domenica 30 agosto 2026

İtalya’da ebeveyn vatandaş olduğunda çocuğun vatandaşlığı: iki yıllık yasal ikamet şartı belirleyici

İtalya’da ebeveyn vatandaş olduğunda çocuğun vatandaşlığı: iki yıllık yasal ikamet şartı belirleyici

İtalya’da anne veya babanın İtalyan vatandaşlığını kazanması, küçük yaştaki çocuğun her durumda otomatik olarak vatandaş olacağı anlamına gelmiyor. 2025 yılında değiştirilen vatandaşlık mevzuatı, ebeveynle birlikte yaşayan çocuklar bakımından iki yıllık kesintisiz yasal ikamet şartını açık biçimde öne çıkardı. Bu nedenle vatandaşlık süreci yalnızca ebeveynin dosyası üzerinden değil, çocuğun ikamet ve aile durumuyla birlikte değerlendirilmelidir.

Madde 14 ne öngörüyor?

5 Şubat 1992 tarihli 91 sayılı İtalyan Vatandaşlık Kanunu’nun 14. maddesine göre, İtalyan vatandaşlığını kazanan veya yeniden kazanan kişinin küçük yaştaki çocukları, ebeveynle birlikte yaşıyorlarsa belirli koşullarla vatandaşlığı kanun gereği kazanabilir.

Ancak güncel düzenleme artık yalnızca küçüklük ve birlikte yaşamayı yeterli görmüyor. Ebeveynin İtalyan vatandaşlığını kazandığı tarihte çocuğun İtalya’da en az iki yıldır kesintisiz şekilde yasal olarak ikamet ediyor olması gerekiyor. Çocuk henüz iki yaşını doldurmamışsa, İtalya’daki yasal ikametin doğumdan itibaren kesintisiz olması aranıyor.

Bu değişiklik, 28 Mart 2025 tarihli 36 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve bunu değişikliklerle kanuna dönüştüren 23 Mayıs 2025 tarihli 74 sayılı Kanun ile vatandaşlık sistemine eklendi. Dolayısıyla eski uygulamada yeterli görülebilen bazı aile durumları bugün aynı sonucu doğurmayabilir.

“Yasal ikamet” yalnızca İtalya’da bulunmak değildir

Vatandaşlık hukukunda yasal ikamet, kişinin fiilen İtalya’da bulunmasından daha dar ve teknik bir kavramdır. 12 Ekim 1993 tarihli 572 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca, yabancının hem ülkeye giriş ve oturum kurallarına hem de nüfus kaydıyla ilgili yükümlülüklere uygun biçimde ikamet etmesi gerekir.

Bu nedenle çocuğun geçerli veya usulüne uygun şekilde yenilenmiş bir oturum statüsüne sahip olması, belediye nüfus kayıtlarında ikametinin doğru görünmesi ve bu durumun gereken süre boyunca devam etmesi önem taşır. Yalnızca okul kaydı, sağlık hizmetlerinden yararlanma veya ebeveynle fiilen aynı evde bulunma tek başına iki yıllık “residenza legale” şartının yerine geçtiği anlamına gelmez.

Özellikle ailelerin şehir veya belediye değiştirdiği, nüfus kaydının geç yapıldığı ya da oturum belgesinin yenilenmesi sırasında uzun bekleme sürelerinin yaşandığı durumlarda kayıtların vatandaşlık aşamasından önce dikkatle kontrol edilmesi gerekir.

Birlikte yaşama şartı da devam ediyor

İki yıllık yasal ikamet şartı, ebeveynle birlikte yaşama koşulunun yerine geçmedi. Madde 14 bakımından çocuğun vatandaşlığı kazanabilmesi için ebeveynle olan birlikte yaşamın da gerçek, istikrarlı ve fiili olması gerekir. 572 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 12. maddesi bu birlikte yaşamın uygun belgelerle ortaya konulmasını öngörür.

Bu nokta özellikle ayrılmış ebeveynler, ortak velayet, çocuğun diğer ebeveyn yanında fiilen yaşaması veya nüfus kaydı ile gerçek yaşam düzeninin birbirinden farklı olduğu ailelerde önemlidir. Aynı aile bağının varlığı tek başına yeterli olmayabilir; somut ikamet ve birlikte yaşam durumu esas alınır.

Vatandaşlık yemini öncesinde çocuğun durumu kontrol edilmeli

Vatandaşlığın ikamet yoluyla verildiği dosyalarda ebeveyn bakımından süreç, vatandaşlık kararı sonrasında yapılan yeminle hukuki sonucuna ulaşır. Çocuğun Madde 14 kapsamında vatandaşlığı kazanıp kazanamayacağı değerlendirilirken de ebeveynin vatandaşlığı kazandığı anda gerekli koşulların mevcut olup olmadığı önem taşır.

Bu nedenle yemin tarihine yaklaşan ailelerin çocuğun belediye nüfus kayıtlarını, oturum belgelerini, birlikte yaşam durumunu ve varsa geçmişteki kayıt kesintilerini önceden incelemesi yararlı olur. Bir kaydın eksik veya hatalı görünmesi halinde bunun nedeni ve düzeltilebilme imkânı ilgili belediye, Questura veya diğer yetkili makamlar nezdinde zamanında değerlendirilmelidir.

Çocuğun iki yıllık kesintisiz yasal ikamet şartını taşımaması, ebeveyn vatandaşlığı kazandığında çocuğun da aynı anda vatandaş olmasını engelleyebilir. Bu durumda çocuğun İtalyan vatandaşlığını hiçbir zaman kazanamayacağı sonucu çıkmaz; doğum yeri, yaş, aile bağı ve ileride oluşacak ikamet süresine göre Vatandaşlık Kanunu’nun diğer hükümleri kapsamında farklı yollar gündeme gelebilir.

Türk aileler açısından pratik sonuç

İtalya’da uzun süredir yaşayan ve vatandaşlık başvurusu sonuçlanmak üzere olan Türk vatandaşlarının, yalnızca kendi vatandaşlık kararına odaklanmamaları gerekir. Küçük çocukların hukuki durumunun ayrıca kontrol edilmesi, özellikle son iki yıldaki ikamet sürekliliği ile ebeveynle fiili birlikte yaşamın belgelenmesi bakımından önemlidir.

Vatandaşlık hukukunda küçük bir nüfus kaydı kesintisi veya oturum statüsündeki belirsizlik, aile açısından uzun vadeli sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ebeveynin vatandaşlığı kesinleşmeden önce çocuğun koşullarının ayrı bir dosya gibi incelenmesi, sonradan ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesinde en güvenli yoldur.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da çalışma oturumunda yeni süreler: ilk izin için 30 gün, yenileme için 90 gün

İtalya’da çalışma oturumunda yeni süreler: ilk izin için 30 gün, yenileme için 90 gün

İtalya’da üçüncü ülke vatandaşlarına verilen “tek çalışma izni” bakımından 2026 yılında önemli usul değişiklikleri yürürlüğe girdi. Özellikle ilk çalışma oturum izninin verilme süresi kısalırken, yenileme başvuruları için öngörülen süreler yeniden düzenlendi. Bu değişiklikler, Türkiye’den çalışma amacıyla İtalya’ya gelen kişiler açısından Questura ve işverenle yürütülen işlemlerin zamanlamasını doğrudan etkiliyor.

16 Nisan 2026 tarihli ve 83 sayılı Yasama Kararnamesi, Avrupa Birliği’nin 2024/1233 sayılı “tek izin” Direktifini İtalyan hukukuna aktardı. Düzenleme 20 Mayıs 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlandı ve 4 Haziran 2026 tarihinde yürürlüğe girdi.

İlk çalışma oturum izni için 30 günlük süre

Yeni düzenlemeye göre, “permesso unico lavoro” niteliğindeki ilk oturum izni, başvurunun tamamlanmasından itibaren Questura tarafından 30 gün içinde verilmelidir. Buradaki süre, kişinin İtalya’ya giriş yaptığı tarihten otomatik olarak başlamaz; hukuken önemli olan, izin başvurusunun gerekli işlemler ve belgeler bakımından tamamlanmış olmasıdır.

Bu nedenle Türkiye’den çalışma vizesiyle İtalya’ya gelen bir kişinin yalnızca giriş yapmış olması yeterli değildir. Nulla osta, vize, iş sözleşmesine ilişkin işlemler ve oturum izni başvurusunun usulüne uygun biçimde tamamlanması gerekir. Yeni 30 günlük süre, bu aşamadan sonraki Questura işlemini hızlandırmayı amaçlamaktadır.

Yenileme başvurularında 90 günlük kural

2026 reformu, yenileme bakımından da süreleri değiştirdi. Kanun artık oturum izninin yenilenmesi için başvurunun, kural olarak, iznin sona ermesinden en az 90 gün önce yapılmasını öngörüyor. Aynı zamanda yenileme, dönüştürme ve kanunda belirtilen diğer olağan oturum işlemlerinin sonuçlandırılması için idareye tanınan genel süre de 90 gün olarak düzenlendi.

Bu değişiklik özellikle önemlidir çünkü eski düzenlemede 60 günlük süre esas alınıyordu. Çalışma oturum izni sahibi olan kişinin, kartın son geçerlilik tarihini beklemeden yenileme hazırlığına başlaması artık daha da önem kazanmıştır. Pasaport, iş ilişkisi, ikamet adresi ve diğer gerekli belgelerde eksiklik bulunması, işlemin uzamasına yol açabilir.

Bununla birlikte, 90 günlük ön süreyi kaçırmak tek başına oturum izninin otomatik olarak kaybedildiği anlamına gelmez. Somut durumda geç başvurunun nedenleri ve kişinin hâlen sahip olduğu hukuki durum ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle süresi yaklaşmış bir izin varsa başvuruyu geciktirmek yerine derhal işlem yapılması en güvenli yoldur.

İşveren artık nulla osta sürecindeki bildirimleri çalışana aktarmalı

Yeni düzenlemenin pratik açıdan önemli bir başka yönü işverenin bilgi verme yükümlülüğüdür. İşveren, çalışma için nulla osta sürecinde idareden aldığı her türlü bildirimi ilgili yabancı çalışana zamanında iletmek zorundadır. Buna başvuruyla ilgili ek belge talepleri, prosedürel bildirimler ve olumsuz sonuçlar da dahildir.

Bu hüküm, özellikle Türkiye’de bulunurken bir İtalyan işveren üzerinden çalışma izni süreci başlatan kişiler açısından önemlidir. Çalışanın işlemin yalnızca işveren tarafından takip edildiğini düşünerek pasif kalması doğru değildir. İdari bildirimlerin içeriğini öğrenmek, varsa eksiklikleri zamanında tamamlamak ve ret halinde hukuki yolları değerlendirmek gerekir.

Her çalışmaya izin veren oturum kartı “tek çalışma izni” değildir

Yeni kurallar bütün oturum izinlerine aynı şekilde uygulanmaz. İtalya’da çalışma hakkı sağlayabilen bazı izin türleri “permesso unico lavoro” rejiminin dışında bırakılmıştır. Örneğin öğrenim ve mesleki eğitim izinleri, özel koruma kapsamında verilen bazı izinler ve belirli özel koruma veya insani durumlara ilişkin oturum izinleri bu rejimin dışında olabilir.

Bu nedenle bir kişinin İtalya’da çalışabiliyor olması, elindeki oturum kartına otomatik olarak “tek çalışma izni” hükümlerinin uygulanacağı anlamına gelmez. Hangi sürenin geçerli olduğunu belirlemek için kartın hukuki dayanağı ve üzerinde yer alan izin türü kontrol edilmelidir.

Pratik olarak ne yapılmalı?

Çalışma amacıyla İtalya’da bulunan veya Türkiye’den yeni gelecek kişiler bakımından en önemli nokta, izin sürecinin hangi aşamada olduğunu belgelemektir. Nulla osta, vize, giriş tarihi, Questura başvurusu, parmak izi randevusu, posta makbuzu ve işverenin aldığı bildirimler saklanmalıdır. Özellikle 30 veya 90 günlük sürelerin aşılması halinde, işlemin ne zaman tamamlandığını gösteren belgeler olası bir idari veya yargısal başvuruda belirleyici olabilir.

2026 reformunun amacı çalışma amaçlı göçte daha öngörülebilir süreler ve daha fazla şeffaflık sağlamaktır. Ancak sürelerin kanunda yazılı olması, uygulamada gecikme yaşanmayacağı anlamına gelmez. Questura veya diğer makamlar kanuni süreleri aşarsa, dosyanın durumuna göre yazılı hatırlatma, resmi ihtar veya yargısal koruma yolları değerlendirilebilir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da zorla evlendirilme riski iltica nedeni olabilir: 2026 tarihli Cassazione kararı

İtalya’da zorla evlendirilme riski iltica nedeni olabilir: 2026 tarihli Cassazione kararı

İtalya’da uluslararası koruma değerlendirmesinde zorla evlilik ve aile içi şiddet artık yalnızca “özel hayat” veya “aile meselesi” olarak görülemez. Corte di Cassazione’nin 9333/2026 sayılı kararı, zorla evlendirmenin tipik bir toplumsal cinsiyete dayalı şiddet biçimi olduğunu ve somut koşullara göre mülteci statüsünü dahi haklı kılabilecek bir zulüm fiili oluşturabileceğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Zorla evlilik neden uluslararası koruma açısından önemlidir?

İtalyan hukukunda mülteci statüsü yalnızca devlet görevlileri tarafından gerçekleştirilen zulümlerle sınırlı değildir. Şiddet aile üyeleri, eş, topluluk veya başka özel kişilerden kaynaklansa bile, kişinin menşe ülkesindeki makamlar etkili bir koruma sağlayamıyorsa uluslararası koruma gündeme gelebilir.

Cassazione, bir kadının evliliğe zorlanmasının toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin tipik bir örneği olduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle olayın “aile içi anlaşmazlık” olarak küçümsenmesi hukuken kabul edilemez. Esas değerlendirilmesi gereken konu, kişinin geri gönderilmesi hâlinde yeniden şiddete, baskıya, zorlamaya veya insan onuruyla bağdaşmayan muameleye maruz kalma riskidir.

Reşit olmak koruma ihtiyacını ortadan kaldırmaz

Kararın önemli yönlerinden biri, başvurucunun reşit olmasının tek başına belirleyici kabul edilemeyeceğidir. Aynı şekilde zorla kurulan evliliğin belirli bir süre devam etmiş olması veya başvurucunun kadın sünnetine maruz kalmamış olması da zorla evlilikten doğan zulüm riskini ortadan kaldırmaz.

Bir uluslararası koruma başvurusunda değerlendirme şekli unsurlara değil, olayın bütününe dayanmalıdır. Kişinin aile içindeki konumu, ekonomik ve sosyal bağımlılığı, şiddetin niteliği, tehditlerin sürekliliği, toplumsal baskı, yerel makamların gerçek koruma kapasitesi ve ülkeye dönüş hâlindeki risk birlikte incelenmelidir.

Yerel makamlara şikâyet edilmemiş olması otomatik ret nedeni değildir

Uygulamada sık karşılaşılan sorunlardan biri, başvurucuya neden polis veya başka bir kamu makamına başvurmadığının sorulmasıdır. Bu soru önemlidir ancak tek başına ret gerekçesi olamaz.

Cassazione, özellikle toplumsal cinsiyete dayalı şiddet iddiası bulunan dosyalarda hâkimin menşe ülkesindeki gerçek koşulları araştırması gerektiğini belirtmektedir. Bazı durumlarda şikâyet mekanizmaları kâğıt üzerinde mevcut olsa da fiilen etkisiz olabilir; mağdurun şikâyet etmesi yeni şiddet, aile baskısı, damgalanma veya misilleme riski yaratabilir. Bu nedenle mahkeme, güncel ve güvenilir ülke bilgilerini kullanarak devletin gerçekten etkili koruma sağlayıp sağlayamadığını incelemelidir.

Mülteci statüsü mü, ikincil koruma mı?

Zorla evlilik ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, koşullara göre mülteci statüsünün tanınmasına yol açabilir. Avrupa Birliği Adalet Divanı da kadınların, yalnızca cinsiyetleri nedeniyle belirli bir toplumda fiziksel veya psikolojik şiddete maruz bırakılmaları hâlinde belirli bir sosyal grup olarak değerlendirilebileceğini kabul etmiştir.

Bununla birlikte her zorla evlilik vakasında otomatik olarak mülteci statüsü verilmez. Yetkili makamlar bireysel hikâyenin inandırıcılığını, zulüm riskinin güncelliğini, ülkeye dönüşte etkili korumanın bulunup bulunmadığını ve gerekirse ikincil koruma şartlarını ayrı ayrı değerlendirmelidir.

Başvuruda hangi unsurlar önem taşır?

Bu tür bir dosyada başvurucunun anlatımının mümkün olduğunca kronolojik, ayrıntılı ve tutarlı olması büyük önem taşır. Evliliğin nasıl dayatıldığı, reddetmenin hangi sonuçlara yol açtığı, varsa fiziksel veya psikolojik şiddet, tehditler, aile baskısı, kaçış girişimleri ve ülkeye dönüş durumunda neden yeniden risk doğacağı açık biçimde anlatılmalıdır.

Tıbbi belgeler, psikolojik değerlendirmeler, sosyal hizmet raporları, mesajlar, fotoğraflar, aile veya topluluk baskısını gösteren yazışmalar ve başka doğrulanabilir unsurlar dosyayı güçlendirebilir. Ancak bu tür belgelerin bulunmaması başvuruyu kendiliğinden geçersiz kılmaz. Uluslararası koruma hukukunda kişisel beyanın değerlendirilmesi, olayın niteliği ve başvurucunun içinde bulunduğu koşullar dikkate alınarak yapılmalıdır.

Komisyon ve mahkemenin araştırma yükümlülüğü

İtalya’da Territoriale Komisyonu ve daha sonra olası bir yargılamada mahkeme, yalnızca başvurucunun sunduğu belgelerle yetinemez. D.Lgs. 25/2008’in 8. maddesi uyarınca, özellikle ciddi şiddet iddialarında güncel ülke bilgileri üzerinden aktif araştırma yapılması gerekir.

Cassazione’nin 9333/2026 sayılı kararı bu yükümlülüğü yeniden güçlendirmektedir. Zorla evlilik veya aile içi şiddet iddiası, olayın özel kişiler arasında gerçekleştiği gerekçesiyle önemsizleştirilemez. Devletin koruma kapasitesi somut biçimde incelenmeden verilen bir ret kararı yetersiz gerekçeli olabilir ve yargı yolunda tartışmaya açık hâle gelir.

Pratik sonuç

İtalya’da uluslararası koruma talebinde bulunan ve zorla evlendirme, aile içi şiddet veya benzeri toplumsal cinsiyete dayalı baskılar yaşayan kişiler açısından 2026 tarihli Cassazione kararı önemli bir güvence sağlamaktadır. Hukuki değerlendirme, kişinin yaşı veya evliliğin formel olarak sürmüş olması gibi yüzeysel unsurlara indirgenemez. Esas mesele, yaşananların gerçek bir zulüm oluşturup oluşturmadığı ve menşe ülkeye dönüş hâlinde etkili devlet korumasının bulunup bulunmadığıdır.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da aile birleşimi gecikirse ne yapılabilir? 150 günlük süre ve yargı yolu

İtalya’da aile birleşimi gecikirse ne yapılabilir? 150 günlük süre ve yargı yolu

İtalya’da aile birleşimi başvurularında en önemli pratik sorunlardan biri artık yalnızca ret kararları değil, başvuruların aylar boyunca sonuçlandırılmamasıdır. Güncel mevzuata göre Prefettura bünyesindeki Sportello Unico per l’Immigrazione, aile birleşimi için gerekli nulla osta hakkında kural olarak 150 gün içinde karar vermelidir. Bu sürenin dolması başvurunun otomatik olarak kabul edildiği anlamına gelmez; fakat idarenin dosyayı süresiz biçimde bekletme yetkisi de yoktur.

Özellikle Türkiye’de yaşayan eşini, çocuğunu veya diğer kanunen uygun aile ferdini İtalya’ya getirmek isteyen kişiler açısından bekleme süresinin hukuki niteliğini doğru anlamak önemlidir. Aile birleşimi, yalnızca teknik bir göç prosedürü değildir; İtalyan hukukunda aile birliğinin korunmasıyla bağlantılı bir hak alanıdır. Bu nedenle başvuru sahibinin, aylarca hiçbir işlem yapılmayan bir dosya karşısında yalnızca beklemek zorunda olduğu düşüncesi doğru değildir.

Prefettura için yeni süre: 150 gün

D.Lgs. 286/1998’in 29. maddesinin 8. fıkrasında öngörülen nulla osta süresi, 2025 yılında yapılan değişiklikle 90 günden 150 güne çıkarılmıştır. Değişiklik, 3 Ekim 2025 tarihli 146 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilmiş ve 1 Aralık 2025 tarihli 179 sayılı Kanunla kesinleşmiştir. Böylece 2026 yılında yapılan başvurular bakımından Prefettura’nın aile birleşimi talebini incelemek için sahip olduğu yasal süre kural olarak beş aya ulaşmıştır.

Bu 150 günlük dönem içinde Sportello Unico; oturum iznini, gelir şartını, konut uygunluğunu, aile ferdinin hangi kategoriye girdiğini ve kamu güvenliği açısından engel bulunup bulunmadığını inceler. Eksik belge varsa başvuru sahibinden tamamlaması istenebilir. Bu nedenle her gecikme doğrudan hukuka aykırılık anlamına gelmez. Ancak dosyada gerekli belgeler mevcut olduğu halde karar verilmemesi veya başvuru sahibine somut bir gerekçe bildirilmeden sürenin önemli ölçüde aşılması, hukuki müdahale gerektirebilecek bir idari hareketsizlik oluşturabilir.

150 gün geçince başvuru otomatik kabul edilmiş sayılmaz

Bu nokta özellikle önemlidir. Aile birleşimi prosedüründe 150 günün dolması, silenzio-assenso yani idarenin sessizliğinin otomatik kabul sayılması sonucunu doğurmaz. Başvuru sahibi, yalnızca sürenin geçmiş olmasına dayanarak aile ferdinin vize alabileceğini varsaymamalıdır. Normal prosedürde Prefettura’nın olumlu nulla osta kararı, konsolosluk aşamasının temel belgelerinden biri olmaya devam eder.

Bununla birlikte 150 günlük sürenin hukuki değeri vardır. Sürenin aşılması halinde önce dosyanın Portale Servizi ALI üzerindeki durumu kontrol edilmeli, istenmiş bir belge veya entegrasyon bulunup bulunmadığı incelenmeli ve ardından Prefettura’ya protokollü bir hatırlatma veya resmi diffida gönderilmesi değerlendirilmelidir. Bu iletişimde başvurunun tarihi, başvuru numarası, ilgili aile fertleri ve yasal sürenin dolduğu tarih açıkça belirtilmelidir. Sonraki bir yargısal başvuruda, idarenin ne zamandan beri hareketsiz kaldığını göstermek açısından bu belgeler önemli olabilir.

Vize aşamasında ayrıca 30 günlük süre vardır

Prefettura’nın nulla osta vermesinden sonra süreç tamamlanmış olmaz. Türkiye’de bulunan aile ferdi, yetkili İtalyan diplomatik veya konsolosluk makamına aile birleşimi vizesi için başvurmalıdır. Güncel konsolosluk kurallarına göre aile birleşimi vizesinin işlem süresi kural olarak 30 gündür. Ancak yabancı makamlarla ek doğrulama yapılması, aile bağını gösteren belgelerin kontrol edilmesi veya başka zorunlu incelemelerin gerekmesi halinde süre uzayabilir.

Bu nedenle iki farklı gecikme türünü birbirinden ayırmak gerekir. İlk gecikme, İtalya’daki Prefettura’nın nulla osta vermemesi; ikincisi ise olumlu nulla osta sonrasında Konsolosluk veya Büyükelçiliğin vizeyi sonuçlandırmamasıdır. Hangi makamın hareketsiz kaldığı, gönderilecek ihtarın ve açılacak davanın hukuki çerçevesini doğrudan etkiler.

Aile birliği uyuşmazlıklarında hangi mahkeme yetkilidir?

D.Lgs. 286/1998’in 30. maddesinin 6. fıkrası, aile birleşimi için nulla osta verilmemesine, aile sebepli oturum iznine ve aile birliği hakkıyla ilgili diğer idari işlemlere karşı olağan yargı merciine başvuru imkânını düzenler. Bu ayrım teorik değildir. 2026 yılında verilen kararlar da, aile birliği hakkına ilişkin uyuşmazlıkların kural olarak idari yargının değil Tribunale ordinarionun görev alanına girdiğini yeniden vurgulamıştır.

Nitekim TAR Lazio’nun 11 Haziran 2026 tarihli 10848 sayılı kararında, aile birliği hakkına dayanan bir vize uyuşmazlığında idari yargının görevli olmadığı ve D.Lgs. 286/1998’in 30/6. maddesi uyarınca uyuşmazlığın olağan yargıya ait olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle özellikle uzun süren aile birleşimi dosyalarında, yalnızca “idare cevap vermiyor” düşüncesiyle otomatik olarak TAR’a başvurmak doğru bir strateji olmayabilir; uyuşmazlığın konusu ve korunmak istenen hakkın niteliği dikkatle değerlendirilmelidir.

Gecikme bazen tazminat sorumluluğu da doğurabilir

İdarenin yasal süreyi aşması tek başına otomatik olarak tazminat hakkı yaratmaz. Tazminat için hukuka aykırı veya kusurlu gecikmenin, somut bir zararın ve gecikmeyle zarar arasındaki nedensellik bağının ortaya konulması gerekir. Ancak 2026 yılındaki yargı uygulaması, çok ağır sonuçlar doğuran gecikmelerde bu yolun tamamen teorik olmadığını göstermektedir.

Roma Mahkemesinin 6 Mart 2026 tarihli bir kararında, Prefettura’nın aile birleşimi nulla ostasını yasal sürenin çok ötesinde vermesi nedeniyle aile fertlerinin İtalya’daki annelerine zamanında kavuşamadıkları ve annenin birleşme gerçekleşmeden hayatını kaybettiği somut olayda, gecikmenin aile birliği hakkı üzerinde yarattığı zarar değerlendirilmiş ve İçişleri Bakanlığının sorumluluğu kabul edilmiştir. Bu karar, her gecikmenin tazmin edileceği anlamına gelmez; ancak aile birleşimi prosedürünün idarenin sınırsız takdirine bırakılmış sıradan bir bürokratik işlem olmadığını açık biçimde gösterir.

Pratik olarak hangi belgeler saklanmalıdır?

Uzayan bir dosyada hukuki koruma talep edebilmek için başvurunun elektronik makbuzu, ALI portalındaki başvuru numarası, Prefettura’dan gelen tüm e-postalar ve bildirimler, yüklenen ek belgeler, konut uygunluk belgesi, gelir belgeleri, varsa preavviso di rigetto ve buna verilen cevap mutlaka saklanmalıdır. Türkiye’deki aile ferdinin vize aşamasına geçmiş olması halinde konsolosluk başvuru makbuzu, randevu tarihi ve yazışmalar da dosyaya eklenmelidir.

Özellikle 150 günlük sürenin hangi tarihte dolduğunu doğru hesaplamak için ilk başvurunun kesin tarihini belgelemek gerekir. İdare sonradan ek belge istemişse bunun dosyanın süresine etkisi ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle hukuki girişimde bulunmadan önce dosyanın kronolojisini gün gün yeniden kurmak çoğu zaman en etkili adımdır.

Sonuç

Aile birleşiminde uzun bekleme süreleri 2026 yılında da önemli bir uygulama sorunu olmaya devam etmektedir. Mevzuat Prefettura’ya artık 150 günlük daha uzun bir değerlendirme süresi tanımaktadır; ancak bu değişiklik, idarenin karar vermeden süresiz bekleyebileceği anlamına gelmez. Aile birliği, İtalyan hukukunda özel koruma gören bir hak alanıdır ve ciddi, gerekçesiz veya zarara yol açan gecikmeler karşısında hem idari girişimler hem de uygun yargısal yollar kullanılabilir.

Başvuru sahibi açısından en doğru yaklaşım, dosyayı pasif biçimde beklemek yerine yasal süreleri izlemek, bütün yazışmaları belgelemek, eksik evrak taleplerine zamanında cevap vermek ve süre önemli ölçüde aşıldığında hangi makamın hareketsiz kaldığını belirleyerek buna uygun hukuki koruma yolunu seçmektir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

sabato 29 agosto 2026

İtalya’da öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçiş: kota bekleme zorunluluğu yok

İtalya’da öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçiş: kota bekleme zorunluluğu yok

İtalya’da öğrenim gören Türk vatandaşları için önemli bir uygulama kolaylığı bulunmaktadır: geçerli bir öğrenci oturum izninin çalışma amaçlı oturum iznine dönüştürülmesi artık yıllık Decreto Flussi kotalarına bağlı değildir. Başvuru yılın herhangi bir döneminde yapılabilir; ancak mevcut oturum izninin hâlen geçerli olması ve çalışma türüne ilişkin şartların gerçekten mevcut bulunması gerekir.

Öğrenci oturumuyla ne kadar çalışılabilir?

Öğrenci oturum izni, eğitim devam ederken sınırlı biçimde çalışma hakkı verir. Genel kural haftada en fazla 20 saat ve yılda toplam 1.040 saattir. Bu sınırların üzerinde düzenli bir çalışma yapılmak isteniyorsa, çalışma amaçlı oturum iznine geçiş gündeme gelir.

Artık click day veya yıllık kota beklenmiyor

2023 yılında yapılan mevzuat değişikliğiyle, öğrenci, staj ve mesleki eğitim amacıyla verilen oturum izinlerinin çalışma iznine dönüştürülmesinde yıllık göç kotalarına bağlılık kaldırıldı. Bu nedenle 2026 yılında öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçmek isteyen bir kişi, sırf Decreto Flussi kotası açılmadığı veya click day tarihi gelmediği için beklemek zorunda değildir.

Dönüşüm otomatik değildir

Kota engelinin kaldırılması, her başvurunun otomatik olarak kabul edileceği anlamına gelmez. Mevcut oturum izninin geçerli olması, iş teklifinin veya çalışma ilişkisinin gerçek ve hukuken uygun bulunması ve başvurunun çalışma türüne göre gerekli belgelerle desteklenmesi gerekir. Bağımlı çalışma için işverenin sunduğu çalışma koşulları ve sözleşme unsurları; bağımsız çalışma için ise ilgili faaliyetin yasal şartları ayrıca değerlendirilir.

Başvuru, İçişleri Bakanlığının Portale ALI sistemi üzerinden yetkili Sportello Unico per l’Immigrazione’ya yöneltilir. Uygulamada istenen belgeler ve işlem adımları, başvurunun türüne ve yetkili Prefettura’nın organizasyonuna göre değişebildiğinden, başvuru öncesinde güncel belge listesinin kontrol edilmesi önemlidir.

Başvuru beklerken çalışma hakkı

2026 yılında özellikle önemli olan bir başka nokta, dönüşüm başvurusu sonuçlanana kadar çalışma hakkının korunmasıdır. TUI’nin 5. maddesinin 9-bis fıkrası uyarınca, oturum izninin verilmesi, yenilenmesi veya dönüştürülmesi için usulüne uygun başvuru yapıldığını gösteren makbuz, işlemin devam ettiği dönemde yasal kalışın ve buna bağlı hakların ispatında kullanılabilir.

Çalışma ilişkisi kurulacaksa işverenin zorunlu UNILAV bildirimini süresinde yapması gerekir. Ev hizmetlerinde ise ilgili bildirim INPS üzerinden yapılır. Dönüşüm talebinin daha sonra reddedilmesi hâlinde, bu başvuruya bağlı çalışma hakkı da sona erer.

En kritik konu: oturum izninin süresini kaçırmamak

Öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçişte en sık yapılan hatalardan biri, mevcut iznin süresinin sona ermesini beklemektir. Mevzuat, dönüşümün geçerli bir oturum izni üzerinden yapılmasını esas alır. Bu nedenle iş teklifi alınmışsa, gerekli belgeler hazırsa ve çalışma hayatına geçiş kararı verilmişse başvurunun son güne bırakılmaması gerekir.

Türk öğrenciler açısından pratik sonuç

İtalya’da eğitim gören bir Türk vatandaşı için sistem artık eskiye göre daha esnektir. Öğrenci oturumu devam ederken sınırlı süreli çalışma mümkündür; daha yoğun ve sürekli bir iş ilişkisine geçmek istenirse çalışma oturumuna dönüşüm için yıllık kota beklenmez. Ancak bu avantajdan yararlanabilmek için oturum izninin geçerliliğini, iş sözleşmesinin uygunluğunu ve başvurunun doğru idari kanaldan zamanında yapılmasını birlikte değerlendirmek gerekir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalyan veya AB vatandaşıyla aile birleşimi: Türkiye’den başvuruda nulla osta gerekmiyor

İtalya’da yaşayan bir İtalyan veya Avrupa Birliği vatandaşının Türk vatandaşı olan eşi, çocuğu ya da belirli şartları taşıyan diğer yakın aile üyeleri için uygulanacak yol, iki yabancı arasındaki klasik aile birleşimi prosedüründen farklıdır. En önemli fark şudur: bu kişiler, kural olarak, İtalya’daki Sportello Unico per l’Immigrazione’dan aile birleşimi için “nulla osta” almak zorunda değildir; doğrudan yetkili İtalyan konsolosluk makamına aile amaçlı vize başvurusu yapılır.

Bu ayrım uygulamada son derece önemlidir. Çünkü İtalya’da oturma izni bulunan bir üçüncü ülke vatandaşının yabancı aile üyesini yanına getirmesi ile bir İtalyan veya başka bir AB vatandaşının yabancı aile üyesinin İtalya’ya gelmesi aynı hukuki rejime tabi değildir. İlk durumda esas olarak Göç Kanunu’nun, yani D.Lgs. 286/1998’in 28 ve 29. maddeleri uygulanırken; ikinci durumda serbest dolaşım ve aile üyelerinin ikamet hakkına ilişkin D.Lgs. 30/2007 hükümleri devreye girer.

“Nulla osta” neden gerekmiyor?

Klasik aile birleşiminde İtalya’da yaşayan yabancı kişi önce Prefettura bünyesindeki Sportello Unico per l’Immigrazione’ya başvurur. İdare, oturma izni, gelir, konut ve diğer şartları inceleyerek aile birleşimine izin veren “nulla osta” belgesini düzenler; ancak bundan sonra aile üyesi konsolosluğa vize başvurusunda bulunabilir.

İtalyan veya AB vatandaşlarının yabancı aile üyeleri bakımından ise sistem farklıdır. İtalyan İçişleri Bakanlığına bağlı Prefettura sayfalarında 2026 yılında da açık biçimde teyit edildiği üzere, İtalyan veya AB vatandaşının yabancı aile üyesinin Sportello Unico’dan nulla osta istemesine gerek yoktur. Başvuru doğrudan İtalya’nın yetkili büyükelçiliğine veya konsolosluğuna yapılır.

Bu nedenle, örneğin İtalya’da yaşayan bir İtalyan vatandaşıyla evli olan Türk vatandaşının, iki yabancı arasındaki aile birleşimi prosedüründe olduğu gibi önce Prefettura’dan izin çıkmasını beklemesi kural olarak gerekli değildir. Aynı şekilde, AB vatandaşı bir kişinin D.Lgs. 30/2007 kapsamına giren Türk vatandaşı aile üyeleri de daha elverişli aile dolaşımı rejiminden yararlanabilir.

Uzun süreli yerleşme için doğru vize hangisidir?

1 Haziran 2024 tarihinden itibaren, İtalya’da sürekli olarak yaşayan bir İtalyan veya AB vatandaşının yanına aile birleşimi amacıyla gelecek yabancı aile üyeleri için kısa süreli turistik vize yerine “motivi familiari” gerekçeli ulusal D tipi vize uygulanmaktadır. Bu vize, aile üyesinin İtalya’ya yerleşme niyetine uygun olarak düzenlenir ve uygulamada 365 günlük geçerlilikle verilir.

Burada amaç yalnızca İtalya’yı ziyaret etmek değil, aile hayatını İtalya’da sürekli biçimde sürdürmektir. Bu nedenle üç aydan kısa süreli aile ziyareti ile gerçek anlamda aile birleşimi birbirinden ayrılmalıdır. Kısa süreli ziyaretlerde Schengen C tipi vize rejimi uygulanmaya devam ederken, İtalya’ya yerleşmek üzere yapılan aile birleşiminde ulusal aile vizesi kullanılmalıdır.

Kimler aile üyesi sayılır?

D.Lgs. 30/2007 bakımından aile üyesi kavramı yalnızca eşle sınırlı değildir. Eşin yanı sıra, hukuken tanınan kayıtlı partner; 21 yaşından küçük doğrudan çocuklar veya yaşı daha büyük olsa bile ekonomik olarak bağımlı çocuklar; ayrıca ekonomik olarak bağımlı doğrudan üstsoy hısımlar da belirli koşullarda bu rejim kapsamına girebilir. Kanun, eş veya partnerin belirli aile üyelerini de aynı çerçevede değerlendirir.

Bu nedenle başvuru yapılmadan önce yalnızca akrabalık bağının bulunup bulunmadığı değil, o bağın D.Lgs. 30/2007’de öngörülen kategorilerden birine gerçekten girip girmediği kontrol edilmelidir. Özellikle yetişkin çocuklar ve anne-babalar bakımından “bakmakla yükümlü olma” veya ekonomik bağımlılık unsuru belirleyici olabilir ve bu durumun belgelerle ispatlanması gerekir.

Türkiye’den başvuruda pratik olarak ne yapılmalı?

Türkiye’deki İtalyan diplomatik makamlarının güncel uygulaması da aile üyeleri bakımından bu özel statüyü dikkate almaktadır. İtalya’nın Ankara Büyükelçiliği, İtalyan ve AB vatandaşlarının yakınlarının standart vize kullanıcılarından ayrı şekilde doğrudan Büyükelçilikle randevu sürecini başlatabileceğini belirtmektedir. İstanbul Başkonsolosluğu da vize türleri arasında “Motivi familiari – congiunti cittadini UE” kategorisini ayrı bir başlık altında göstermektedir.

Başvuruda aile bağını kanıtlayan resmi belgeler merkezi öneme sahiptir. Evlilik, doğum veya diğer medeni hal belgelerinin somut duruma göre usulüne uygun şekilde düzenlenmiş, gerektiğinde apostilli veya tasdik edilmiş ve İtalyancaya çevrilmiş olması gerekebilir. Belgelerde ad-soyad, doğum tarihi veya medeni hal bakımından küçük görünen tutarsızlıklar dahi konsolosluk incelemesini geciktirebildiğinden, dosya verilmeden önce tüm kişisel verilerin birbiriyle uyumlu olup olmadığı kontrol edilmelidir.

Gelir ve konut şartları aynı mı?

Bu özel aile birleşimi rejiminin bir başka önemli sonucu, İtalyan veya AB vatandaşının yabancı aile üyesi için başvurusunun, iki yabancı arasındaki aile birleşiminde öngörülen klasik gelir ve uygun konut şartlarıyla aynı biçimde değerlendirilmemesidir. İdarenin güncel bilgilendirmelerinde de İtalyan veya AB vatandaşı için klasik “nulla osta” prosedüründeki gelir ve konut şartlarının aranmadığı açıkça belirtilmektedir.

Bununla birlikte bu durum, hiçbir belge sunulmayacağı veya aile ilişkisinin otomatik kabul edileceği anlamına gelmez. Konsolosluk, aile bağının gerçekliğini, başvuranın kimliğini, seyahat belgesini ve ilgili hukuki kategoriye girilip girilmediğini incelemeye devam eder. Özellikle ekonomik bağımlılığın şart olduğu aile üyelerinde, bağımlılık ilişkisinin somut olarak ispatlanması gerekir.

İtalya’ya girişten sonra işlem bitmiş sayılmaz

Vizenin alınması yalnızca giriş aşamasını tamamlar. Aile üyesi İtalya’ya geldikten sonra, kendi hukuki durumuna uygun ikamet belgesinin alınması için Questura nezdindeki işlemler zamanında başlatılmalıdır. AB vatandaşlarının üçüncü ülke vatandaşı aile üyeleri bakımından ikamet hakkı, giriş vizesinden bağımsız olarak D.Lgs. 30/2007 çerçevesinde değerlendirilir ve gerekli ikamet belgesinin düzenlenmesi ayrıca talep edilmelidir.

Bu noktada sık yapılan hata, ulusal vizenin tek başına uzun süreli ikamet belgesi olduğu düşüncesidir. Oysa vize İtalya’ya giriş hakkını sağlar; İtalya’daki kalışın hukuki statüsü ise girişten sonra yetkili makam önünde tamamlanan ikamet prosedürüyle belgelenir.

Yanlış prosedür aylarca zaman kaybettirebilir

Uygulamada en önemli meselelerden biri doğru hukuki yolu baştan seçmektir. İtalyan vatandaşıyla evli bir Türk vatandaşını, sanki İtalya’da oturma izni bulunan yabancı bir kişinin eşine uygulanan klasik art. 29 TUI prosedürüne tabi tutmak gereksiz işlemlere ve ciddi gecikmelere yol açabilir. Aynı şekilde, İtalya’da kalıcı biçimde aile birleşimi amaçlandığı halde yalnızca turistik vize mantığıyla hareket edilmesi de sonraki ikamet aşamasında sorun yaratabilir.

Bu nedenle dosyanın ilk aşamasında üç soru açıkça cevaplandırılmalıdır: İtalya’daki aile üyesi İtalyan veya AB vatandaşı mı; başvuran kişi D.Lgs. 30/2007 anlamında aile üyesi sayılıyor mu; amaç kısa süreli ziyaret mi yoksa İtalya’da sürekli aile hayatı kurmak mı? Bu üç unsur doğru belirlendiğinde uygulanacak vize ve ikamet yolu da büyük ölçüde netleşir.

İtalya’da aile birliği hakkı güçlü biçimde korunmaktadır; ancak bu hakkın etkili biçimde kullanılabilmesi, doğru hukuki kategorinin seçilmesine ve başvurunun baştan itibaren o kategoriye uygun belgelerle hazırlanmasına bağlıdır. Özellikle Türkiye’den yapılacak başvurularda, klasik yabancı-yabancı aile birleşimi ile İtalyan veya AB vatandaşının aile üyesine ilişkin özel rejimin birbirine karıştırılmaması gerekir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da iltica başvurusu her zaman C3 formuyla başlamaz: İlk irade beyanı belirleyici olabilir

İtalya’da iltica başvurusu her zaman C3 formuyla başlamaz: İlk irade beyanı belirleyici olabilir

İtalya’da uluslararası koruma başvurusu bakımından en önemli tarihlerden biri, kişinin sığınma talebini ilk kez ne zaman ortaya koyduğudur. İtalya Yargıtayı’nın 18 Mayıs 2026 tarihli ve 14851 sayılı kararı, başvurunun hukuki olarak her zaman Questura’da C3 formunun doldurulduğu gün başlamadığını; bazı durumlarda, yabancının bir devlet makamına koruma talep etme iradesini açık ve ciddi biçimde bildirdiği daha önceki tarihin esas alınabileceğini ortaya koydu.

Yargıtay neye karar verdi?

Karara konu olayda yabancı, 3 Ocak 2023’te Lampedusa’ya ulaştıktan sonra uluslararası koruma talep etmek istediğini bildirmiş, daha sonra Prefettura tarafından sığınmacı sıfatıyla bir kabul merkezine yerleştirilmişti. Buna rağmen başvurunun Questura’daki resmi kaydı ancak 8 Mayıs 2023’te yapılmıştı.

Alt derece mahkemesi, uygulanacak hukuku belirlerken resmi kayıt tarihini esas almıştı. Yargıtay ise bu yaklaşımın yeterli olmadığını belirterek kararı bozdu. Mahkeme, uluslararası koruma talebinin doğum anının yalnızca idari formalizasyona bağlanamayacağını ve başvuru sahibinin devlet makamına yöneltilmiş, koruma talebi olduğu açıkça anlaşılabilen ve prosedürü harekete geçirmeye elverişli irade beyanının da hukuken önem taşıdığını vurguladı.

C3 formu ile “iltica talebini bildirmek” aynı şey değildir

İtalya’daki uygulamada sığınma prosedürünün resmi hale getirilmesi çoğu zaman Questura’da doldurulan ve uygulamada “modello C3” olarak bilinen form ile gerçekleşir. Ancak Avrupa Birliği hukuku ve İtalyan mevzuatı, “başvuruyu yapmak” ile “başvuruyu kaydetmek veya formalize etmek” arasında ayrım yapmaktadır.

D.Lgs. 142/2015’in 2. maddesi, uluslararası koruma başvurusunda bulunan kişiyi yalnızca C3 formunu imzalamış kişi olarak değil, koruma talep etme iradesini ortaya koymuş yabancı olarak da tanımlar. Benzer şekilde, 2013/32/UE sayılı Usul Direktifi, başvurunun sunulması ile idarenin bunu kayda geçirmesini iki ayrı aşama olarak düzenler.

Bu yaklaşım Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın C-36/20 PPU sayılı VL kararında da açıkça ortaya konmuştu: bir kişinin sığınmacı sıfatını kazanması, başvurunun idari olarak kayıt altına alınmasına veya daha sonra tamamlanacak formalitelere mutlak biçimde bağlanamaz.

Ancak her söz veya her niyet beyanı yeterli değildir

14851/2026 sayılı kararın en önemli yönlerinden biri de sınırı açıkça çizmesidir. Yargıtay, yabancının herhangi bir kişiye “İtalya’da kalmak istiyorum” demesini ya da genel bir korkudan söz etmesini otomatik olarak uluslararası koruma başvurusu saymamaktadır.

İrade beyanının, devlet yapılanmasına dahil bir makama yöneltilmiş olması, kişinin uluslararası koruma talep ettiği yönünde yeterince açık bir içerik taşıması ve bu beyanın yetkili makamlara iletilerek prosedürü başlatmaya elverişli olması gerekir. Polis, sınır makamları, Questura veya belirli durumlarda devlet sistemi içerisinde hareket eden başka bir makam önünde yapılan açık bir koruma talebi bu nedenle önem kazanabilir.

Başvurunun gerçek tarihi neden önemlidir?

Başvurunun hangi tarihte yapılmış sayılacağı yalnızca teorik bir mesele değildir. Özellikle mevzuatın zaman içinde değiştiği durumlarda, hangi kanun hükümlerinin uygulanacağını doğrudan etkileyebilir.

Yargıtay’ın önündeki olayda da sorun tam olarak buydu. Yabancı, koruma iradesini Decreto Cutro olarak bilinen D.L. 20/2023’ün yürürlüğe girmesinden önce ortaya koyduğunu ileri sürüyordu; resmi C3 kaydı ise daha sonra yapılmıştı. Bu nedenle önceki ve daha elverişli düzenlemenin uygulanıp uygulanmayacağı, başvurunun gerçek başlangıç tarihine bağlıydı.

Yargıtay, uygulanacak hukuku belirlerken yalnızca formalizasyon tarihine bakılamayacağını ve hukuken geçerli bir irade beyanının daha önce yapılmış olması halinde bu tarihin dikkate alınması gerektiğini kabul etti. Dosya bu ilke doğrultusunda yeniden değerlendirilmek üzere Roma Mahkemesine gönderildi.

Questura randevusu gecikiyorsa hangi belgeler saklanmalı?

Bu kararın pratik sonucu özellikle Questura’dan haftalar veya aylar sonrasına randevu verilen kişiler bakımından önemlidir. Yabancı, uluslararası koruma talep etmek istediğini daha önce açıkça bildirmişse, bu bildirimin tarihini kanıtlayabilecek bütün belgeleri saklamalıdır.

Questura’ya gönderilmiş PEC veya e-posta, avukat tarafından yapılan randevu talebi, polis veya sınır makamınca düzenlenen belge, kabul merkezine yerleştirilme kararı, Prefettura yazısı, başvuru talebinin kayda alındığını gösteren herhangi bir tutanak veya resmi yazışma daha sonra büyük önem taşıyabilir.

Özellikle bir avukat aracılığıyla Questura’ya yapılan ve kişinin uluslararası koruma talep etmek istediğini açıkça belirten başvuruların tarih ve teslim kayıtlarının korunması önemlidir. İtalyan Yargıtayı önceki kararlarında da, belirli koşullar altında Questura’ya PEC yoluyla gönderilen koruma talebine veya avukat aracılığıyla yapılan formalizasyon randevusu talebine hukuki değer tanımıştır.

İdari gecikme yabancının aleyhine otomatik olarak kullanılamaz

Kararın arkasındaki temel ilke açıktır: yabancı uluslararası koruma isteme iradesini yetkili devlet sistemine açık biçimde bildirmişse, daha sonra idarenin C3 formalizasyonunu geciktirmesi her durumda başvurunun hukuki başlangıcını ileri bir tarihe taşıyamaz.

Bu husus, yalnızca uygulanacak kanunun belirlenmesinde değil; kişinin sığınmacı sıfatının hangi andan itibaren değerlendirilmesi gerektiği, kabul sistemine erişimi ve bazı yargısal uyuşmazlıklarda sahip olduğu güvenceler açısından da önem taşıyabilir. Bununla birlikte her dosya kendi belgeleri ve kronolojisi üzerinden değerlendirilmelidir; irade beyanının varlığı ve hukuki yeterliliği somut olarak kanıtlanmalıdır.

Pratik sonuç

İtalya’da uluslararası koruma başvurusu yapmak isteyen bir kişi açısından yalnızca C3 randevusunun tarihine bakmak doğru olmayabilir. Koruma talebinin daha önce bir devlet makamına açıkça bildirilmiş olması halinde, bu ilk beyan hukuken belirleyici hale gelebilir.

Bu nedenle Questura’daki gecikmeler karşısında pasif biçimde beklemek yerine, koruma talebinin ne zaman ve hangi makama bildirildiğinin belgelendirilmesi gerekir. 14851/2026 sayılı Yargıtay kararı, idari formalitenin temel hakkın önüne geçemeyeceğini; ancak aynı zamanda hukuken dikkate alınabilecek bir başvurunun açık, ciddi ve devlet makamına yöneltilmiş olması gerektiğini ortaya koymaktadır.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da ebeveyn vatandaş olduğunda çocuğun vatandaşlığı: iki yıllık yasal ikamet şartı belirleyici

İtalya’da ebeveyn vatandaş olduğunda çocuğun vatandaşlığı: iki yıllık yasal ikamet şartı belirleyici İtalya’da anne veya babanın İtalyan v...