domenica 15 febbraio 2026

Mevsimlik çalışma ve oturum izni: “iş bekleme” izninin mümkün olmadığı durumlar

 Mevsimlik çalışma ve oturum izni: “iş bekleme” izninin mümkün olmadığı durumlar

5 Şubat 2026 tarihli ve 217 sayılı kararıyla Emilia-Romagna Bölgesel İdare Mahkemesi, İtalya göç hukukunda sıkça yanlış anlaşılan önemli bir noktayı bir kez daha netleştirdi: mevsimlik çalışma vizesiyle İtalya’ya giren yabancıların “iş bekleme” amaçlı oturum izni alma hakkı bulunmamaktadır.

Dava, mevsimlik çalışma iznine dayanarak İtalya’ya yasal şekilde giriş yapan bir yabancı işçiyi konu alıyordu. Ancak çeşitli usule ilişkin nedenlerle çalışma ilişkisi, mevzuatın öngördüğü şekilde fiilen tamamlanamamıştı. Bunun üzerine ilgili kişi, İtalya’da kalmaya devam edebilmek ve yeni bir iş arayabilmek amacıyla “iş bekleme” oturum izni talebinde bulundu.

İdare bu talebi reddetti ve idare mahkemesi de bu reddi açık ve kesin bir biçimde hukuka uygun buldu.

Kararın temelinde, uygulamada sıklıkla göz ardı edilen önemli bir ayrım yer almaktadır. Mevsimlik çalışma, normal bağımlı çalışmadan farklı, kendine özgü bir hukuki rejime tabidir. İtalyan hukukunda, genel olarak bir işçinin işini kaybetmesi hâlinde belirli koşullar altında ülkede kalarak yeni bir iş aramasına izin verilebilir. Ancak bu kural mevsimlik çalışma için geçerli değildir.

Bu durum tesadüfi değildir. Mevsimlik çalışma, doğası gereği geçici olup belirli üretim dönemlerine ve sınırlı ekonomik sektörlere bağlıdır. Bu nedenle yasa koyucu, mevsimlik çalışanların “iş bekleme” oturum izninden yararlanmasını açıkça dışlamıştır. Mevsimlik iş ilişkisinin kurulmamış olması ya da sona ermesi hâlinde, giriş vizesi ve çalışma izni hukuki geçerliliğini kaybeder; dolayısıyla yasal ikamet için gerekli temel de ortadan kalkar.

Mahkemenin kararında dikkat çeken bir diğer nokta ise bakanlık genelgelerine ilişkin değerlendirmedir. Mahkeme, genelgelerin açık ve net kanun hükümlerini değiştiremeyeceğini veya genişletemeyeceğini bir kez daha vurgulamıştır. Göç hukuku alanında, ülkeye giriş ve ülkede kalma koşulları sıkı biçimde düzenlendiğinden, hukuki belirlilik ve usul kurallarına bağlılık genişletici yorumların önünde gelmektedir.

Bu kararın verdiği mesaj nettir: mevsimlik çalışma, İtalya’da kalıcı ya da daha istikrarlı bir ikamet statüsüne geçiş için dolaylı bir yol olarak kullanılamaz. Ülkede kalmaya ilişkin her türlü imkân, yalnızca kanunda açıkça öngörülen hâllere, örneğin oturum izninin dönüştürülmesine ilişkin hükümlere dayanmalıdır.

Söz konusu karar, artık yerleşik hâle gelmiş bir yargı içtihadının parçasıdır ve avukatlar, işverenler ile yabancı çalışanlar için önemli bir referans noktası oluşturmaktadır. Mevsimlik çalışma ile normal çalışma arasındaki farkın göz ardı edilmesi, hukuk sisteminin karşılayamayacağı beklentilerin doğmasına ve ciddi kişisel ve hukuki sonuçlara yol açmaktadır.

Kararın tam metni Calaméo’da yayımlanan çalışmada yer almaktadır:
https://www.calameo.com/books/008079775493de16d3a2d

Avv. Fabio Loscerbo

sabato 14 febbraio 2026

Mevsimlik Oturum İzninin Dönüştürülmesi: Mahkeme 39 Günlük Çalışma Şartını Onayladı

 Mevsimlik Oturum İzninin Dönüştürülmesi: Mahkeme 39 Günlük Çalışma Şartını Onayladı

Toskana Bölge İdare Mahkemesi tarafından verilen yakın tarihli bir karar, İtalya’da mevsimlik oturum izninin bağlı çalışma iznine dönüştürülmesi için gerekli hukuki şartlara önemli açıklık getirmiştir.

İkinci Daire tarafından 329/2026 sayılı karar ile verilen ve 11 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan hüküm, 286 sayılı 1998 tarihli Yasama Kararnamesi’nin 24. maddesinin 10. fıkrasının yorumunu ele almaktadır. Bu hüküm, mevsimlik izinlerin dönüştürülmesine ilişkin temel düzenlemeyi içermektedir.

İtalyan hukukuna göre, mevsimlik işçi iki temel şartı yerine getirirse dönüşüm talebinde bulunabilir: Birincisi, İtalya’da en az üç ay düzenli çalışma faaliyeti yürütmüş olması; ikincisi ise belirli süreli veya belirsiz süreli geçerli bir iş sözleşmesi teklifine sahip olmasıdır.

Uyuşmazlık, özellikle tarım sektöründe “üç ay” şartının nasıl yorumlanacağı üzerinde yoğunlaşmıştır. Tarımsal faaliyetlerin hava koşullarına bağlı ve kesintili olması nedeniyle idari genelgeler somut bir ölçüt belirlemiştir: ay başına ortalama en az on üç çalışma günü ve üç ayda toplam otuz dokuz gün.

Somut olayda işçi bu eşiğe ulaşamamıştır. Kötü hava koşullarının yeterli gün çalışmasını engellediğini ileri sürmüştür. Ancak idare talebi reddetmiş ve konu idari yargıya taşınmıştır.

Mahkeme, ret kararını hukuka uygun bulmuştur. Üç aylık sürenin belirli sayıda çalışma gününe dönüştürülmesinin yasaya aykırı olmadığı, aksine kanunun amacına uygun olduğu belirtilmiştir. Amaç, daha kalıcı bir oturum statüsüne geçmeden önce gerçek ve etkin bir çalışma deneyiminin bulunmasını sağlamaktır.

Karar ayrıca ispat yükünün önemini vurgulamaktadır. Kötü hava koşulları gibi istisnai durumlar somut ve belgeli delillerle kanıtlanmalıdır. Genel beyanlar yeterli değildir.

Kararın tam metni Calaméo’da yayımlanmıştır:
https://www.calameo.com/books/008079775c59a953c4ae6

Avv. Fabio Loscerbo

İtalya’da mevsimlik izin dönüşümü: otomatik değildir

 İtalya’da mevsimlik izin dönüşümü: otomatik değildir

Toskana Bölge İdare Mahkemesi’nin yakın tarihli bir kararı önemli bir noktayı teyit ediyor: mevsimlik oturum izninin çalışma iznine dönüştürülmesi otomatik bir hak değildir.

İtalyan hukuku en az üç ay düzenli çalışma ve geçerli bir iş teklifi şartı arar. Tarım sektöründe bu, üç ay içinde en az 39 çalışma günü anlamına gelir.

İncelenen davada (Karar no. 329/2026), işçi bu eşiğe ulaşamamış ve kötü hava koşullarını gerekçe göstermiştir. Mahkeme başvuruyu reddetmiş ve bu tür iddiaların somut ve belgeli delillerle kanıtlanması gerektiğini vurgulamıştır.

Sonuç açık: gerçek çalışma, güçlü belgeler ve idari kurallara sıkı uyum şarttır.

Kararın tam metni burada:
https://www.calameo.com/books/008079775c59a953c4ae6

Avv. Fabio Loscerbo

lunedì 9 febbraio 2026

Mevsimlik çalışma ve oturum izni: İtalyan idare mahkemesi “iş bekleme” izninin sınırlarını teyit etti

 Mevsimlik çalışma ve oturum izni: İtalyan idare mahkemesi “iş bekleme” izninin sınırlarını teyit etti

İtalya’da göç hukuku alanında önemli bir açıklık getiren son bir kararla, Emilia-Romagna Bölgesel İdare Mahkemesi, mevsimlik çalışma vizesiyle ülkeye giriş yapan yabancıların “iş bekleme” amaçlı oturum izni alamayacağını bir kez daha ortaya koydu. Mahkemeye göre, mevsimlik iş ilişkisinin kurulamaması ya da sona ermesi hâlinde bu tür bir oturum izni hukuken mümkün değildir.

5 Şubat 2026 tarihli ve 217 sayılı kararda, mevsimlik çalışma iznine dayanarak İtalya’ya yasal yollardan giriş yapan bir üçüncü ülke vatandaşı tarafından açılan dava incelendi. İlgili kişi, mevsimlik iş sözleşmesinin fiilen tamamlanamaması üzerine, ülkede kalmaya devam edebilmek ve yeni bir iş aramak amacıyla “iş bekleme” oturum izni talebinde bulunmuştu. Ancak idare bu talebi reddetmiş, uyuşmazlık idare mahkemesine taşınmıştı.

Mahkeme, idarenin kararını hukuka uygun bularak, İtalyan mevzuatının normal bağımlı çalışma ile mevsimlik çalışma arasında açık bir ayrım yaptığını vurguladı. Normal çalışma hâlinde işin kaybedilmesi, belirli şartlar altında iş arama amacıyla geçici bir oturum iznine imkân tanıyabilirken, mevsimlik çalışma açısından bu ihtimal kanun tarafından açıkça dışlanmaktadır. Mahkemeye göre bu istisna, mevsimlik çalışmanın doğasından kaynaklanmaktadır; zira bu çalışma türü geçici, döngüsel ve belirli ekonomik sektörlerle sınırlıdır.

Kararda ayrıca, mevsimlik iş sözleşmesinin usulüne uygun şekilde sonuçlandırılamamasının, giriş vizesi ve çalışma izninin hukuki geçerliliğini ortadan kaldırdığı belirtilmiştir. Bu durumda, mevsimlik statünün başka bir oturum iznine dönüştürülmesi için herhangi bir yasal dayanak bulunmamaktadır. “İş bekleme” izni, başarısız olmuş ya da tamamlanmamış idari prosedürleri telafi eden bir araç olarak değil, yalnızca kanunda açıkça öngörülen sınırlar içinde uygulanabilen istisnai bir mekanizma olarak değerlendirilmelidir.

Mahkemenin özellikle dikkat çektiği bir diğer husus ise bakanlık genelgelerinin rolüdür. Kararda, idari genelgelerin açık ve net kanun hükümlerini değiştiremeyeceği veya genişletemeyeceği bir kez daha hatırlatılmıştır. Göç hukuku alanında, ülkeye giriş ve ülkede kalma koşulları sıkı kurallara bağlı olduğundan, hukuki belirlilik ve usule uygunluk ilkeleri genişletici yorumların önünde gelmektedir.

Bu karar, mevsimlik çalışmanın dolaylı bir şekilde uzun süreli ikamete dönüşmesini reddeden yerleşik yargı içtihadının bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Mevsimlik çalışma çerçevesinin ötesinde İtalya’da kalabilme imkânları ancak kanunda açıkça düzenlenen hâllerde, örneğin oturum izninin dönüştürülmesine ilişkin hükümler kapsamında söz konusu olabilir.

Somut davanın ötesinde, Emilia-Romagna Bölgesel İdare Mahkemesi’nin bu kararı, çalışma amaçlı göçün yönetiminde usul kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalınmasının önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Avrupa genelinde göç tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde, karar farklı çalışma göçü biçimleri arasındaki sınırların korunmasının gerekliliğini vurgulamaktadır.

Kararın tam metni Calaméo’da yayımlanan yayında yer almaktadır:
Tıklanabilir bağlantı: https://www.calameo.com/books/008079775493de16d3a2d
Düz metin bağlantı: https://www.calameo.com/books/008079775493de16d3a2d

Avv. Fabio Loscerbo

lunedì 2 febbraio 2026

İtalya’dan Ayrılmak Oturma İznine Mal Olabilir

 İtalya’dan Ayrılmak Oturma İznine Mal Olabilir

İtalyan göç hukukunda, ülkeden ayrılmak hiçbir zaman tarafsız bir durum değildir. Oturma iznine ilişkin bir idari işlem devam ederken İtalya’dan çıkmak, izin talebinin reddine kadar varan belirleyici sonuçlar doğurabilir. Bu durum teorik bir risk değil, idari uygulama ve yargı kararlarıyla giderek daha sık teyit edilen bir gerçektir.

Oturma izni yalnızca bürokratik bir belge değildir. Bu izin, yabancı kişi ile İtalyan Devleti arasında, ülke topraklarında fiilî ve sürekli bir varlığa dayanan hukuki bir ilişkinin ifadesidir. Bu süreklilik kesintiye uğradığında, oturma hakkının hukuki temelleri ciddi biçimde zayıflar.

İtalyan makamları, uzun süreli veya usule uygun şekilde düzenlenmemiş bir yokluğu, ikametin kesintiye uğraması olarak yorumlamaktadır. Uygulamada bu, yenileme başvurusu usulüne uygun biçimde yapılmış olsa bile, özellikle düzenli bir yeniden giriş çerçevesi bulunmadığında, ülkeyi terk etmenin idareyi yasal şartların artık mevcut olmadığı sonucuna götürebileceği anlamına gelir.

Son dönemdeki idari yargı kararları bu yaklaşımı pekiştirmiştir. Mahkemeler, bir yabancının uzun bir süre yurt dışında kalması ve yeniden giriş vizesinin geçerlilik süresi içinde İtalya’ya dönmemesi hâlinde, oturma izninin reddedilmesinin hukuka uygun olduğunu teyit etmiştir. Bu durumlarda idare takdir yetkisi kullanmamakta, aksine temel bir şartın ortadan kalktığını tespit ederek hukuku bağlayıcı şekilde uygulamaktadır.

Bu konuyu özellikle kritik kılan husus, yokluğun tespit edilmesi hâlinde usule ilişkin güvencelerin sınırlı bir etkiye sahip olmasıdır. Red kararının, ikametin sürekliliği veya düzenli yeniden giriş gibi şartların objektif olarak bulunmamasına dayanması hâlinde, işlem çoğu zaman zorunlu bir idari karar olarak değerlendirilir. Bu nedenle, sonradan ileri sürülen gerekçeler veya usul eksiklikleri sonucu nadiren değiştirir.

Mesaj açıktır ve hafife alınmamalıdır. Bir idari işlem devam ederken İtalya’dan ayrılmak yüksek riskli bir karardır. Geçici bir yokluk bile, doğru değerlendirilmediği veya yeterince gerekçelendirilmediği takdirde, yıllarca süren yasal ikamet ve uyum sürecini tehlikeye atabilir.

Göç hukukunda varlık önemlidir. Zaman önemlidir. Toprak önemlidir. Ve bazen tek bir yokluk, düzenli bir durumu kesin bir ret kararına dönüştürmeye yeterlidir.

Yayının tamamına Calaméo üzerinden aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir:
https://www.calameo.com/books/0080797759e6d98d60004

Avv. Fabio Loscerbo

domenica 1 febbraio 2026

Adli sicil tek başına yeterli değil: Bologna İdare Mahkemesi’nden otomatik oturma izni retlerine dur

 Adli sicil tek başına yeterli değil: Bologna İdare Mahkemesi’nden otomatik oturma izni retlerine dur

Emilia-Romagna Bölgesi Bologna merkezli Bölge İdare Mahkemesi’nin yakın tarihli bir kararı, İtalyan göç hukukunda temel bir ilkeyi bir kez daha açık biçimde ortaya koydu: Bir yabancının adli sicil kaydı, tek başına oturma izninin reddi veya yenilenmemesi için yeterli bir gerekçe olamaz.

İncelenen olayda idare, ilgili kişinin geçmişteki ceza mahkûmiyetlerine atıf yaparak olumsuz karar vermiş, ancak bu mahkûmiyetlerin neden bugün hâlâ güncel ve somut bir toplumsal tehlike oluşturduğunu açıklamamıştır. Ayrıca kişinin aile hayatı, çalışma durumu ve topluma yeniden uyum süreci gibi olumlu unsurlar da dikkate alınmamıştır. Mahkeme, bu yaklaşımın hukuka aykırı olduğunu belirterek, otomatik ve şablon kararların göç hukukunda kabul edilemeyeceğini vurgulamıştır.

Mahkemenin değerlendirmesi, 25 Temmuz 1998 tarihli ve 286 sayılı Yasama Kararnamesi’nin 5. maddesinin 5. fıkrasına dayanmaktadır. Bu hüküm, idareye yabancının durumunu bütüncül biçimde değerlendirme yükümlülüğü getirmektedir. Bu kapsamda adli sicil kayıtları, özel ve aile hayatı, istihdam durumu, toplumsal entegrasyon düzeyi ve suçtan sonra geçen süre gibi unsurlarla birlikte tartılmalıdır.

Bologna İdare Mahkemesi, somut olayda ciddi bir gerekçelendirme eksikliği tespit etmiştir. İdari makam, olumsuz ve olumlu unsurlar arasında gerçek bir dengeleme yapmamış; kararını, bireysel durumu yansıtmayan genel ve mekanik bir yaklaşıma dayandırmıştır. Bu nedenle mahkeme, oturma izninin reddine ilişkin işlemi iptal etmiş ve dosyayı hukuka uygun bir yeniden değerlendirme yapılması için idareye geri göndermiştir.

Bu karar, idarenin takdir yetkisinin sınırlarını da netleştirmektedir. Göç hukukunda idari takdir vardır, ancak bu takdir sınırsız değildir. Bir karar, bireyin yaşamını, ailesini ve mesleki geleceğini doğrudan etkiliyorsa, mutlaka güncel, somut ve orantılı bir değerlendirmeye dayanmalıdır.

Uygulamada verilen mesaj açıktır: Adli sicil kayıtları bir değerlendirme unsurudur, nihai sonuç değildir. İdarenin, bu kayıtların neden bugün hâlâ belirleyici olduğunu ve neden oturma hakkının sınırlandırılmasını gerektirdiğini açık ve ikna edici biçimde ortaya koyması gerekir.

Mahkeme kararını ve hukuki değerlendirmeyi içeren yayının tamamı Calaméo platformunda aşağıdaki bağlantıdan erişilebilir:
https://www.calameo.com/books/008079775f4e8338cb9e5
https://www.calameo.com/books/008079775f4e8338cb9e5

Sonuç olarak Bologna İdare Mahkemesi, göç hukukunda temel bir ilkeyi yeniden teyit etmektedir: Otomatik kararlar hukuka uygun değildir. Her dosya, bireysel koşullar dikkate alınarak ve hukukun öngördüğü güvencelere saygı gösterilerek değerlendirilmelidir.

Avv. Fabio Loscerbo

sabato 24 gennaio 2026

Çalışma izninin reddi: Yabancı işçi itiraz hakkına sahip değildir İtalyan mahkemesinden, çalışma temelli göç prosedürlerinde kimin dava açabileceğine dair netlik

 

Çalışma izninin reddi: Yabancı işçi itiraz hakkına sahip değildir

İtalyan mahkemesinden, çalışma temelli göç prosedürlerinde kimin dava açabileceğine dair netlik

İtalya’daki idari yargı mercileri tarafından yakın zamanda verilen bir karar, göç hukukunun en tartışmalı alanlarından birine açıklık getirdi: Yurt dışında yaşayan yabancı bir işçi adına talep edilen çalışma izni reddedildiğinde, bu karara karşı kim dava açabilir?

Konu, Avrupa Birliği üyesi olmayan yabancıların ücretli çalışma amacıyla İtalya’ya girişini düzenleyen İtalyan Göç Mevzuatının 22. maddesi çerçevesinde ele alınıyor. Söz konusu prosedür oldukça karmaşık olup, işveren tarafından yapılan başvuruyla başlamakta ve ancak daha sonraki bir aşamada işçiye giriş vizesi ile oturma izni verilmesiyle tamamlanmaktadır.

İdari mahkemeye göre, bu aşamalar arasındaki ayrım belirleyici niteliktedir.

Çalışma izninin talep edilmesi, onaylanması veya reddedilmesine ilişkin ilk aşamalarda hukuken korunmaya değer menfaat yalnızca işverene aittir. Başvuruyu yapan, Göç için Tek Durak Ofisi ile iletişim kuran ve kanuni süreler ile yükümlülükleri üstlenen taraf işverendir.

Bu aşamada yabancı işçi henüz korunmuş bir hukuki statüye sahip değildir. Mahkeme bu noktada açıktır: İşçinin yalnızca prosedürün olumlu sonuçlanmasına yönelik fiili bir menfaati vardır ve bu menfaat yargısal koruma için yeterli değildir. Dolayısıyla, çalışma izninin reddi veya iptali halinde yabancı işçi tek başına dava açma hakkına sahip değildir. Dava açma ehliyeti yalnızca başvuruyu yapan işverene aittir.

Bu yargısal yaklaşım, Calaméo platformunda yayımlanan ve aşağıdaki bağlantıdan erişilebilen bir çalışmada ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır:
https://www.calameo.com/books/0080797759dd32066810c
(doğrudan bağlantı: https://www.calameo.com/books/0080797759dd32066810c)

Söz konusu yayın, bu yorumun pratik sonuçlarını özellikle vurgulamaktadır. Uygulamada hâlen sıkça görülen, yalnızca yabancı işçi tarafından açılan davalar, işverenin doğrudan katılımı olmadığında kabul edilemezlik kararıyla sonuçlanmaktadır. Bu durum zaman kaybına, maliyet artışına ve hukuki beklentilerin boşa çıkmasına yol açmaktadır.

Mahkeme ayrıca, yabancı işçinin yargısal olarak korunabilir haklarının ancak daha sonraki aşamalarda, yani giriş vizesi ve oturma izninin verilmesi sürecinde doğduğunu açıkça belirtmektedir. Bu aşamaya kadar İtalyan hukuk sistemi, göç akışlarının kontrolüne ilişkin kamu yararı ile işverenin özel menfaatini öncelemekte, işçiye bağımsız bir dava hakkı tanımamaktadır.

Bu karar, göç hukukuna ilişkin geleneksel ve sistematik bir yaklaşımı yansıtmakta; çalışma temelli göç prosedürlerinde rollerin ve sorumlulukların net biçimde ayrılması gerektiğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Aynı zamanda hukukçular ve ilgililer için açık bir mesaj içermektedir: Bu alanda, kimin dava açabileceğini bilmek, hangi idari işlemin dava konusu edilebileceğini bilmek kadar önemlidir.

Calaméo’da yayımlanan çalışma, İtalya’da çalışma temelli göç alanında yargısal korumanın mevcut sınırlarını anlamak isteyenler için önemli bir başvuru kaynağı niteliğindedir.

Avukat Fabio Loscerbo

Mevsimlik çalışma ve oturum izni: “iş bekleme” izninin mümkün olmadığı durumlar

  Mevsimlik çalışma ve oturum izni: “iş bekleme” izninin mümkün olmadığı durumlar 5 Şubat 2026 tarihli ve 217 sayılı kararıyla Emilia-Romagn...