martedì 2 giugno 2026

Bologna Mahkemesi Cutro Kararnamesine Rağmen Özel Korumayı Onayladı

 

Bologna Mahkemesi Cutro Kararnamesine Rağmen Özel Korumayı Onayladı

Bologna, İtalya – Bologna Mahkemesi tarafından 22 Mayıs 2026 tarihinde verilen iki önemli karar, İtalya’da gerçek ve istikrarlı bir yaşam kurmuş yabancıların, Cutro Kararnamesi ile getirilen kısıtlamalara rağmen özel koruma amaçlı oturma izni almaya devam edebileceğini ortaya koydu.

Davalar, uluslararası koruma başvuruları Bölgesel Komisyon tarafından reddedilen iki Fas vatandaşını ilgilendiriyordu. Ancak Mahkeme, dosyaları inceledikten sonra her iki kişinin de İtalya’da güçlü sosyal, mesleki ve kişisel bağlar geliştirdiği sonucuna vardı. Bu nedenle ülkeden çıkarılmalarının temel haklarına orantısız bir müdahale oluşturacağı değerlendirildi.

Kararların önemi, özellikle İtalyan Yargıtayı’nın 11 Kasım 2025 tarihli ve 13309 sayılı kararına dayanmasından kaynaklanmaktadır. Yargıtay bu kararında, 2023 yılında yapılan yasal değişikliklerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi tarafından güvence altına alınan özel ve aile hayatının korunmasını ortadan kaldırmadığını açıkça belirtmiştir.

Bologna Mahkemesi’ne göre, Cutro Kararnamesi sonrasında oluşan hukuki çerçeve, İtalya’nın anayasal ve uluslararası yükümlülükleri ışığında yorumlanmalıdır. Bu nedenle idari ve yargısal makamlar, bir kişinin sınır dışı edilmesinin İtalya’da kurduğu özel ve aile hayatına aşırı bir müdahale oluşturup oluşturmayacağını değerlendirmekle yükümlü olmaya devam etmektedir.

İlk davada mahkeme, başvurucunun inşaat sektöründe yıllarca kesintisiz çalışmasını, bağımsız bir konuta sahip olmasını ve İtalyan sürücü belgesi almasını dikkate aldı. İkinci davada ise süresiz iş sözleşmesi, İtalyanca dil kurslarına katılım, istikrarlı bir konut durumu ve herhangi bir sabıka kaydının bulunmaması özellikle önemli unsurlar olarak değerlendirildi.

Mahkeme, entegrasyonun yalnızca istihdam üzerinden ölçülemeyeceğini vurguladı. Değerlendirme yapılırken kişinin kurduğu sosyal ilişkiler, elde ettiği ekonomik bağımsızlık, toplum hayatına katılımı ve ev sahibi ülkenin kurallarına gösterdiği saygı da göz önünde bulundurulmalıdır.

Mahkeme, iki başvurucunun özel koruma kapsamında oturma izni alma hakkını tanıyarak, entegrasyonun Cutro Kararnamesi sonrasında da İtalyan göç hukukunun temel unsurlarından biri olmaya devam ettiğini teyit etti.

Bu kararların, özellikle İtalya’da yaşadıkları süre boyunca toplumla güçlü bağlar kurmuş yabancılarla ilgili çok sayıda devam eden davayı etkilemesi beklenmektedir.

Mahkemeler 2023 reformlarının kapsamını belirlemeye devam ederken, bu kararlar anayasal ilkelerin ve temel hakların korunmasının özel koruma başvurularının değerlendirilmesinde merkezi önemini koruduğunu göstermektedir.

Avv. Fabio Loscerbo

ORCID: https://orcid.org/0009-0004-7030-0428

sabato 23 maggio 2026

İtalyan Mahkemesi, oturma izni işlemlerinde çalışma izni ile işveren arasındaki sıkı bağı doğruladı

 İtalyan Mahkemesi, oturma izni işlemlerinde çalışma izni ile işveren arasındaki sıkı bağı doğruladı

Emilia-Romagna Bölge İdare Mahkemesi tarafından verilen yeni bir karar, İtalya göç sisteminin en hassas konularından birini yeniden gündeme taşıdı: “nulla osta” olarak bilinen çalışma izni ile yabancı işçi adına işlemleri başlatan işveren arasındaki ilişki.

21 Mayıs 2026 tarihinde yayımlanan karar, staj amaçlı oturma iznini bağlı çalışma amacıyla oturma iznine dönüştürmek isteyen bir yabancı vatandaşla ilgilidir.

İncelenen olayda işçi, belirli bir işveren aracılığıyla çalışma iznini almış ve Göçmenlik Tek Ofisi önünde oturma sözleşmesini imzalamıştı. Ancak planlanan ilk iş ilişkisi hiçbir zaman fiilen başlamadı. Daha sonra işçi başka bir şirkette çalışmaya başladı.

Bu değişiklik üzerine Forlì Göçmenlik Şubesi, oturma izni dönüşüm başvurusunu kabul edilemez ilan etti. Gerekçe olarak da idari süreci başlatan işveren ile yabancı işçiyi fiilen işe alan işverenin aynı kişi olmaması gösterildi.

İdare Mahkemesi, İtalyan makamlarının görüşünü onayladı.

Hakimlere göre İtalya’daki göç sistemi, çalışma iznini talep eden işveren, oturma sözleşmesi ve yabancı işçiyle kurulan gerçek iş ilişkisi arasında süreklilik bulunmasını gerektiriyor.

Mahkeme ayrıca bu yorumun, göç sisteminin kötüye kullanılmasını ve yabancı işçiyi gerçekten işe alma niyeti olmadan başlatılan işlemleri önlemeyi amaçladığını vurguladı.

Karar, İtalyan göç hukukunun geleneksel yaklaşımını yansıtıyor. Bu sistem tarihsel olarak, yabancı işçinin ülkeye giriş ve yasal statü sürecinde işverene merkezi bir rol vermektedir.

Bununla birlikte karar, idari prosedürlerin katılığı ile modern iş piyasasının gerçekleri arasındaki artan gerilimi de ortaya koyuyor.

Günümüz iş dünyası geçici sözleşmeler, sık iş değişiklikleri ve istikrarsız çalışma koşullarıyla karakterize edilmektedir. Bu bağlamda, yabancı bir işçinin hukuki statüsünü yalnızca tek bir işverene sıkı şekilde bağlamak çok ağır sonuçlara yol açabilir.

Mahkemenin özellikle dikkat çektiği önemli bir nokta daha bulunmaktadır.
Mahkeme, başvuru sahibinin ilk iş ilişkisinin neden hiç başlamadığı konusunda somut bir açıklama sunmadığını belirtti.

Bu unsur gelecekteki davalarda belirleyici olabilir.
İşveren değişikliğinin nedenlerini açık şekilde belgeleyebilen ve aynı zamanda çalışma sürekliliğini ile sosyal entegrasyonunu gösterebilen bir yabancı işçi, bu karardaki katı yorumdan farklı bir hukuki değerlendirme elde edebilir.

Dolayısıyla karar, yabancı işçilere ve göç hukuku alanındaki profesyonellere açık bir mesaj vermektedir: İtalya’daki mevcut sistemde “nulla osta” prosedürünün tutarlılığı, oturma izni dönüşüm işlemlerinin temel unsurlarından biri olmaya devam etmektedir.

Avv. Fabio Loscerbo
ORCID: https://orcid.org/0009-0004-7030-0428

domenica 10 maggio 2026

SIS Kayıtları ve Vize Reddi: İtalyan Mahkemeleri Otomatik Retlere Karşı Çıkıyor

 SIS Kayıtları ve Vize Reddi: İtalyan Mahkemeleri Otomatik Retlere Karşı Çıkıyor

Lazio Bölge İdare Mahkemesi tarafından verilen yeni bir karar, Schengen Bilgi Sistemi’ndeki SIS kayıtları ile Avrupa’daki giriş vizesi retleri arasındaki ilişkiyi önemli ölçüde değiştirebilir.

6 Mayıs 2026 tarihinde yayımlanan kararda mahkeme, Yunanistan tarafından SIS sistemine kaydedilmiş yabancı bir öğrenciye İstanbul’daki İtalya Konsolosluğu tarafından verilen öğrenci vizesi reddini iptal etti.

Uzun yıllar boyunca birçok Avrupa idaresi, SIS kayıtlarını neredeyse otomatik vize veya oturma izni reddi sebebi olarak değerlendirdi. Uygulamada, bir kişi Schengen sisteminde bir üye devlet tarafından kayıt altına alındığında, başka bir devletin konsolosluk makamları çoğu zaman ayrıntılı bireysel inceleme yapmadan başvuruyu reddediyordu.

Son İtalyan kararı bu yaklaşımın değişmeye başladığını göstermektedir.

Mahkeme, İtalyan makamlarının yalnızca SIS kaydının varlığına dayanarak vizeyi reddedemeyeceğini belirtti. Yetkililer, başvuru sahibinin gerçekten kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından güncel bir tehdit oluşturup oluşturmadığını somut şekilde değerlendirmek zorundadır.

Karar büyük ölçüde Schengen Bilgi Sistemi’nin işleyişini düzenleyen 2018 tarihli Avrupa Birliği 1861 sayılı Tüzüğüne dayanmaktadır. Özellikle tüzüğün 27. maddesi, SIS sisteminde kayıtlı kişiler hakkında uzun süreli vize veya oturma izni verilmeden ya da reddedilmeden önce üye devletler arasında danışma mekanizması öngörmektedir.

Mahkemeye göre Avrupa Birliği düzenlemesi otomatik ret zorunluluğu getirmemektedir. Tam tersine, yabancı kişinin durumunun somut ve bireysel olarak değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Karar ayrıca İtalya Anayasa Mahkemesi’nin 2026 tarihli 6 numaralı kararındaki yaklaşımı da benimsemektedir. Söz konusu kararda, SIS kayıtlarının göçmenlik belgelerinin verilmesini otomatik olarak engellemesi anlayışı eleştirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, Avrupa hukukunun giderek daha fazla orantılılık ve bireysel değerlendirme ilkelerine yöneldiğini, katı idari otomatik uygulamaların ise sınırlandırıldığını vurgulamıştır.

Bu gelişme yalnızca öğrenci vizeleri açısından değil, çalışma vizeleri, aile birleşimi prosedürleri, oturma izinleri ve genel olarak Schengen bölgesindeki göç politikaları açısından da önemli sonuçlar doğurabilir.

Karar özellikle önemlidir çünkü güvenlik temelli varsayımlara dayanan yerleşik idari anlayışı sorgulamaktadır. İtalyan içtihadında ortaya çıkmaya başlayan yeni yoruma göre, SIS kaydının varlığı artık tek başına yeterli değildir. Yetkililer kişinin neden gerçek ve güncel bir tehdit oluşturduğunu somut olarak açıklamak zorundadır.

Göç hukuku avukatları ve Avrupalı politika yapıcılar açısından bu dava, Schengen sistemi içerisinde sınır güvenliği ile bireysel haklar arasındaki dengenin yeniden tanımlanmasının başlangıcı olabilir.

Avv. Fabio Loscerbo
ORCID: https://orcid.org/0009-0004-7030-0428

domenica 3 maggio 2026

Başlık: İtalyan Danıştayı: kamu güvenliği entegrasyonun önüne geçebilir

 Başlık: İtalyan Danıştayı: kamu güvenliği entegrasyonun önüne geçebilir


İtalya’da göç hukuku uygulamalarını etkilemesi beklenen önemli bir karar, Consiglio di Stato tarafından verildi. Bu karar, özellikle kamu güvenliği ile uzun süreli entegrasyonun çatıştığı durumlarda belirleyici bir yaklaşımı ortaya koyuyor.


2026 tarihli ve 3392 sayılı karar (genel esas numarası 3348/2025) ile mahkeme, uzun yıllardır İtalya’da yaşayan, düzenli çalışan ve aile bağları bulunan bir yabancı hakkında, tamamlayıcı koruma statüsünün kaldırılmasını ve yeni bir oturma izni verilmemesini hukuka uygun buldu .


Somut olayda, ilgili kişinin koruma statüsünün dayandığı koşulların ortadan kalktığı tespit edilmiş, ayrıca ağır bir ceza mahkûmiyeti nedeniyle idare tarafından “toplumsal tehlike” arz ettiği değerlendirilmiştir.


Başvurucu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi kapsamında özel ve aile hayatına saygı hakkına, ayrıca İtalya’daki entegrasyon düzeyine dayanmıştır. Ancak Danıştay, idarenin yaptığı denge değerlendirmesini yerinde bulmuştur.


Karar, temel bir hukuki ilkeyi açıkça ortaya koymaktadır: koruma statüsünün şartları ortadan kalktığında, buna bağlı oturma izninin iptali zorunlu bir hukuki sonuçtur. Bu durum idarenin geniş bir takdir yetkisi kullandığı bir alan değildir.


Bunun ötesinde, mahkeme kamu güvenliği gereklerinin, güçlü ve yerleşik entegrasyon durumlarında dahi üstün gelebileceğini vurgulamaktadır. “Toplumsal tehlikelilik” değerlendirmesi, güvenlik makamlarının yetkisindedir ve kişinin genel davranışlarına ilişkin kapsamlı bir incelemeye dayanabilir.


İdari yargı denetimi ise sınırlıdır. Mahkeme yalnızca açık bir mantıksızlık, yetersiz inceleme veya usul hatası bulunup bulunmadığını denetler; idarenin değerlendirmesinin yerine geçmez.


Kararın önemli bir diğer yönü de tempus regit actum ilkesinin uygulanmasıdır. Buna göre, bir idari işlemin hukuka uygunluğu, tesis edildiği andaki koşullara göre değerlendirilir.


Dolayısıyla, sonradan ortaya çıkan gelişmeler, örneğin ceza rehabilitasyonu, işlemin geçerliliğini etkilemez; ancak yeni bir idari başvuruda dikkate alınabilir.


Verilen mesaj nettir: entegrasyon tek başına yeterli değildir.


Kamu güvenliğine ilişkin gerekçeler söz konusu olduğunda, İtalyan makamları uzun yıllar ülkede yaşamış ve güçlü sosyal bağlar kurmuş kişiler için dahi oturma iznini reddedebilir.


Bu karar, Avrupa göç hukukunda giderek güçlenen bir eğilimi yansıtmaktadır: bireysel haklar ile kolektif güvenlik arasındaki denge, giderek ikinci lehine kaymaktadır.


Kaynak şeffaflığı beyanı

Bu makale, Consiglio di Stato, Altıncı Daire, 3392/2026 sayılı karar (genel esas no. 3348/2025) temel alınarak hazırlanmıştır. Karar doğrudan incelenmiş, hukuki referanslar resmi kaynaklardan doğrulanmıştır.


Avv. Fabio Loscerbo

https://orcid.org/0009-0004-7030-0428

venerdì 1 maggio 2026

İtalya: Mahkeme, Polisin Ret Kararına Rağmen Çalışma ve Entegrasyon Nedeniyle Oturma İzni Verdi

 İtalya: Mahkeme, Polisin Ret Kararına Rağmen Çalışma ve Entegrasyon Nedeniyle Oturma İzni Verdi

Bologna Mahkemesi’nin yakın tarihli bir kararı, İtalyan göç hukuku açısından açık bir mesaj veriyor: gerçek entegrasyon, katı idari değerlendirmelerden daha ağır basar.

24 Nisan 2026 tarihli ve 591/2025 sayılı dosyada verilen kararla Mahkeme, polisin özel koruma kapsamında oturma izni vermeyi reddeden kararını iptal etti. İdari makamlar, başvuru sahibinin yeterli düzeyde entegrasyon göstermediğini ileri sürmüştü. Mahkeme bu yaklaşımı kabul etmedi ve giderek güçlenen bir ilkeyi teyit etti: entegrasyonun hukuki sonuç doğurması için “mükemmel” olması gerekmez.

Dava, İtalya’da birkaç yıldır yaşayan, istikrarlı bir işi ve düzenli geliri bulunan, dil ve mesleki eğitim programlarına katılmış bir yabancı uyrukluya ilişkindir. Bu unsurlara rağmen polis, Bölgesel Komisyon’un olumsuz görüşüne dayanarak başvuruyu reddetmiş ve entegrasyonun yetersiz olduğunu değerlendirmişti.

Mahkeme farklı bir yaklaşım benimsedi. Entegrasyonun nihai ve tamamlanmış bir durum olarak değil, bir süreç olarak anlaşılması gerektiğini vurguladı. Önemli olan, kişinin ev sahibi toplum içinde somut ve inandırıcı bir uyum süreci başlatmış olmasıdır.

Kararın merkezinde, özel ve aile hayatına saygı hakkını koruyan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi yer almaktadır. Mahkeme, “özel hayat” kavramının yalnızca aile bağlarıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda sosyal ilişkileri, işi ve bireyin zaman içinde kurduğu tüm bağları kapsadığını hatırlattı. Bu koşullarda bir kişinin sınır dışı edilmesi, temel haklara ciddi bir müdahale anlamına gelir.

Karar ayrıca orantılılık ilkesini de öne çıkarmaktadır. Kamu güvenliği veya kamu düzeniyle ilgili herhangi bir risk bulunmadığında, devletin sınır dışı etme konusundaki menfaati zayıflar, buna karşılık bireyin İtalya’daki yaşamını sürdürme hakkı daha güçlü hale gelir.

Bu değerlendirmeler ışığında Mahkeme, oturma izninin reddedilmesinin başvuru sahibinin yaşamında haksız bir kopuşa yol açacağını belirterek özel koruma kapsamında oturma izni verilmesine hükmetti. Bu izin iki yıl süreli olup yenilenebilir ve çalışma iznine dönüştürülebilir niteliktedir .

Bu karar, İtalyan yargısında giderek güçlenen daha geniş bir eğilimin parçasıdır. Mahkemeler, katı idari kriterlerden uzaklaşarak bireylerin gerçek yaşam koşullarını merkeze alan bir yaklaşım benimsemektedir.

Uygulayıcılar ve gözlemciler açısından mesaj açıktır: çalışma, sosyal ilişkiler ve gerçek entegrasyon çabaları, ülkede kalma hakkının değerlendirilmesinde belirleyici unsurlar haline gelmektedir.

Avrupa genelinde göç politikalarına ilişkin tartışmalar sürerken, bu tür kararlar kontrol ile hakların korunması arasındaki temel gerilimi ortaya koymaktadır. Bu olayda denge açıkça bireysel haklar lehine kurulmuştur.

Kaynakların Şeffaflığına İlişkin Not
Bu makale, Bologna Mahkemesi Göç Bölümü’nün 24 Nisan 2026 tarihli ve 591/2025 sayılı kararının doğrudan analizine dayanmaktadır . Hukuki referanslar resmi kaynaklar üzerinden doğrulanmıştır.

Fabio Loscerbo, Avukat
ORCID: https://orcid.org/0009-0004-7030-0428

mercoledì 29 aprile 2026

ابطال مجوز کار: رأیی از ایتالیا حدود اجازه اقامت برای جستجوی کار را بازتعریف می‌کند

 ابطال مجوز کار: رأیی از ایتالیا حدود اجازه اقامت برای جستجوی کار را بازتعریف می‌کند

رأی اخیر دادگاه اداری منطقه‌ای امیلیا-رومانیا توجه فعالان حقوق مهاجرت را به مسئله‌ای مهم جلب کرده است: اگر یک تبعه خارجی به طور قانونی با ویزای کار وارد ایتالیا شود، اما مجوز کاری که مبنای ورود او بوده بعداً ابطال شود، چه اتفاقی می‌افتد؟

در رأی شماره ۷۷۳ مورخ ۲۷ آوریل ۲۰۲۶، دادگاه درخواست یک تبعه خارجی را رد کرد که از طریق نظام سهمیه‌های کاری وارد ایتالیا شده بود، اما به دلیل در دسترس نبودن کارفرما نتوانسته بود فرایند استخدام را تکمیل کند. خواهان استدلال می‌کرد که اگر اجازه اقامت کاری به او تعلق نمی‌گیرد، دست‌کم باید اجازه اقامت برای جستجوی کار دریافت کند.

اما دادگاه این استدلال را نپذیرفت.

منطق رأی بر یک تمایز حقوقی روشن استوار است: اجازه اقامت برای جستجوی کار زمانی قابل اعمال است که یک رابطه کاری معتبر قبلاً ایجاد شده و سپس به دلایلی خارج از اراده کارگر پایان یافته باشد. اما وقتی اساساً چنین رابطه کاری معتبری هرگز به‌وجود نیامده، این نوع اقامت نمی‌تواند راه‌حل جایگزین باشد.

این نکته هسته اصلی رأی است.

به نظر دادگاه، وقتی مجوز اولیه کار به این دلیل باطل می‌شود که شرایط قانونی از ابتدا وجود نداشته، مبنای حقوقی اقامت نیز از میان می‌رود. در چنین وضعیتی، اجازه اقامت برای جستجوی کار نمی‌تواند حقی برای اقامت را که از پایه فاقد مبنای قانونی است بازسازی کند.

این تفسیر سخت‌گیرانه می‌تواند آثار مهمی داشته باشد.

در پرونده‌های مرتبط با نظام سهمیه‌های کاری در ایتالیا، بارها پیش آمده است که کارگران خارجی که به‌طور قانونی وارد شده‌اند، به دلیل نارسایی‌های اداری یا تخلفات کارفرما در وضعیت آسیب‌پذیر قرار گرفته‌اند. این رأی نشان می‌دهد که دادگاه اداری، دست‌کم در این چارچوب، تمایلی ندارد اجازه اقامت برای جستجوی کار را به ابزار جبرانی تبدیل کند.

دادگاه همچنین استناد به ماده ۸ کنوانسیون اروپایی حقوق بشر درباره حریم خصوصی و زندگی خانوادگی را رد کرد و شرایط پرونده را برای اعمال این حمایت کافی ندانست.

برای وکلاء و فعالان حوزه مهاجرت، پیام این رأی روشن است: در فرایندهای مبتنی بر سهمیه‌های کاری، اعتبار حقوقی مجوز اولیه عنصر تعیین‌کننده است و هر تصمیم ابطال باید فوراً مورد اعتراض قرار گیرد.

فراتر از این پرونده، این رأی بار دیگر بحثی گسترده‌تر را درباره تعادل میان سخت‌گیری اداری و حمایت از افرادی که بر اساس ورود قانونی پروژه مهاجرتی خود را بنا کرده‌اند، مطرح می‌کند.

و به نظر می‌رسد این بحث تازه آغاز شده است.

فابیو لوتشربو
وکیل
ORCID: https://orcid.org/0009-0004-7030-0428

Çalışma İzninin İptali: İtalyan Mahkemesi İş Arama Oturum İzninin Sınırlarını Yeniden Tanımlıyor

 Çalışma İzninin İptali: İtalyan Mahkemesi İş Arama Oturum İzninin Sınırlarını Yeniden Tanımlıyor

İtalya Emilia-Romagna Bölge İdare Mahkemesi’nin yakın tarihli bir kararı, göç hukuku alanında önemli bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Karar, iş kotası sistemi kapsamında sıkça ortaya çıkan bir soruya odaklanıyor: Bir yabancı İtalya’ya yasal olarak çalışma vizesiyle girmişse, ancak bu girişin dayandığı çalışma izni sonradan iptal edilirse ne olur?

27 Nisan 2026 tarihli ve 773 sayılı kararda Mahkeme, kota sistemi kapsamında İtalya’ya giriş yapan ancak işverenin ulaşılamaz hale gelmesi nedeniyle işe alım sürecini tamamlayamayan yabancı uyruklu başvurucunun davasını reddetti. Başvurucu, çalışma amaçlı oturum izni verilmemesi halinde en azından iş arama amaçlı oturum iznine hak kazanması gerektiğini ileri sürüyordu.

Mahkeme bu görüşü kabul etmedi.

Kararın dayandığı temel hukuki ayrım açık: İş arama amaçlı oturum izni, geçerli şekilde kurulmuş bir iş ilişkisinin, çalışandan kaynaklanmayan nedenlerle sona ermiş olması halinde söz konusu olabilir. Buna karşılık, hukuken geçerli bir iş ilişkisi hiç doğmamışsa bu izin alternatif bir çözüm olarak kullanılamaz.

Kararın merkezindeki nokta tam da budur.

Mahkemeye göre, başlangıçtan itibaren yasal şartları taşımadığı için ilk çalışma izni iptal edilmişse, buna dayanan oturum hakkının da hukuki zemini ortadan kalkar. Böyle bir durumda iş arama izni, temeli çökmüş bir kalış hakkını yeniden kuramaz.

Bu katı yorum önemli sonuçlar doğurabilir.

İtalya’daki iş kotası prosedürleri, çoğu zaman düzenli şekilde giriş yapan yabancı işçilerin, idari aksaklıklar veya işveren kaynaklı sorunlar nedeniyle kırılgan konuma düşmesine yol açmaktadır. Bu karar, idari yargının, en azından bu tip durumlarda, iş arama iznini düzeltici bir araç olarak kullanmaya eğilimli olmadığını gösteriyor.

Mahkeme ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özel ve aile hayatını koruyan 8. maddesine dayanan argümanı da reddetti; somut olayın bu korumanın uygulanması için yeterli olmadığı sonucuna vardı.

Göç hukuku uygulayıcıları açısından mesaj açık: İş kotasına dayalı prosedürlerde ilk çalışma izninin hukuki sağlamlığı belirleyicidir ve herhangi bir iptal kararı vakit kaybetmeden yargısal denetime taşınmalıdır.

Somut olayın ötesinde ise bu karar, idari katılık ile yasal girişe güvenerek göç projesi kuran kişilerin korunması arasındaki dengeyi yeniden tartışmaya açıyor.

Ve görünen o ki bu tartışma daha yeni başlıyor.

Fabio Loscerbo
Avukat
ORCID: https://orcid.org/0009-0004-7030-0428

Bologna Mahkemesi Cutro Kararnamesine Rağmen Özel Korumayı Onayladı

  Bologna Mahkemesi Cutro Kararnamesine Rağmen Özel Korumayı Onayladı Bologna, İtalya – Bologna Mahkemesi tarafından 22 Mayıs 2026 tarihind...