değişti. Yeni düzenlemeye göre, başvurunun incelenmesi henüz sonuçlanmamışsa ve gecikme başvuru sahibine yüklenemiyorsa, çalışma hakkı artık başvurunun resmen tamamlandığı tarihten itibaren 90 gün sonra doğuyor. 12 Haziran 2026’dan önce başlatılmış başvurularda ise önceki düzenleme uygulanmaya devam ediyor.

Yeni kural nereden geliyor?

İtalya, Avrupa Birliği’nin yeni Göç ve İltica Paktı çerçevesindeki düzenlemeleri iç hukuka aktarmak amacıyla 12 Haziran 2026 tarihli ve 100 sayılı Decreto-Legge’yi kabul etti. Bu düzenleme daha sonra 7 Ağustos 2026 tarihli ve 145 sayılı Kanunla yasaya dönüştürüldü. Değişikliklerden biri, 18 Ağustos 2015 tarihli ve 142 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 22. maddesinde yer alan, uluslararası koruma başvurusu sahiplerinin çalışma hakkına ilişkin süreyi doğrudan değiştirdi.

Eski sistemde çalışma hakkı, başvurunun yapılmasından itibaren 60 gün sonra doğabiliyordu. Yeni sistemde ise bu süre 90 güne çıkarıldı ve başlangıç noktası da değiştirilerek başvurunun “formalizzazione”, yani resmen tamamlanma tarihi esas alındı.

90 gün hangi tarihten itibaren hesaplanır?

Bu nokta uygulamada son derece önemlidir. Yalnızca Questura’ya gidip iltica talebinde bulunmak istediğini söylemek veya bir randevu almak, her durumda 90 günlük sürenin başladığı anlamına gelmez. Kanun, süreyi başvurunun resmen tamamlandığı tarihe bağlamaktadır.

Bununla birlikte, 100/2026 sayılı düzenlemenin geçiş hükümleri uyarınca 12 Haziran 2026’dan itibaren, teknik uyum sürecinde, başvuru Questura veya sınır polisi tarafından kaydedildiği anda şahsen formalize edilmiş sayılmaktadır. Bu nedenle mevcut geçiş düzeninde kayıt tarihi, çalışma hakkının ne zaman başlayacağının tespiti açısından belirleyici hale gelmiştir.

Başvuru sahibinin, Questura tarafından verilen belgedeki kayıt tarihini dikkatle kontrol etmesi ve kendisine verilen tüm belgelerin kopyasını saklaması gerekir. Özellikle ilk irade beyanı ile kayıt işlemi arasında uzun bir süre geçmişse, yalnızca randevu tarihine veya ilk e-postaya bakılarak çalışma hakkının başladığı varsayılmamalıdır.

90 gün dolunca otomatik olarak çalışılabilir mi?

142/2015 sayılı düzenlemenin 22. maddesine göre çalışma hakkı, başvurunun incelenmesi henüz sonuçlanmamışsa ve gecikme başvuru sahibine yüklenemiyorsa kullanılabilir. Dolayısıyla 90 günlük sürenin dolması temel şarttır; ancak kişinin uluslararası koruma prosedüründeki hukuki durumunun da devam ediyor olması gerekir.

Bu hak, Decreto Flussi kapsamında yeni bir çalışma vizesi veya yeni bir giriş kotası değildir. Kişi zaten İtalya’da uluslararası koruma başvurusu sahibi olarak bulunur ve kanunun öngördüğü süreden sonra kendisine verilen belgeye dayanarak iş sözleşmesi yapabilir. İşveren açısından da normal işe giriş yükümlülükleri, özellikle zorunlu işe giriş bildirimi, devam eder.

Çalışmaya başlanması, iltica başvurusunu kendiliğinden sona erdirmez ve kişinin statüsünü otomatik olarak çalışma amaçlı oturum iznine dönüştürmez. Uluslararası koruma prosedürü kendi hukuki çerçevesinde devam eder.

12 Haziran 2026’dan önce başvuru yapanlar için hangi kural geçerli?

Burada önemli bir geçiş hükmü vardır. 100/2026 sayılı Decreto-Legge’nin 17. maddesi, 12 Haziran 2026’dan önce sunulan uluslararası koruma başvurularına bağlı olarak başlamış idari veya yargısal işlemler bakımından önceki düzenlemenin uygulanmaya devam edeceğini açıkça belirtmektedir.

Bu nedenle 12 Haziran 2026’dan önce başvurusu yapılmış bir kişi için yeni 90 günlük sürenin otomatik olarak uygulanması doğru değildir. Bu başvurular bakımından önceki 60 günlük rejim, ilgili prosedür tamamlanıncaya kadar önemini korur. Uygulamada başvurunun tarihi ile kayıt veya C3 işleminin tarihi farklı olabildiğinden, hangi rejimin uygulanacağını somut dosya üzerinden belirlemek gerekir.

Questura’daki gecikmeler neden artık daha önemli?

Yeni düzenleme, çalışma hakkını başvurunun formalizasyonuna bağladığı için Questura’daki kayıt ve belge işlemlerinin zamanında yapılması daha da önem kazanmıştır. Başvuru sahibi iltica talebini açıkça bildirdiği halde kayıt işlemi uzun süre yapılmıyorsa, bu gecikme yalnızca idari bir sorun değildir; kişinin çalışma hayatına erişimini de doğrudan etkileyebilir.

Böyle bir durumda başvuru iradesinin hangi tarihte bildirildiğini gösteren e-posta, PEC, randevu belgesi, Questura tarafından verilen kağıtlar ve diğer kanıtların saklanması gerekir. Uzun ve gerekçesiz gecikmelerde idareye yazılı başvuru yapılması ve gerektiğinde hukuki yollara başvurulması değerlendirilebilir.

İşveren ve çalışan hangi belgeleri kontrol etmeli?

Bir iş sözleşmesi imzalanmadan önce, 90 günlük sürenin gerçekten dolup dolmadığı, başvuru sahibine verilen belgenin geçerliliği ve uluslararası koruma prosedürünün devam edip etmediği kontrol edilmelidir. İşveren yalnızca belgenin üzerinde klasik anlamda bir “permesso di soggiorno” ibaresi bulunup bulunmadığına bakarak işe alımı reddetmemelidir; 2026 reformu, başvuru sahiplerine verilen belgelerin yapısını da değiştirmiştir.

Özellikle yeni sistemin ilk aylarında, eski ve yeni belgelerin birlikte görülmesi mümkündür. Bu nedenle tereddüt halinde belgenin adı değil, hangi hukuki aşamayı ve hangi tarihi belgelediği esas alınmalıdır.

Pratik sonuç

12 Haziran 2026’dan sonra uluslararası koruma başvurusu yapanlar açısından temel sayı artık 90 gündür. Ancak bu sürenin hangi tarihten başladığı, başvurunun hangi hukuki aşamada olduğu ve geçiş hükümlerinin uygulanıp uygulanmadığı mutlaka kontrol edilmelidir. Başvurusu 12 Haziran 2026’dan önce yapılmış kişiler ise yeni düzenlemeye otomatik olarak dahil edilmez; onlar bakımından eski rejim uygulanmaya devam edebilir.

Çalışma hakkı, uluslararası koruma başvurusu sahiplerinin ekonomik bağımsızlığı ve İtalya’daki sosyal hayata katılımı açısından temel bir haktır. Bu nedenle yalnızca sürenin dolmasını beklemek değil, başvurunun kayıt ve formalizasyon tarihlerinin doğru belgelenmesini sağlamak da hukuki korumanın önemli bir parçasıdır.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da Questura farklı bir oturum iznini kendiliğinden vermez: doğru başvuru neden önemlidir?

İtalya’da oturum izni işlemlerinde sık yapılan hatalardan biri, kişinin mevcut başvurusu sonuçsuz kaldığında veya şartları değiştiğinde Ques...