sabato 22 agosto 2026

İtalya’da iltica başvurusu yapanlar için çalışma süresi değişti: artık 90 gün beklemek gerekiyor

İtalya’da uluslararası koruma başvurusu yapan kişilerin çalışma hakkına erişiminde önemli bir değişiklik yürürlüğe girdi. 7 Ağustos 2026 tarihli ve 145 sayılı Kanun, 12 Haziran 2026 tarihli 100 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyi değişiklik yapmadan kanunlaştırdı. Yeni düzenlemeye göre, iltica başvurusunda bulunan kişi artık başvurunun resmileştirilmesinden itibaren 90 gün geçtikten sonra çalışmaya başlayabiliyor. Önceki sistemde bu süre 60 gündü.

Bu değişiklik özellikle İtalya’da yeni uluslararası koruma başvurusu yapan kişiler, onları işe almak isteyen işverenler ve başvuru sürecinde ekonomik bağımsızlık kazanmaya çalışan yabancılar açısından doğrudan sonuç doğuruyor.

Yeni kural ne söylüyor?

Değişiklik, 18 Ağustos 2015 tarihli ve 142 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 22. maddesinde yapıldı. 100/2026 sayılı düzenlemenin 10. maddesiyle, çalışma hakkının başlangıcı bakımından kullanılan “başvurunun sunulmasından itibaren 60 gün” ifadesi kaldırıldı ve yerine “başvurunun resmileştirilmesinden itibaren 90 gün” kuralı getirildi.

Dolayısıyla yeni sistemde iki unsur önem taşıyor: yalnızca uluslararası koruma talebinde bulunmuş olmak yeterli değil; 90 günlük sürenin hangi tarihten itibaren hesaplanacağı da doğru belirlenmeli. Kanun artık başlangıç noktası olarak başvurunun resmileştirilmesini esas alıyor.

90 günlük süre hangi tarihten başlıyor?

Geçiş döneminde bu konu ayrıca düzenlendi. 100/2026 sayılı düzenlemenin 17. maddesine göre, 12 Haziran 2026’dan itibaren ve teknik uyum süreci boyunca uluslararası koruma başvurusu, Questura veya sınır polisi tarafından yapılan kayıt anında şahsen resmileştirilmiş sayılıyor. Ayrıca 31 Ekim 2026’ya kadar başvuru iradesinin alınması, kaydı ve resmileştirilmesi konusunda Questure ve sınır polisi yetkili olmaya devam ediyor.

Bu nedenle 12 Haziran 2026’dan sonra yapılan yeni başvurularda, uygulamada 90 günlük sürenin hesabı bakımından kayıt tarihi özel önem taşıyor. Başvuru sahibinin kendisine verilen belgedeki tarihi dikkatle kontrol etmesi ve belgenin bir kopyasını saklaması gerekir.

12 Haziran 2026’dan önce başvuru yapanlar ne olacak?

Yeni düzenleme herkes için aynı şekilde uygulanmıyor. Geçiş hükmü açıkça, 12 Haziran 2026’dan önce sunulan uluslararası koruma başvuruları nedeniyle başlatılmış idari veya adli işlemlerde önceki düzenlemenin uygulanmaya devam edeceğini öngörüyor.

Bu nedenle başvurusu 12 Haziran 2026’dan önce yapılmış olan kişilerin durumu, yeni başvuru sahiplerinden farklı değerlendirilmeli. Bu dosyalarda eski 60 günlük rejimin uygulanması gündeme gelir. Başvurunun tarihi ile dosyanın hangi hukuki rejime tabi olduğu birlikte kontrol edilmelidir.

90 gün dolduktan sonra çalışmak için ne gerekir?

90 günlük sürenin dolması, iltica başvurusunun kabul edildiği anlamına gelmez. Kişi hâlâ uluslararası koruma başvuru sahibidir. Ancak kanunun öngördüğü süre tamamlandığında, başvuru sahibinin çalışma faaliyetine erişimi mümkün hale gelir.

İşveren açısından da normal iş hukuku yükümlülükleri devam eder. İşe girişin usulüne uygun biçimde bildirilmesi ve çalışanın uluslararası koruma başvuru sahibi olduğunu ve çalışma hakkının başladığını gösteren belgelerin kontrol edilmesi gerekir. Uygulamada en önemli nokta, 90 günlük sürenin gerçekten dolup dolmadığını belge üzerinden doğrulamaktır.

Başvuru sahibi açısından ise yalnızca sözlü bilgiye güvenmek yerine, Questura tarafından verilen belgeyi, kayıt veya resmileştirme tarihini ve varsa sonraki belgeleri saklamak önemlidir. Özellikle işverenin çalışma hakkı konusunda tereddüt etmesi halinde, bu belgeler belirleyici olacaktır.

Çalışmaya başlamak oturma statüsünü değiştirmez

Uluslararası koruma başvurusuna bağlı olarak çalışabilmek ile çalışma amaçlı bağımsız bir oturma iznine sahip olmak aynı şey değildir. Başvuru sahibinin çalışma hakkı, uluslararası koruma prosedürü devam ederken tanınan bir haktır. Bu nedenle bir iş sözleşmesi yapılması, tek başına iltica prosedürünü sona erdirmez veya otomatik olarak çalışma amaçlı oturma iznine dönüşüm sağlamaz.

Bu ayrım özellikle uzun süreli iş sözleşmesi bulan başvuru sahipleri açısından önemlidir. Çalışma ilişkisinin varlığı kişinin sosyal ve ekonomik durumunda önemli olabilir, ancak hangi oturma izninin mümkün olduğu ayrı bir hukuki değerlendirme gerektirir.

Questura işlemleri gecikirse ne yapılmalı?

Yeni düzenlemede sürenin başvurunun resmileştirilmesine bağlanması, idari işlemlerin tarihini daha da önemli hale getiriyor. Başvuru sahibi, kayıt veya resmileştirme tarihinin belgelendirildiğinden emin olmalıdır. Belgede tarih bulunmaması, tarihlerin çelişkili olması veya Questura’nın işlemi uzun süre tamamlamaması halinde, çalışma hakkının başlangıcının belirlenmesi için dosyanın somut olarak incelenmesi gerekebilir.

Özellikle bir iş teklifi mevcutsa, kişinin yalnızca “iltica başvurusu yaptım” demesi yeterli olmayabilir. Başvuru tarihi, kayıt tarihi ve verilen belge birlikte değerlendirilmelidir.

Sonuç

2026 reformu, İtalya’da uluslararası koruma başvurusu yapanların iş piyasasına erişim süresini uzattı. Yeni başvurularda temel kural, çalışmanın başvurunun resmileştirilmesinden 90 gün sonra mümkün olmasıdır. Bununla birlikte 12 Haziran 2026’dan önce başlayan işlemler için önceki rejimin uygulanmaya devam etmesi nedeniyle, her dosyada başvuru tarihinin doğru belirlenmesi önem taşır.

Çalışma hakkı konusunda tereddüt varsa, işe başlamadan önce başvuru belgesinin ve ilgili tarihlerin hukuki olarak kontrol edilmesi, hem çalışan hem de işveren açısından daha güvenli bir yol olacaktır.

Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

İtalya’da çalışmak için yeni yol: SIISL sistemi

İtalya, yurtdışında mesleki ve yurttaşlık-dil eğitimi tamamlayan yabancıların işgücü piyasasına erişimini kolaylaştıran yeni bir uygulamayı hayata geçirdi. 22 Haziran 2026 tarihli Bakanlıklararası Karar ile, İtalya Göç Kanunu’nun 23. maddesi kapsamında onaylanmış eğitim programlarını başarıyla tamamlayan yabancıların SIISL sistemine kaydedilmesine ilişkin usuller belirlendi. Kararın yayımlandığına ilişkin resmi duyuru 19 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.

SIISL nedir?

SIISL, yani Sosyal ve Çalışma Hayatına Dahil Olma Bilgi Sistemi, İtalya Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde kurulan ve INPS tarafından yönetilen bir platformdur. Sistem, iş arayan kişiler ile işverenleri buluşturmayı amaçlar.

Yeni düzenleme özellikle yurtdışında, İtalya Göç Kanunu’nun 23. maddesi çerçevesinde onaylanmış mesleki eğitim ile yurttaşlık ve dil eğitimi programlarını tamamlayan yabancıları ilgilendiriyor. Bu kişiler artık SIISL içinde bir mesleki profile sahip olabilecek ve eğitim aldıkları sektörlerle uyumlu işverenler tarafından görülebilecek.

Kayıt işlemini yabancı kişi tek başına yapmıyor

Yeni sistemde kayıt, eğitimi düzenleyen veya onaylı programı sunan kuruluşun aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Eğitimini başarıyla tamamlayan kişinin bilgileri, Çalışma Bakanlığının yurtdışında eğitim alan yabancılara ilişkin platformundan SIISL sistemine aktarılıyor. Programı yürüten kuruluş, gerekli kişisel ve mesleki bilgileri tamamlıyor; ardından SIISL ilgili yabancıya profilini etkinleştirmesi için otomatik bildirim gönderiyor.

Profil etkinleştirildiğinde sistem, tamamlanan eğitim bilgilerini içeren önceden hazırlanmış bir özgeçmiş oluşturuyor. Bu özgeçmiş, kişinin aldığı eğitimle uyumlu sektörlerde faaliyet gösteren işverenlere görünür hale geliyor.

En önemli avantaj: Decreto Flussi kotasının dışında çalışma imkânı

Bu düzenlemenin en önemli yönü, Göç Kanunu’nun 23. maddesi kapsamında eğitimini tamamlayan kişilerin İtalya’ya çalışma amacıyla girişinin olağan Decreto Flussi kotalarına bağlı olmamasıdır. Başka bir ifadeyle, gerekli şartlar mevcut olduğunda bu kanal yılın yalnızca belirli “click day” tarihlerine bağlı değildir ve kota dolduğu için başvurunun yapılamaması sorunu ortaya çıkmaz.

Ancak SIISL kaydı tek başına İtalya’ya giriş veya çalışma hakkı vermez. İtalya’daki bir işverenin ilgili kişi adına İçişleri Bakanlığının Portale ALI sistemi üzerinden isim belirtilerek çalışma izni, yani nulla osta al lavoro, talep etmesi gerekir.

Nulla osta, vize ve oturma izni nasıl ilerliyor?

Onaylı eğitimi tamamlayan kişi için işveren tarafından yapılan isimli çalışma izni başvurusunda, genel olarak Sportello Unico per l’Immigrazione tarafından 30 gün içinde nulla osta verilmesi öngörülmektedir. Mevzuatta öngörülen bazı özel kontroller ve istisnalar saklıdır.

Yabancı kişi, eğitim programının tamamlanmasından itibaren 12 ay içinde çalışma vizesi başvurusunda bulunabilir. Vize, yetkili İtalyan diplomatik veya konsolosluk temsilciliği tarafından değerlendirilir ve mevzuat gereği 90 güne kadar uzayabilen bir inceleme süreci söz konusu olabilir.

İtalya’ya girişten sonra işveren ile yabancı çalışan arasındaki soggiorno sözleşmesinin 15 gün içinde imzalanması gerekir. Oturma izni henüz Questura tarafından düzenlenmemiş olsa bile, kanunun öngördüğü şartlar çerçevesinde başvurunun sonuçlanmasını beklerken çalışma faaliyetine başlanabilir.

Türkiye’de yaşayanlar açısından ne anlama geliyor?

Türkiye’de yaşayan bir kişinin herhangi bir meslek kursu veya dil kursunu tamamlamış olması bu özel prosedürden yararlanması için yeterli değildir. Eğitim programının İtalya Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından Göç Kanunu’nun 23. maddesi kapsamında onaylanmış olması gerekir.

Bu nedenle İtalya’da çalışmayı planlayan kişilerin, kursa başlamadan önce programın gerçekten bu özel yasal çerçeveye dahil olup olmadığını kontrol etmeleri önemlidir. Onaylı bir programın tamamlanması, SIISL üzerinden işverenlerle daha görünür bir şekilde eşleşmeyi ve kota sisteminin dışında yasal çalışma girişine ulaşmayı mümkün kılan somut bir yol oluşturabilir.

Yeni SIISL uygulaması, yurtdışında eğitim ile İtalya’daki gerçek işgücü ihtiyacını daha doğrudan bir şekilde birleştirmeyi amaçlıyor. Ancak prosedür birkaç farklı makamı ve aşamayı içerdiğinden, eğitim programının hukuki niteliği, iş teklifinin şartları ve nulla osta ile vize sürecinin doğru şekilde yürütülmesi özellikle önem taşıyor.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

giovedì 20 agosto 2026

Göçmenlik işlemlerinde idareyle yazışmaların belgelenmesinin önemi

Göçmenlik ve oturma izni işlemlerinde yabancının haklarının korunması yalnızca hukuki kuralların bilinmesine bağlı değildir. İdareyle yürütülen sürecin her aşamasının belgelenmesi de büyük önem taşır. Oturma izni, yenileme, uluslararası koruma, aile birleşimi ve Questura ya da Prefettura ile iletişim gibi işlemlerin giderek daha büyük bir bölümü elektronik posta, dijital platformlar ve çevrimiçi randevu sistemleri üzerinden yürütülmektedir. Bu nedenle gönderim ve teslim belgeleri, e-postalar, ekran görüntüleri, randevu talepleri ve idareden gelen yanıtlar dikkatle saklanmalıdır. Teknik bir arıza, randevu bulunamaması veya platformun çalışmaması nedeniyle işlemin tamamlanamaması hâlinde, bu belgeler başvurucunun zamanında ve özenli davrandığını göstermeye yardımcı olabilir. Göçmenlik hukuku alanında çalışan avukatın rolü yalnızca yargı aşamasında değil, idari süreç boyunca da önemlidir. Zamanında yapılan resmi yazışmalar, sürecin kronolojik olarak düzenlenmesi ve her adımın belgelenmesi, daha sonra ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklarda güçlü bir koruma sağlar. Avv. Fabio Loscerbo Avvocato Cassazionista Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione Lobbista presso il Registro per la trasparenza dell’Unione europea in materia di Migrazione e Asilo, n. 280782895721-36 ORCID 0009-0004-7030-0428

giovedì 23 luglio 2026

İşveren ortadan kaybolunca çalışma izni iptal edildi: İtalyan mahkemesi kararı onadı


İşveren ortadan kaybolunca çalışma izni iptal edildi: İtalyan mahkemesi kararı onadı

İtalya’da bir idare mahkemesi, işverenin işe alım sürecini tamamlamaması ve daha sonra ulaşılamaz hale gelmesi üzerine, yabancı işçi giriş kotaları kapsamında verilmiş bir çalışma izninin iptalini hukuka uygun buldu.

Emilia-Romagna Bölge İdare Mahkemesi, 1 Temmuz 2026 tarihli ve 1263 sayılı kararıyla, yabancı bir işçinin Rimini Valiliği tarafından verilen çalışma izninin iptaline karşı açtığı davayı reddetti.

Bu dava, İtalyan göç sisteminin sık karşılaşılan zayıflıklarından birini ortaya koyuyor: Yabancı bir işçi geçerli vize ve çalışma izniyle İtalya’ya yasal olarak girebiliyor, ancak işveren gerekli işlemleri tamamlamadığı için daha sonra oturumunu düzenleme imkânını kaybedebiliyor.

İşveren randevulara gelmedi

İşçi, bağımlı çalışma izni aldıktan sonra Mart 2024’te İtalya’ya giriş yaptı. İtalyan mevzuatına göre işveren ile işçinin, ülkeye giriş tarihinden itibaren on beş gün içinde oturum sözleşmesini imzalaması ve bu sözleşmenin Göçmenlik Tek Masası’na iletilmesi gerekiyordu.

Ancak bu işlem hiçbir zaman tamamlanmadı.

Valilik, sürecin sonuçlandırılması için birden fazla randevu verdi. Buna rağmen işveren randevulara katılmadı ve daha sonra tamamen ulaşılamaz hale geldi.

Mahkeme kararında yer alan bilgilere göre aynı işveren, gerekli mali kapasiteye ve ciroya sahip olmadığı halde kırk iki çalışma izni başvurusu yapmıştı.

İşçi, bir avukatın yardımıyla durumu çözmeye çalıştı. Kendisine yeni bir işveren bulması da söylendi. Ancak idarenin kabul edilebilir gördüğü süre içinde yeni bir işverenle resmi işlem tamamlanmadı.

Bunun üzerine Valilik, başlangıçta verilmiş olan çalışma iznini iptal etti.

Mahkeme: Süreç süresiz olarak açık bırakılamaz

Mahkeme, Valiliğin hukuka uygun hareket ettiğine karar verdi.

1998 tarihli ve 286 sayılı İtalyan Yasama Kararnamesi’nin 22. maddesine göre, oturum sözleşmesi yasal süre içinde imzalanıp iletilmezse çalışma izni iptal edilebilir. Ancak gecikme mücbir sebepten ya da işçiye yüklenemeyecek nedenlerden kaynaklanıyorsa iptal uygulanmamalıdır.

Hâkimler işverenin ortadan kaybolduğunu kabul etti. Buna rağmen idari sürecin, işçinin yeni bir işveren bulmasını beklemek amacıyla süresiz biçimde açık tutulamayacağı sonucuna vardı.

Mahkemeye göre ilk işverenin kesin olarak süreçten çekilmesi, işlemlerin tamamlanmasını imkânsız hale getirmişti. Bu nedenle iptal, idarenin takdirine bağlı bir tercih değil, hukuken zorunlu bir sonuç olarak değerlendirildi.

Kota sisteminin katı biçimde yorumlanması

Karar, İtalyan idari yargısında giderek güçlenen katı bir yaklaşımın parçasıdır.

Bu yaklaşıma göre çalışma izninin iptali, önceki bir idari kararın olağan şekilde geri alınması değildir. Daha çok, ülkeye giriş ve oturum sürecinin tamamlanması için gerekli şartların bulunmaması veya sonradan ortadan kalkması nedeniyle hakkın kaybedilmesi olarak kabul edilmektedir.

Bu hukuki nitelendirme önemli sonuçlar doğurur. İdare, uygulanabilir mevzuat açıkça gerektirmediği sürece, işçinin kişisel durumunu bütünüyle yeniden değerlendirmek zorunda değildir. İşçinin entegrasyon seviyesi, çalışma imkânları, iyi hali veya sabıka kaydının bulunmaması tek başına belirleyici olmayabilir.

Mahkeme ayrıca çalışma izninin sadece sahte belge ya da dolandırıcılık halinde değil, işçinin ülkeye girişine ilişkin temel şartların eksik olması halinde de iptal edilebileceğini belirtti. İşverenin ekonomik yeterliliği ve teklif edilen işin gerçekten mevcut olması bu şartlar arasında yer almaktadır.

İşverenin davranışının sonuçlarını işçi taşıyor

Bununla birlikte dava, ciddi bir hakkaniyet sorunu doğuruyor.

Kanun, sözleşmenin tamamlanmamasının işçiye yüklenemediği durumlarda çalışma izninin iptal edilmemesi gerektiğini açıkça öngörmektedir. Ancak birçok olayda işçinin işverenin davranışları üzerinde hiçbir gerçek kontrolü bulunmamaktadır.

Bir yabancı, vize almış, ülkesini terk etmiş, önemli masraflara katlanmış ve idarenin tüm taleplerini yerine getirmiş olabilir. Buna rağmen İtalya’ya geldikten sonra işverenin artık kendisini işe almak istemediğini veya başından beri bunu yapabilecek ekonomik kapasitesinin bulunmadığını öğrenebilir.

Buna rağmen idari uygulamada bütün sonuçlar çoğu zaman işçinin üzerine bırakılmaktadır.

Ortada açık bir çelişki vardır: İdare, bir iş teklifine dayanarak yabancının ülkeye girişine izin vermekte; ancak işveren daha sonra ortadan kaybolduğunda, işçi iyi niyetle hareket etmiş olsa bile İtalya’da yasal olarak kalma imkânını kaybedebilmektedir.

İşveren değişikliği sorunu hâlâ çözümsüz

Davanın bir diğer temel noktası, ilk işverenin yerine başka bir işverenin geçip geçemeyeceğidir.

Mahkeme, Valiliğin yeni bir işveren bulunana kadar süreci açık tutmak zorunda olmadığına karar verdi. Mevcut sistemde çalışma izni genel olarak belirli bir işverene, belirli bir iş teklifine ve belirli bir giriş kotasına bağlıdır.

Ancak bu dava daha açık kurallara ihtiyaç olduğunu göstermektedir.

İlk işveren ortadan kaybolduğunda, iflas ettiğinde veya güvenilir olmayan başvurular yaptığı ortaya çıktığında, işçinin oturumunu düzenleme imkânını otomatik olarak kaybetmemesi gerekir.

İşveren değişikliğine izin veren açık ve yeknesak bir prosedür, İtalya’ya yasal ve iyi niyetli biçimde giren işçileri koruyabilir. Böyle bir sistem aynı zamanda kota sisteminin kötüye kullanılmasına karşı denetimleri de zayıflatmak zorunda değildir.

İtalyan sisteminin yapısal sorunu

Karar daha derin bir sorunu da ortaya koyuyor: İşverenler hakkındaki temel kontroller çoğu zaman çok geç yapılıyor.

İdare, işverenin mali yeterliliğini ve güvenilirliğini ancak işçi İtalya’ya girdikten sonra kontrol ederse, idari sürecin başarısızlık riski fiilen yabancı işçinin üzerine aktarılmış olur.

Böylece işçi, yetersiz ön kontrollerin, hileli işe alım uygulamalarının veya işverenin sonradan işlemleri tamamlamayı reddetmesinin sonuçlarına katlanmak zorunda kalır.

Vize ve çalışma izni verilmeden önce daha sıkı denetim yapılması, bu tür olayların sayısını azaltabilir. Aynı zamanda mevzuat, iş ilişkisinin başarısız olmasından sorumlu olmayan işçiye etkili bir koruma sağlamalıdır.

Hileli başvurularla mücadele gereklidir. Ancak bu mücadele, İtalya’ya yasal olarak giren ve kamu makamlarının önceden onayladığı bir iş teklifine güvenen işçilerin otomatik olarak cezalandırılmasına dönüşmemelidir.

Avv. Fabio Loscerbo
ORCID: https://orcid.org/0009-0004-7030-0428

İtalya: Mahkeme mevsimlik çalışma prosedürünün otomatik olarak kapatılmasını iptal etti

 

İtalya: Mahkeme mevsimlik çalışma prosedürünün otomatik olarak kapatılmasını iptal etti

İtalya’da bir idare mahkemesi, işveren ve işçiye oturum sözleşmesinin neden yasal süre içinde ulaşmadığını açıklama imkânı verilmeden kapatılan mevsimlik çalışma prosedürünü iptal etti.

Emilia-Romagna Bölge İdare Mahkemesi, 10 Temmuz 2026 tarihli ve 1318 sayılı kararıyla, Rimini Göçmenlik Tek Masası’nın yalnızca dijital olarak imzalanmış oturum sözleşmesinin on beş günlük süre içinde bakanlık sisteminde görünmediği gerekçesiyle dosyayı otomatik olarak arşivleyemeyeceğine hükmetti.

Karar, işgücü kotası sistemi kapsamında İtalya’ya kabul edilen yabancı işçilerin usule ilişkin güvencelerini güçlendiriyor ve özellikle şu ilkeyi açıkça ortaya koyuyor: Bir idari platformun teknik sınırları, kanunla açıkça tanınan hakları ortadan kaldıramaz.

İşçi İtalya’ya yasal olarak girmiş ve işe başlamıştı

Dava, otelcilik sektöründe mevsimlik işte çalışmak üzere İtalya’ya giriş izni alan Mısır vatandaşı bir işçiyle ilgiliydi.

Çalışma izninin verilmesinin ardından İtalya’nın Kahire Büyükelçiliği ilgili vizeyi düzenledi. İşçi 23 Mart 2026 tarihinde İtalya’ya giriş yaptı ve varışını işverene bildirdi.

Taraflar 30 Mart’ta oturum sözleşmesini kâğıt üzerinde imzaladı. Daha sonra işveren, belgeleri göçmen işçi kotası prosedürü kapsamındaki kalan işlemleri yürütmekle görevli bir işveren kuruluşuna teslim etti.

İşçi 1 Nisan 2026 tarihinde resmen işe alındı.

Buna rağmen Göçmenlik Tek Masası, dijital olarak imzalanmış sözleşmenin İtalyan göç mevzuatında öngörülen on beş günlük süre içinde gönderilmediği gerekçesiyle 12 Nisan’da prosedürü arşivledi.

Dosya kapatılmadan önce işçiye veya işverene herhangi bir ön bildirim gönderilmedi.

Mahkeme: Ön bildirim zorunluydu

Mahkeme arşivleme kararını iptal etti.

1998 tarihli ve 286 sayılı İtalyan Yasama Kararnamesi’nin 22. maddesi, oturum sözleşmesinin öngörülen süre içinde gönderilmemesi halinde çalışma izninin reddedilebileceğini veya iptal edilebileceğini düzenlemektedir.

Ancak aynı hüküm önemli bir istisna da içerir: Gecikme mücbir sebepten ya da işçiye yüklenemeyecek koşullardan kaynaklanıyorsa olumsuz sonuç uygulanmaz.

Mahkemeye göre bu istisna, prosedürün niteliğini esaslı biçimde değiştirmektedir.

İdare yalnızca belgenin bilgisayar sisteminde görünüp görünmediğini kontrol edip dosyayı kapatamaz. Önce taraflara sözleşmenin alınmadığını bildirmeli ve gecikmenin nedenlerini açıklama fırsatı vermelidir.

Bu bildirim olmadan işçi, gecikmeden sorumlu olmadığını gerçek anlamda kanıtlama imkânına sahip olamaz.

Usul güvenceleri sadece şekli işlemler değildir

Karar, idari sürece katılma hakkına esaslı bir değer tanımaktadır.

İtalyan idare hukuku, kural olarak, bir başvuruyu olumsuz etkileyebilecek karar verilmeden önce ilgililerin bilgilendirilmesini öngörür. Bu bildirim, taraflara görüş, belge ve açıklama sunma olanağı verir.

Bu olayda ön bildirim, sözleşmenin süresi içinde imzalandığını, işçinin gerçekten işe alındığını ve belgelerin gönderilmesinin bir aracı kuruluşa bırakıldığını kanıtlama imkânı sağlayabilirdi.

Bu nedenle mahkeme, bildirim yapılmamasını önemsiz bir usul eksikliği olarak görmedi.

Gecikmeyi gerekçelendirme hakkı, göç mevzuatındaki istisnayla doğrudan bağlantılıydı. Dolayısıyla bildirim, işçiye yüklenemeyen gecikmelere karşı korumayı teorik değil, fiilî hale getirmek için zorunluydu.

Bakanlık bilgi sistemi kanunun üzerinde değildir

Kararın en önemli yönlerinden biri, idarenin kullandığı dijital platformla ilgilidir.

Valilik, bakanlık sisteminin bu tür dosyaların arşivlenmesinden önce otomatik bir uyarı gönderilmesini öngörmediğini ileri sürmüştü.

Mahkeme bu savunmayı hukuken önemsiz buldu.

İdari yazılımlar kanuna uygun olmak zorundadır. Bir dijital sistem belirli bir usul güvencesini yönetmek üzere tasarlanmamış diye kanun uygulanmaz hale getirilemez.

Bu ilkenin daha geniş bir anlamı vardır.

Göç prosedürleri giderek dijitalleştikçe, otomatik sistemlerin karmaşık hukuki değerlendirmeleri katı teknik sonuçlara dönüştürme riski artmaktadır. Bir belgenin yüklenmemesi, eksik dijital imza veya aracının hatası, orantısız sonuçlar doğurabilir.

Karar bu yaklaşımı reddetmektedir. Teknoloji idareye yardımcı olabilir, ancak kanunun gerektirdiği hukuki değerlendirmelerin yerini alamaz.

İşçi her teknik aksaklıktan sorumlu tutulamaz

Karar, temel bir sorumluluk sorununu da ele almaktadır.

Oturum sözleşmesinin elektronik ortamda gönderilmesi genellikle işveren veya onun adına hareket eden bir aracı tarafından gerçekleştirilir. Yabancı işçinin çoğu zaman bu aşama üzerinde doğrudan kontrolü yoktur.

Bu nedenle işveren, danışman, işveren kuruluşu ya da dijital platform tarafından yapılan bir hatanın bütün sonuçlarının otomatik olarak işçiye yüklenmesi makul değildir.

İdarenin somut koşulları incelemesi gerekir.

İşçinin sözleşmeyi süresi içinde imzalayıp imzalamadığı, işvereni gelişinden haberdar edip etmediği, işi kabul edip etmediği ve prosedürle dürüst biçimde iş birliği yapıp yapmadığı araştırılmalıdır.

Bu yükümlülükler yerine getirilmişse, belgenin sistemde bulunmaması bütün göç prosedürünün otomatik olarak kaybedilmesine yol açmamalıdır.

İş ilişkisi gerçekti, göstermelik değildi

Karar özellikle önemlidir; çünkü iş ilişkisi fiilen başlamıştı.

Dava, hayalî bir işveren, sahte bir iş teklifi veya hiç var olmayan bir iş ilişkisiyle ilgili değildi.

İşçi geçerli vizeyle İtalya’ya girmiş, oturum sözleşmesini imzalamış ve verilen izne uygun olarak çalışmaya başlamıştı.

Tek sorun belgenin gönderilmesiydi.

Bu koşullarda prosedürün kesin olarak arşivlenmesi, kota sisteminin amacıyla çelişen bir sonuç doğuracaktı: İtalya’ya yasal olarak kabul edilmiş ve izin verilen işte çalışmaya başlamış bir işçi, düzeltilebilir nitelikteki idari bir eksiklik nedeniyle oturum izni alamayacaktı.

İdare prosedürü yeniden açmak zorunda

Karar işçiye otomatik olarak oturum izni vermemektedir.

Bunun yerine Göçmenlik Tek Masası’nın dosyayı yeniden açmasını ve yetkilerini mahkemenin belirlediği ilkeler doğrultusunda tekrar kullanmasını zorunlu kılmaktadır.

İdare, her iki tarafa da usulüne uygun biçimde imzalanmış sözleşmeyi sunmaları için açık bir süre vermeli ve tüm yasal şartlar sağlanıyorsa prosedürü tamamlamalıdır.

Mahkeme böylece idarenin gerekli denetimleri yapma yetkisini korumuştur.

Reddedilen husus, ön bildirim yapılmadan ve gecikmenin gerçekten işçiye yüklenip yüklenemeyeceği incelenmeden dosyanın otomatik biçimde kapatılmasıdır.

İtalyan sistemi için daha geniş bir uyarı

Karar, aynı mahkemenin 2026 yılında verdiği önceki kararlarla ortaya koyduğu yaklaşımı doğrulamaktadır.

Göçmenlik Tek Masalarına verilen mesaj açıktır: Kanun işçiye gecikmenin kendisinden kaynaklanmadığını kanıtlama hakkı tanıyorsa, prosedürler otomatik olarak kapatılamaz.

Karar ayrıca İtalya’daki göç idaresinin daha genel bir sorununu ortaya koymaktadır.

Dijitalleşme prosedürleri hızlandırabilir; ancak sistemler yeterli usul güvenceleri içermediğinde katı ve adaletsiz sonuçlar da doğurabilir.

Çözüm, hakları idari yazılımın sınırlarına uyarlamak değildir. Dijital sistemler hukuka uygun hale getirilmelidir.

Yabancı işçiler bakımından karar temel bir ilkeyi yeniden teyit etmektedir: Teknik bir eksiklik, ilgili kişiye ne olduğunu açıklamak için gerçek bir fırsat verilmeden, geri kalan yönleriyle hukuka uygun olan bir çalışma ve oturum prosedürünü ortadan kaldıramaz.

Avv. Fabio Loscerbo
ORCID: https://orcid.org/0009-0004-7030-0428

mercoledì 22 luglio 2026

İtalya: Mahkeme mevsimlik çalışma prosedürünün otomatik olarak kapatılmasını iptal etti

 

İtalya: Mahkeme mevsimlik çalışma prosedürünün otomatik olarak kapatılmasını iptal etti

İtalya’da bir idare mahkemesi, işveren ve işçiye oturum sözleşmesinin neden yasal süre içinde ulaşmadığını açıklama imkânı verilmeden kapatılan mevsimlik çalışma prosedürünü iptal etti.

Emilia-Romagna Bölge İdare Mahkemesi, 10 Temmuz 2026 tarihli ve 1318 sayılı kararıyla, Rimini Göçmenlik Tek Masası’nın yalnızca dijital olarak imzalanmış oturum sözleşmesinin on beş günlük süre içinde bakanlık sisteminde görünmediği gerekçesiyle dosyayı otomatik olarak arşivleyemeyeceğine hükmetti.

Karar, işgücü kotası sistemi kapsamında İtalya’ya kabul edilen yabancı işçilerin usule ilişkin güvencelerini güçlendiriyor ve özellikle şu ilkeyi açıkça ortaya koyuyor: Bir idari platformun teknik sınırları, kanunla açıkça tanınan hakları ortadan kaldıramaz.

İşçi İtalya’ya yasal olarak girmiş ve işe başlamıştı

Dava, otelcilik sektöründe mevsimlik işte çalışmak üzere İtalya’ya giriş izni alan Mısır vatandaşı bir işçiyle ilgiliydi.

Çalışma izninin verilmesinin ardından İtalya’nın Kahire Büyükelçiliği ilgili vizeyi düzenledi. İşçi 23 Mart 2026 tarihinde İtalya’ya giriş yaptı ve varışını işverene bildirdi.

Taraflar 30 Mart’ta oturum sözleşmesini kâğıt üzerinde imzaladı. Daha sonra işveren, belgeleri göçmen işçi kotası prosedürü kapsamındaki kalan işlemleri yürütmekle görevli bir işveren kuruluşuna teslim etti.

İşçi 1 Nisan 2026 tarihinde resmen işe alındı.

Buna rağmen Göçmenlik Tek Masası, dijital olarak imzalanmış sözleşmenin İtalyan göç mevzuatında öngörülen on beş günlük süre içinde gönderilmediği gerekçesiyle 12 Nisan’da prosedürü arşivledi.

Dosya kapatılmadan önce işçiye veya işverene herhangi bir ön bildirim gönderilmedi.

Mahkeme: Ön bildirim zorunluydu

Mahkeme arşivleme kararını iptal etti.

1998 tarihli ve 286 sayılı İtalyan Yasama Kararnamesi’nin 22. maddesi, oturum sözleşmesinin öngörülen süre içinde gönderilmemesi halinde çalışma izninin reddedilebileceğini veya iptal edilebileceğini düzenlemektedir.

Ancak aynı hüküm önemli bir istisna da içerir: Gecikme mücbir sebepten ya da işçiye yüklenemeyecek koşullardan kaynaklanıyorsa olumsuz sonuç uygulanmaz.

Mahkemeye göre bu istisna, prosedürün niteliğini esaslı biçimde değiştirmektedir.

İdare yalnızca belgenin bilgisayar sisteminde görünüp görünmediğini kontrol edip dosyayı kapatamaz. Önce taraflara sözleşmenin alınmadığını bildirmeli ve gecikmenin nedenlerini açıklama fırsatı vermelidir.

Bu bildirim olmadan işçi, gecikmeden sorumlu olmadığını gerçek anlamda kanıtlama imkânına sahip olamaz.

Usul güvenceleri sadece şekli işlemler değildir

Karar, idari sürece katılma hakkına esaslı bir değer tanımaktadır.

İtalyan idare hukuku, kural olarak, bir başvuruyu olumsuz etkileyebilecek karar verilmeden önce ilgililerin bilgilendirilmesini öngörür. Bu bildirim, taraflara görüş, belge ve açıklama sunma olanağı verir.

Bu olayda ön bildirim, sözleşmenin süresi içinde imzalandığını, işçinin gerçekten işe alındığını ve belgelerin gönderilmesinin bir aracı kuruluşa bırakıldığını kanıtlama imkânı sağlayabilirdi.

Bu nedenle mahkeme, bildirim yapılmamasını önemsiz bir usul eksikliği olarak görmedi.

Gecikmeyi gerekçelendirme hakkı, göç mevzuatındaki istisnayla doğrudan bağlantılıydı. Dolayısıyla bildirim, işçiye yüklenemeyen gecikmelere karşı korumayı teorik değil, fiilî hale getirmek için zorunluydu.

Bakanlık bilgi sistemi kanunun üzerinde değildir

Kararın en önemli yönlerinden biri, idarenin kullandığı dijital platformla ilgilidir.

Valilik, bakanlık sisteminin bu tür dosyaların arşivlenmesinden önce otomatik bir uyarı gönderilmesini öngörmediğini ileri sürmüştü.

Mahkeme bu savunmayı hukuken önemsiz buldu.

İdari yazılımlar kanuna uygun olmak zorundadır. Bir dijital sistem belirli bir usul güvencesini yönetmek üzere tasarlanmamış diye kanun uygulanmaz hale getirilemez.

Bu ilkenin daha geniş bir anlamı vardır.

Göç prosedürleri giderek dijitalleştikçe, otomatik sistemlerin karmaşık hukuki değerlendirmeleri katı teknik sonuçlara dönüştürme riski artmaktadır. Bir belgenin yüklenmemesi, eksik dijital imza veya aracının hatası, orantısız sonuçlar doğurabilir.

Karar bu yaklaşımı reddetmektedir. Teknoloji idareye yardımcı olabilir, ancak kanunun gerektirdiği hukuki değerlendirmelerin yerini alamaz.

İşçi her teknik aksaklıktan sorumlu tutulamaz

Karar, temel bir sorumluluk sorununu da ele almaktadır.

Oturum sözleşmesinin elektronik ortamda gönderilmesi genellikle işveren veya onun adına hareket eden bir aracı tarafından gerçekleştirilir. Yabancı işçinin çoğu zaman bu aşama üzerinde doğrudan kontrolü yoktur.

Bu nedenle işveren, danışman, işveren kuruluşu ya da dijital platform tarafından yapılan bir hatanın bütün sonuçlarının otomatik olarak işçiye yüklenmesi makul değildir.

İdarenin somut koşulları incelemesi gerekir.

İşçinin sözleşmeyi süresi içinde imzalayıp imzalamadığı, işvereni gelişinden haberdar edip etmediği, işi kabul edip etmediği ve prosedürle dürüst biçimde iş birliği yapıp yapmadığı araştırılmalıdır.

Bu yükümlülükler yerine getirilmişse, belgenin sistemde bulunmaması bütün göç prosedürünün otomatik olarak kaybedilmesine yol açmamalıdır.

İş ilişkisi gerçekti, göstermelik değildi

Karar özellikle önemlidir; çünkü iş ilişkisi fiilen başlamıştı.

Dava, hayalî bir işveren, sahte bir iş teklifi veya hiç var olmayan bir iş ilişkisiyle ilgili değildi.

İşçi geçerli vizeyle İtalya’ya girmiş, oturum sözleşmesini imzalamış ve verilen izne uygun olarak çalışmaya başlamıştı.

Tek sorun belgenin gönderilmesiydi.

Bu koşullarda prosedürün kesin olarak arşivlenmesi, kota sisteminin amacıyla çelişen bir sonuç doğuracaktı: İtalya’ya yasal olarak kabul edilmiş ve izin verilen işte çalışmaya başlamış bir işçi, düzeltilebilir nitelikteki idari bir eksiklik nedeniyle oturum izni alamayacaktı.

İdare prosedürü yeniden açmak zorunda

Karar işçiye otomatik olarak oturum izni vermemektedir.

Bunun yerine Göçmenlik Tek Masası’nın dosyayı yeniden açmasını ve yetkilerini mahkemenin belirlediği ilkeler doğrultusunda tekrar kullanmasını zorunlu kılmaktadır.

İdare, her iki tarafa da usulüne uygun biçimde imzalanmış sözleşmeyi sunmaları için açık bir süre vermeli ve tüm yasal şartlar sağlanıyorsa prosedürü tamamlamalıdır.

Mahkeme böylece idarenin gerekli denetimleri yapma yetkisini korumuştur.

Reddedilen husus, ön bildirim yapılmadan ve gecikmenin gerçekten işçiye yüklenip yüklenemeyeceği incelenmeden dosyanın otomatik biçimde kapatılmasıdır.

İtalyan sistemi için daha geniş bir uyarı

Karar, aynı mahkemenin 2026 yılında verdiği önceki kararlarla ortaya koyduğu yaklaşımı doğrulamaktadır.

Göçmenlik Tek Masalarına verilen mesaj açıktır: Kanun işçiye gecikmenin kendisinden kaynaklanmadığını kanıtlama hakkı tanıyorsa, prosedürler otomatik olarak kapatılamaz.

Karar ayrıca İtalya’daki göç idaresinin daha genel bir sorununu ortaya koymaktadır.

Dijitalleşme prosedürleri hızlandırabilir; ancak sistemler yeterli usul güvenceleri içermediğinde katı ve adaletsiz sonuçlar da doğurabilir.

Çözüm, hakları idari yazılımın sınırlarına uyarlamak değildir. Dijital sistemler hukuka uygun hale getirilmelidir.

Yabancı işçiler bakımından karar temel bir ilkeyi yeniden teyit etmektedir: Teknik bir eksiklik, ilgili kişiye ne olduğunu açıklamak için gerçek bir fırsat verilmeden, geri kalan yönleriyle hukuka uygun olan bir çalışma ve oturum prosedürünü ortadan kaldıramaz.

Avv. Fabio Loscerbo
ORCID: https://orcid.org/0009-0004-7030-0428

Itali: gjykata konfirmon arkivimin e kërkesës për rinovimin e lejes së qëndrimit pas katër mungesave në takime

 

Itali: gjykata konfirmon arkivimin e kërkesës për rinovimin e lejes së qëndrimit pas katër mungesave në takime

Një gjykatë administrative italiane ka konfirmuar arkivimin e një procedure për rinovimin e lejes së qëndrimit, pasi kërkuesi nuk u paraqit në katër takime të ndryshme për identifikimin dhe marrjen e gjurmëve të gishtërinjve.

Me vendimin nr. 1315, datë 10 korrik 2026, Gjykata Administrative Rajonale e Emilia-Romagna-s rrëzoi ankimin e paraqitur nga një shtetas maroken kundër vendimit të Policisë së Bolonjës për arkivimin e kërkesës së tij për rinovimin e lejes së qëndrimit për punë të varur.

Vendimi përcakton qartë kufirin midis të drejtave që u njihen shtetasve të huaj në procedurat e emigracionit dhe detyrimit të tyre për të bashkëpunuar me administratën. Sipas gjykatës, kërkuesi nuk mund të presë që procedura të mbetet e hapur pafundësisht, kur ai shpërfill disa thirrje zyrtare pa dhënë asnjë shpjegim.

Katër takime të humbura

Kërkuesi kishte paraqitur kërkesën për rinovim përmes kitit postar të parashikuar për procedurat e lejeve të qëndrimit.

Ai ishte thirrur për herë të parë në Zyrën e Emigracionit në Bolonjë më 18 qershor 2024, për verifikimin e identitetit dhe marrjen e gjurmëve të gishtërinjve. Pas mungesës së tij, administrata caktoi edhe tre takime të tjera: më 6 gusht 2024, më 18 shtator 2024 dhe më 21 janar 2026.

Kërkuesi nuk u paraqit në asnjërin prej tyre.

Për këtë arsye, Policia e Bolonjës vendosi ta arkivonte praktikën, duke vlerësuar se procedura nuk mund të shtyhej pafundësisht dhe se mungesa e identifikimit e bënte të pamundur vazhdimin e shqyrtimit.

Kërkuesi e kundërshtoi vendimin, duke pretenduar se arkivimi ishte joproporcional dhe se mund të ishte caktuar një takim tjetër. Ai gjithashtu argumentoi se nuk kishte marrë një njoftim paraprak formal për refuzimin dhe kërkoi që të merreshin parasysh rrethanat e tij personale dhe familjare.

Gjykata i rrëzoi këto argumente.

Marrja e gjurmëve të gishtërinjve nuk është një formalitet i thjeshtë

Vendimi thekson se identifikimi personal dhe marrja e gjurmëve të gishtërinjve janë faza thelbësore në procedurat e lëshimit ose rinovimit të lejes së qëndrimit.

Paraqitja e kërkesës me postë përbën vetëm hapin e parë. Më pas, shtetasi i huaj duhet të paraqitet personalisht, në mënyrë që administrata të verifikojë identitetin e tij, të mbledhë të dhënat biometrike dhe të kryejë kontrollet e nevojshme për lëshimin e dokumentit elektronik.

Pa praninë e kërkuesit, procedura nuk mund të përfundojë.

Një mungesë e vetme mund të justifikohet nga sëmundja, një problem komunikimi ose një pengesë e përkohshme. Në këtë rast, megjithatë, kërkuesi mungoi në katër takime gjatë një periudhe prej rreth tetëmbëdhjetë muajsh dhe nuk dha asnjë arsye të vlefshme.

Për gjykatën, kjo nuk ishte më një parregullsi e vogël procedurale, por një mungesë e zgjatur bashkëpunimi.

Një vendim i konsideruar proporcional

Kërkuesi pretendonte se arkivimi i praktikës ishte një masë tepër e rëndë, pasi administrata mund të kishte caktuar një takim tjetër.

Gjykata vuri në dukje se kjo zgjidhje ishte përdorur tashmë tri herë.

Pas mungesës së parë, Policia e Bolonjës nuk e refuzoi menjëherë kërkesën. Ajo caktoi disa takime të tjera dhe i dha kërkuesit mundësi të përsëritura për të përfunduar formalitetet e nevojshme.

Për këtë arsye, vendimi përfundimtar u konsiderua proporcional.

Parimi i proporcionalitetit e detyron administratën të zgjedhë masa të përshtatshme, të nevojshme dhe jo tepër të rënda. Megjithatë, ai nuk e detyron atë të përsërisë pafundësisht të njëjtin veprim kur personi i interesuar mbetet joaktiv.

Sipas vendimit, administrata kishte përdorur disa herë zgjidhjen më pak kufizuese përpara se të vendoste arkivimin.

Procedura nuk mund të mbetej e hapur përgjithmonë

Gjykata u mbështet gjithashtu te detyrimi i përgjithshëm i administratës për të përfunduar procedurat me një vendim të shprehur.

Sipas së drejtës administrative italiane, një kërkesë nuk mund të mbetet pezull për një kohë të pacaktuar.

Kur një praktikë nuk mund të shqyrtohet më për shkak të mungesës së një elementi thelbësor, administrata mund ta mbyllë atë me një vendim të thjeshtuar.

Në këtë rast, nuk mungonte vetëm një dokument. Mungonte paraqitja personale e kërkuesit, e domosdoshme për verifikimin e identitetit dhe marrjen e të dhënave biometrike.

Prandaj, Policia e Bolonjës mund të arrinte në mënyrë të ligjshme në përfundimin se kërkesa nuk mund të përpunohej më.

Nuk ekziston detyrimi për njoftim personalisht në dorë

Kërkuesi pretendoi gjithashtu se vetëm një njoftim i dorëzuar personalisht mund të garantonte që ai kishte marrë dijeni reale për takimet.

Gjykata e rrëzoi këtë argument, sepse asnjë dispozitë ligjore nuk kërkon që thirrjet për marrjen e gjurmëve të gishtërinjve të njoftohen personalisht në dorë.

Në mungesë të një rregulli të posaçëm, zbatohen rregullat e zakonshme për komunikimet administrative.

Kërkuesi nuk provoi se njoftimet ishin dërguar në një adresë të gabuar ose se ai nuk i kishte marrë. Kundërshtimi i tij lidhej vetëm me mënyrën e njoftimit.

Gjykata konsideroi, për rrjedhojë, se të katër thirrjet ishin komunikuar rregullisht.

Thirrjet e përsëritura garantuan pjesëmarrje të mjaftueshme

Një tjetër pretendim lidhej me mungesën e një njoftimi formal paraprak përpara arkivimit.

Gjykata vlerësoi se katër thirrjet i kishin dhënë kërkuesit mundësi të mjaftueshme për të marrë pjesë në procedurë.

Një takim për marrjen e gjurmëve të gishtërinjve nuk është plotësisht i njëjtë me një njoftim formal për refuzim. Megjithatë, në rrethanat konkrete të çështjes, gjykata ndoqi një qasje praktike.

Kërkuesi ishte thirrur disa herë për të përmbushur veprimin thelbësor të nevojshëm për rinovimin. Ai i shpërfilli të katër takimet dhe nuk kontaktoi kurrë administratën për të shpjeguar mungesën ose për të kërkuar shtyrjen.

Për këtë arsye, gjykata arriti në përfundimin se administrata kishte shteruar çdo formë të arsyeshme dialogu me të interesuarin.

Bashkëpunimi dhe mirëbesimi vlejnë edhe për shtetasit e huaj

Një nga aspektet më të rëndësishme të vendimit lidhet me parimet e bashkëpunimit dhe mirëbesimit.

E drejta administrative italiane parashikon që marrëdhëniet midis individëve dhe administratës publike duhet të mbështeten në bashkëpunim dhe mirëbesim.

Gjykata sqaroi se ky parim zbatohet edhe ndaj shtetasve të huaj që kërkojnë leje qëndrimi.

Detyrimi është i ndërsjellë.

Administrata duhet të veprojë në mënyrë korrekte, të japë informacione të qarta, të komunikojë siç duhet takimet dhe të vlerësojë pengesat reale të paraqitura nga kërkuesi.

Në të njëjtën kohë, i interesuari duhet të mbajë të përditësuara të dhënat e kontaktit, të paraqitet në takime, të njoftojë çdo pengesë dhe të japë informacionin e nevojshëm për përfundimin e procedurës.

Në këtë rast, gjykata vlerësoi se kërkuesi kishte shkelur detyrimin për bashkëpunim.

Rrethanat personale dhe familjare nuk mjaftuan

Kërkuesi kërkoi gjithashtu që të merreshin parasysh fakti se jetonte prej vitesh në Itali, se ishte baba familjeje dhe se kishte gjetur një mundësi të re pune pas një periudhe papunësie.

Gjykata nuk i konsideroi këto elemente të mjaftueshme për të kapërcyer problemin procedural.

Puna, lidhjet familjare dhe integrimi shoqëror mund të jenë të rëndësishme për të vlerësuar nëse plotësohen kushtet materiale të rinovimit. Megjithatë, ato nuk e heqin detyrimin për t’u paraqitur personalisht për identifikim.

Administrata nuk mund ta shqyrtojë në mënyrë të plotë një kërkesë kur i interesuari nuk përmbush, në mënyrë të përsëritur, një fazë thelbësore të procedurës.

Vendimi nuk do të thotë se rrethanat personale janë gjithmonë të parëndësishme. Ato mund të jenë vendimtare kur një takim humbet për shkak të sëmundjes, një urgjence të rëndë familjare ose një problemi real me njoftimin.

Në këtë çështje, megjithatë, nuk u provua asnjë rrethanë e tillë.

Një paralajmërim për kërkuesit e lejeve të qëndrimit

Vendimi u dërgon një mesazh të drejtpërdrejtë shtetasve të huaj të përfshirë në procedurat e qëndrimit.

Të drejtat duhet të mbrohen, por kërkuesit duhet gjithashtu të bashkëpunojnë në mënyrë aktive.

Një mungesë e vetme nuk duhet të çojë automatikisht në humbjen e procedurës. Megjithatë, mungesat e përsëritura dhe të pajustifikuara mund të justifikojnë arkivimin e praktikës.

Kush nuk mund të paraqitet në një takim duhet të kontaktojë menjëherë Zyrën e Emigracionit, të shpjegojë arsyen dhe, kur është e mundur, të paraqesë dokumentacion mbështetës.

Heshtja është zgjedhja më e keqe.

Vendimi konfirmon se procedurat e emigracionit nuk mund të menaxhohen sikur e gjithë përgjegjësia të rëndojë vetëm mbi administratën. Autoritetet duhet të respektojnë garancitë ligjore, por edhe kërkuesi duhet të bëjë atë që është e nevojshme për të lejuar vazhdimin e procedurës.

Avv. Fabio Loscerbo
ORCID: https://orcid.org/0009-0004-7030-0428

İtalya’da iltica başvurusu yapanlar için çalışma süresi değişti: artık 90 gün beklemek gerekiyor

İtalya’da uluslararası koruma başvurusu yapan kişilerin çalışma hakkına erişiminde önemli bir değişiklik yürürlüğe girdi. 7 Ağustos 2026 tar...