lunedì 31 marzo 2025

Özel koruma tanınması durumunda sınır dışı etme kararının iptali – Verona Sulh Hakimi’nin 10 Mart 2025 tarihli, RG 7627/2023 sayılı kararına ilişkin değerlendirme

 

Özel koruma tanınması durumunda sınır dışı etme kararının iptali – Verona Sulh Hakimi’nin 10 Mart 2025 tarihli, RG 7627/2023 sayılı kararına ilişkin değerlendirme


Özet:
Verona Sulh Hukuku Mahkemesi, RG 7627/2023 sayılı kararıyla, özel korumanın daha sonra tanınmasını dikkate alarak bir sınır dışı etme kararına karşı yapılan itirazı kabul etmiştir. Bu karar, İtalya’da 286/1998 sayılı Yasa’nın 19. maddesinin 1.1 fıkrası uyarınca yabancıya tanınan koruma haklarının, daha önce verilmiş idari sınır dışı kararlarını hükümsüz kılabileceğini kabul eden yerleşik içtihatlar arasında yer almaktadır.


1. Olayın Özeti
Başvuran kişi, Verona Valiliği tarafından 13. maddenin 2. fıkrası b bendine göre verilen sınır dışı kararına itiraz etmiştir. Gerekçe, geçerli bir oturma izninin olmamasıydı. Söz konusu karar 14 Aralık 2023 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Ancak dava sürecinde başvuran, Venedik Mahkemesi – Göç Hukuku Uzmanlaşmış Dairesi tarafından 26 Eylül 2024 tarihli 1417/2023 sayılı kararla kendisine özel koruma statüsü tanındığını belgeleyerek sunmuştur.

Bu yeni hukuki gelişme ışığında, 10 Mart 2025 tarihli duruşmada hâkim, sınır dışı kararının iptaline ve dava masraflarının karşılıklı olarak mahsup edilmesine karar vermiştir.


2. Mahkeme Gerekçesi
Mahkeme, Venedik Mahkemesi’nin kararının, başvurana mevcut bir yasal oturum hakkı verdiğini belirtmiştir.

Her ne kadar bu hak idari kararın ardından tanınmış olsa da, mahkeme sonradan oluşan hukuki durumun dikkate alınması gerektiğini, temel hakların ve geri gönderme yasağının korunması ilkeleri uyarınca vurgulamıştır.


3. Sistematik ve Pratik Değerlendirme
Bu karar, idari ve yargısal makamların, sınır dışı kararlarının geçerliliğini, bireyin daha sonra elde ettiği yasal statüyle kıyaslayarak değerlendirme zorunluluğunu tekrar teyit etmektedir. Özel korumanın yargı yoluyla tanınması, geri gönderme kararını hükümsüz kılacak bağlayıcı ve üstün bir hak doğurur.

Uygulamada bu karar, yeni belgelerin ve durumların dava sürecinde sunulmasının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Yine mahkemenin, masrafların taraflar arasında mahsup edilmesine karar vermesi de yerindedir; zira idari makam karar verdiği anda başvurana tanınmış bir koruma mevcut değildi.


4. Sonuç
Verona Sulh Hukuku Mahkemesi’nin RG 7627/2023 sayılı kararı, bir yabancıya daha sonra özel koruma hakkı tanındığında, sınır dışı etme kararlarının uygulanamayacağını veya geçersiz sayılacağını yeniden teyit etmektedir. Bu karar, kamu düzeni ile temel insan hakları arasında sağlıklı bir denge kurulmasını sağlayan olumlu bir örnektir.


Av. Fabio Loscerbo

venerdì 28 marzo 2025

Ailenin birleşimi gerekçesiyle ilk oturma izni başvurusuna ait makbuzda vergi kimlik numarasının yer alması zorunluluğu: Bologna Mahkemesi'nin 26 Mart 2025 tarihli kararı (Dosya No: 2025/3017 -1)

 

Ailenin birleşimi gerekçesiyle ilk oturma izni başvurusuna ait makbuzda vergi kimlik numarasının yer alması zorunluluğu: Bologna Mahkemesi'nin 26 Mart 2025 tarihli kararı (Dosya No: 2025/3017 -1)

26 Mart 2025 tarihli ve Dosya No: 2025/3017 -1 olan davada, Bologna Sulh Hukuk Mahkemesi'nin Göç Hukuku'na özel bölümü, bir yabancı tarafından yapılan ihtiyati tedbir talebini kabul etti. Başvuran, daha önce özel koruma başvurusunun reddine karşı yürütmeyi durdurma kararı almıştı.

Söz konusu dava, İtalya'daki ilk emsal kararlardan biri olup, Emniyet Müdürlüğü (Questura) tarafından aile birleşimi gerekçesiyle ilk kez oturma izni başvurusu yapan kişiye verilen makbuzun (cedolino) vergi kimlik numarası (Codice Fiscale) içermemesiyle ilgilidir. Bu durum, Mahkeme’nin daha önce verdiği, söz konusu belgenin verilmesini emreden karara rağmen gerçekleşmiştir.

Başvuran, vergi kimlik numarasının olmaması nedeniyle çalışamadığını, bu numaranın İtalya’da temel haklara erişim ve işgücü piyasasına katılım için zorunlu olduğunu ileri sürmüştür.

Davalı idareler duruşmaya katılmamış, ancak teknik gerekçelerle vergi kimlik numarasının makbuza eklenemediğini belirten bir yazı sunmuşlardır.

Mahkeme, başvurunun kabul edilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Gerekçesinde, daha önce verilen ihtiyati tedbir kararının oturma izni reddinin yürürlüğünü durdurduğunu ve bu sayede oturma izninin hukuki sonuçlarının – özellikle çalışma hakkının – şimdiden doğduğunu belirtmiştir (TUI madde 30/2).

Mahkemeye göre, ailevi nedenlerle yapılan ilk oturma izni başvurusuna ait makbuz, her ne kadar nihai bir belge olmasa da, başvuranın oturumunu ve buna bağlı haklarını geçici olarak belgelendirdiğinden, vergi kimlik numarasını içermelidir. Aksi takdirde, bu belgenin fiili ve hukuki işlevi boşa çıkmış olur.

Bu karar, ilk defa aile birleşimi başvurusuna ait bir makbuzda vergi kimlik numarasının zorunlu olduğunu açıkça ortaya koyarak, bugüne dek farklı ve tutarsız uygulamalara neden olan yasal ve idari boşluğu kapatmaktadır.

Kararda ayrıca, Bologna Emniyet Müdürlüğü’ne, 10 Ocak 2025 tarihli ve 17811/2024 sayılı karar uyarınca daha önce verilen makbuz üzerine başvuranın vergi kimlik numarasını derhal eklemesi emredilmiştir.

Bu karar, göçmenlerin geçici oturum sürecinde dahi haklarının etkili biçimde korunmasına yönelik içtihatlar arasında yerini almış ve idarenin yargı kararlarını tam anlamıyla yerine getirme yükümlülüğünü açıkça teyit etmiştir.


Av. Fabio Loscerbo

mercoledì 26 marzo 2025

Özel Koruma: Ulusal Hukuk ve Ulusüstü Kaynaklar Arasında Brescia Mahkemesi’nin 18 Şubat 2025 tarihli, R.G. 4531/2024 sayılı kararı üzerine notlar



Özel Koruma: Ulusal Hukuk ve Ulusüstü Kaynaklar Arasında

Brescia Mahkemesi’nin 18 Şubat 2025 tarihli, R.G. 4531/2024 sayılı kararı üzerine notlar

Av. Fabio Loscerbo

Özel koruma alanında sürekli gelişen içtihatlar bağlamında, Brescia Mahkemesi’nin 18 Şubat 2025 tarihinde verdiği (R.G. 4531/2024 sayılı) karar, anayasal ve ulusüstü ilkelerin yabancı kişilerin korunmasına uygulanması açısından dikkate değer bir örnek teşkil etmektedir.

Başvuran, özel koruma başvurusunun reddine karşı dava açmış; ret kararı, kişinin İtalya’ya yeterince entegre olmaması ve korunmaya ihtiyaç duyacak özel bir kırılganlık durumu bulunmaması gerekçelerine dayanıyordu. Mahkeme ise bu değerlendirmeyi geçersiz bularak başvuranın özel koruma hakkını tanımış ve bu hakkı hem geri gönderilme durumunda insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele riski açısından, hem de özel ve aile hayatının korunması bağlamında ele almıştır. Kararda açıkça AİHS’nin 8. maddesine ve İtalyan Yabancılar Kanunu’nun 19. maddesinin 1.1. fıkrasına atıfta bulunulmuştur.

Mahkeme, başvuranın vatandaşı olduğu Türkiye’deki sistematik insan hakları ihlallerini detaylı biçimde analiz etmiş ve bu bağlamda Freedom House ile Avrupa İltica Destek Ajansı (EUAA) gibi güvenilir uluslararası kaynaklara dayandırdığı güncel bir değerlendirme sunmuştur. Demokratik gerileme, siyasi muhalefetin bastırılması, medya sansürü ve temel hak ve özgürlüklerdeki genel kriz, Türkiye’ye dönüş durumunda objektif risk teşkil eden unsurlar olarak tanımlanmıştır.

Mahkeme aynı zamanda başvuranın belirsiz süreli iş sözleşmesine sahip olması gibi unsurları dikkate alarak kişinin İtalya’daki entegrasyon düzeyini değerlendirmiş ve bu sosyal ve mesleki entegrasyonun özel koruma statüsünü destekleyen yeterli koşulları sağladığına hükmetmiştir.

Kararda dikkat çeken bir diğer husus, geçici hukuk kurallarının uygulanmasına dair yaklaşımdır. Başvuru, 2023 tarihli 20 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (sözde “Cutro Kararnamesi”) yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olduğundan, Mahkeme başvuruya önceki mevzuatın uygulanması gerektiğini belirtmiş ve 130/2020 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirilen önceki düzenlemenin geçerli olduğunu açıkça ifade etmiştir. Böylece kişiye zarar verecek şekilde geriye dönük uygulama yapılmasının hukuka aykırı olduğu ilkesi vurgulanmıştır.

Bu karar yalnızca yasal düzenlemelerin doğru bir şekilde uygulanması açısından değil, aynı zamanda çok katmanlı, anayasal ve Avrupa hukukuna uygun sistematik bir yaklaşımı temsil etmesi bakımından da önemlidir.

Karar, “insani koruma” sonrası dönemde özel koruma statüsünün halen temel insan haklarının korunmasına yönelik hayati bir araç olduğunu teyit etmektedir. Özellikle, çalışma yoluyla entegrasyon gibi objektif göstergelerle birlikte kırılganlık durumu ve geri dönüş durumunda temel özgürlüklerin kısıtlanması riski söz konusu olduğunda bu koruma daha da belirleyici hale gelmektedir.


📌 Av. Fabio Loscerbo

martedì 25 marzo 2025

Bologna Mahkemesinden tamamlayıcı korumaya dair iki ara karar: Bologna Emniyet Müdürlüğü’nden açıklama talep edildi



Bologna Mahkemesinden tamamlayıcı korumaya dair iki ara karar: Bologna Emniyet Müdürlüğü’nden açıklama talep edildi

5 Mart 2025 tarihinde Bologna Genel Mahkemesi – Göç konularında uzmanlaşmış dairesi – iki ayrı ara karar verdi. R.G. 1659/2025 ve R.G. 1836/2025 numaralı davaların her ikisi de, başvuru sahiplerinin Bologna Emniyet Müdürlüğü nezdinde tamamlayıcı koruma başvurusunda bulunmakta yaşadıkları zorluklarla ilgilidir.

İlk davada (R.G. 1659/2025), başvuru sahibi sabah saatlerinde iki kez Emniyet Müdürlüğü'ne gittiğini, ancak koruma başvurusunu resmi olarak yapamadığını belirtmiştir. Mahkeme, idarenin genel organizasyonunu denetleme yetkisinin kendisinde olmadığını, ancak kamu idaresinin uygulama biçimi bir temel hakkın – örneğin koruma başvurusu yapma hakkının – kullanılmasını engeller veya makul olmayan şekilde geciktirirse, adli yargının müdahale etmesi gerektiğini açıkça belirtmiştir. Somut olayda, yalnızca bu iki ziyaretin tek başına başvuruya erişimin objektif olarak imkânsız olduğunu göstermeye yetmediği değerlendirilmiş ve bu nedenle Medeni Usul Kanunu’nun 213. maddesi uyarınca Bologna Emniyet Müdürlüğü’nden, başvuru alım tarihleri, saatleri ve kabul edilen başvuru sayıları hakkında bilgi talep edilmiştir.

İkinci davada (R.G. 1836/2025), başvuru sahibinin Bologna'da ikamet ettiğini kanıtlayan belgeyi sunmaması nedeniyle başvuru kabul edilmemiştir. Mahkeme, hem ulusal hem de Bologna içtihadına atıfta bulunarak, ikametgâhın kanıtlanmamasının, başvurunun reddedilmesi gerekçesi olamayacağını, bunun maddi inceleme sırasında giderilebilir bir eksiklik olduğunu açıkça belirtmiştir. Bu nedenle, Bologna Emniyet Müdürlüğü’ne, başvurunun reddi için ikametgâh belgesi talebinin rutin bir uygulama olup olmadığını belirlemek üzere resmi bilgi talebinde bulunulmuştur.

Her ne kadar bu kararlar ara nitelikte olsa da, Mahkeme şu temel ilkeyi bir kez daha teyit etmiştir: Koruma prosedürüne erişim hakkı, yasal düzenlemelere aykırı ya da aşırı katı idari uygulamalara bağlı kılınamaz. Her türlü engel veya dar yorum, yargısal denetime tabidir.

Her iki dosyada da Mahkeme, Medeni Usul Kanunu’nun 213. maddesine dayanarak Bologna Emniyet Müdürlüğü’nden resmi bilgi talep etmiştir. Bu durum, işlemlerin şeffaf yürütülmesine ve temel hakların etkinliğine verilen önemin bir göstergesidir.


Av. Fabio Loscerbo

Modena Emniyet Müdürlüğü Göçmenlik Bürosu: Koruma ve İkamet İçin Etkili Bir Başvuru Noktası



Modena Emniyet Müdürlüğü Göçmenlik Bürosu: Koruma ve İkamet İçin Etkili Bir Başvuru Noktası

Modena'da Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Göçmenlik Bürosu yalnızca bir idari yapı değil, aynı zamanda kurumsal bir karşılama noktasıdır. Özellikle İltica Birimi, uygulamaya dayalı, profesyonel ve yasalara saygılı yaklaşımıyla öne çıkar. Bu tutum, takdiri ve değeri hak etmektedir. Yabancılara yönelik hukuki ya da sosyal yardım alanında çalışan herkes bilir ki, bu birimin personeli ilk temastan itibaren güvenilirlik ve yardımseverlik sergiler.

Özellikle vurgulanması gereken önemli bir husus, Modena’daki İltica Birimi’nin, sadece tamamlayıcı koruma başvurusu yapma imkânını açıkça tanımasıdır. Bu başvuru, geleneksel mülteci statüsü ya da ikincil koruma talebinin dışında da yapılabilir. Bu kabul, somut bir şekilde kendini gösterir: “uluslararası koruma prosedürü içinde tamamlayıcı koruma başvurusunun resmileştirilmesi” için özel bir randevu belirlenir. Bu uygulama, İtalya’daki güncel içtihatlara ve Yabancılar Yasası’nın 19. maddesiyle güvence altına alınmış haklara uygun önemli bir adımdır.

Prosedür iki aşamadan oluşur: ilk randevu, kimlik tespiti ve parmak izi alınması için yapılır; ikinci randevu ise, başvuru sahibine geçici oturum belgesi verilmesi içindir. Bu belge, kişinin karar sürecini beklerken temel hizmetlere erişmesine, çalışmasına ve topluma entegre olmasına olanak tanır.

Koruma talebiyle ilgili oturum izinlerinin yenilenmesi konusunda ise yetki, Modena Belediyesi’ndeki ilgili ofise devredilmiştir. Ancak çalışma ihtiyacı ya da özellikle hassas durumlar söz konusu olduğunda, Göçmenlik Bürosu dikkatli ve özenli davranır: daha önce belirlenen randevuyu doğrudan planlar veya erkene alır, böylece sürecin sekteye uğramasını önler.

Dinleme ve ihtiyaçlara uyum sağlama yeteneği, ülke genelinde çok da yaygın olmayan bir özelliktir. Sıklıkla gecikmeler ve erişim zorluklarıyla karşılaşılan bir sistemde, Modena’daki uygulama, hukukun üstünlüğü ile insani yaklaşımın bir arada var olabileceğini göstermektedir. Bu sayede, zorluk içindeki bireylere hızlı, tutarlı ve hukuki olarak doğru yanıtlar verilebilmektedir.

Modena Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Göçmenlik Bürosu, bu yönleriyle örnek teşkil eden bir kamu yönetimi modelidir: insanlara yakın ama aynı zamanda prosedürlere bağlı ve titiz. Sessiz ama istikrarlı bir şekilde çalışan bu kurum, temsil ettiği değerle tanınmayı ve takdir edilmeyi fazlasıyla hak etmektedir.


Av. Fabio Loscerbo



domenica 23 marzo 2025

Göçün iki yüzü: Suç işleyenler ve uyum sağlayanlar. Osama vakası ve yeni bir paradigma ihtiyacı

 

Göçün iki yüzü: Suç işleyenler ve uyum sağlayanlar. Osama vakası ve yeni bir paradigma ihtiyacı

Av. Fabio Loscerbo tarafından
Göç hukuku alanında uzman avukat
Avrupa Birliği Şeffaflık Sicilinde göç ve iltica alanında kayıtlı lobi uzmanı – Kayıt No: 280782895721-36

Geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi, uyuşturucu kaçakçılığından hüküm giymiş iki yabancı vatandaşın cezalarının sona ermesinin ardından sınır dışı edilerek ülkelerine gönderildiğini kesin bir dille duyurdu. Bu, şu ilkeyi güçlendirmeyi amaçlayan somut bir adımdı: Suç işleyen ve ülkede kalma hakkı olmayan kişiler sınır dışı edilmelidir.

“Topraklarımızda yasa dışı olarak bulunan tehlikeli kişilerin sınır dışı edilmesi için çalışmalar sürüyor,” – ifadesi Bakan tarafından X platformunda yayımlandı.

Bu açıklamaya yanıt olarak şu önemli noktayı vurgulamak istedim:
Kurallara uymayı reddedenlerin sınır dışı edilmesi, kurallara uyan ve uyum sağlamak için çabalayanlara duyulan saygının bir ifadesidir.
Bu, yasalara saygı duyan, çalışan ve toplumun refahına katkıda bulunan pek çok yabancıya yönelik bir koruma biçimidir.

Bu kişilerden biri, ABBASSA Osama idi. 22 yaşındaki Osama, işten dönerken Padova’da meydana gelen trajik bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Osama, istikrarlı bir iş bulmuştu, sigorta primlerini düzenli olarak ödüyordu, resmi olarak beyan edilmiş bir konutta yaşıyordu ve Uyum Anlaşmasını imzalamıştı. Bu anlaşma, İtalyan devletiyle yaptığı resmî bir taahhüttü: dili öğrenmek, yasalara uymak, vergi yükümlülüklerini yerine getirmek ve ev sahibi topluma katkıda bulunmak.

Osama’nın hayatını kaybettiği kazanın sorumluluklarını aydınlatmak yargının görevi olacaktır. Umarız bu bir işçi sömürüsü vakası değildir, ancak birçok yabancı vatandaşın uzun çalışma saatleri, tehlikeli ulaşım koşulları ve yetersiz sosyal koruma ile karakterize iş kollarında istihdam edildiği bir bağlamda bu yön de yargı tarafından araştırılmalıdır.

Kazayla ilgili haber yerel basında da yer aldı. Osama’nın işten dönerken yaşadığı trajik ölüm şu linkte yayınlandı:
https://www.vicenzatoday.it/cronaca/correzzola-schianto-facchino-morto-19-marzo-2025.html

Ayrıca hatırlanmalıdır ki Venedik Mahkemesi nezdinde onun adına özel koruma başvurusu yapılmıştı. Bu başvuruda Osama’nın “İtalya’da yasal sözleşmeler ve iş gücü piyasasında giderek artan istikrar ile belgelenmiş ekonomik entegrasyon sürecini başlattığı” ifade edilmiştir. Onun sınır dışı edilmesinin “sosyal entegrasyon sürecinin zorla kesintiye uğramasına ve İtalya’da inşa edilen iş fırsatlarının kaybedilmesine” neden olacağı, ayrıca “kendi ülkesinde sosyal destek ağının bulunmadığı” belirtilmiştir. Tüm bu unsurların, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesiyle güvence altına alınan özel yaşama saygı hakkının ihlali anlamına geleceği sonucuna varılmıştır.

Tam da Osama gibi insanlar için yeni bir paradigma önerdim: Entegrasyon ya da Geri Göç (ReImmigrazione).
Bu model, hayatını burada inşa etmeye kararlı olanları tanır ve değer verir; buna karşılık, kuralları reddeden ve suçu seçenler için geldikleri ülkeye geri dönüş öngörür.
Bu yeni paradigma, tamamlayıcı koruma prosedürünün genel olarak uygulanması yoluyla hayata geçirilebilir. Osama’nın durumu, bu aracın doğru şekilde uygulandığında ne kadar etkili olabileceğinin yaşayan bir kanıtıydı: hayatı, işi ve izlediği yol başarı örneğiydi.

Osama’nın ölümü unutulmamalı.
Bu ölüm, artık yalnızca işe dayalı değil, dili öğrenmeyi, kurallara saygı göstermeyi ve sivil yaşama katılımı içeren bütüncül bir entegrasyon sürecine dayalı yeni bir modele, yeni bir paradigmaya olan ihtiyacın temel taşı ve uyarısı olmalıdır.
Ancak bu şekilde “göç” olgusu yönetilebilir ve sürdürülebilir hale gelebilir.

sabato 22 marzo 2025

İtalya’nın Pakistan’daki Büyükelçiliğinden Giriş Vizesi Almak İçin Randevu Alma Sürecindeki Sorunlar: Hukuki ve İdari Bir Değerlendirme

 İtalya’nın Pakistan’daki Büyükelçiliğinden Giriş Vizesi Almak İçin Randevu Alma Sürecindeki Sorunlar: Hukuki ve İdari Bir Değerlendirme

Av. Fabio Loscerbo tarafından

Son yıllarda, özellikle Pakistan gibi Avrupa Birliği dışı ülkelerden gelen yabancı uyruklu kişilerin İtalya’ya giriş vizesi alması giderek daha karmaşık ve işlevsiz bir sürece dönüşmüştür. Hukuki kaynaklara dayanan belgelenmiş bir vaka, başvuru sahiplerine tanınan hakların etkinliği ve kamu yönetiminin temel ilkelerine riayet edilip edilmediği konusunda ciddi soru işaretleri ortaya koymaktadır.

1. Yasal Çerçeve ve Kamu İdaresinin Sorumlulukları

Bağlı çalışmaya yönelik giriş vizesi, 286/1998 sayılı Göç Yasası ve 394/1999 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 31. maddesi uyarınca düzenlenmiştir. Göçmenlik için Tek Nokta Ofisi tarafından verilen Nulla Osta'nın ardından, ilgili İtalyan Büyükelçiliği, aynı yönetmeliğin 4. maddesi gereği “tamamlayıcı ve ardışık” şekilde vize vermekle yükümlüdür.

İtalya Anayasası’nın 97. maddesi ve Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın 41. maddesi ile güvence altına alınan iyi yönetim ilkesi, her idari sürecin makul bir sürede tamamlanmasını şart koşar. Bu ilke, 241/1990 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile de açıkça belirtilmiştir. Ancak uygulamada uzun ve gerekçesiz gecikmeler sıkça yaşanmaktadır.

2. İşlem Süreçlerinde Gecikmeler ve Cevapsızlık

Örnek niteliğindeki bir vakada, bir yabancı başvuru sahibi 31 Mayıs 2024 tarihinde Nulla Osta almıştır. Ekim 2024’te pasaportunu büyükelçiliğe teslim etmesine ve avukatı aracılığıyla birçok defa yazılı başvuru, ihtar ve bilgi edinme talebinde bulunmasına rağmen, bugüne kadar vize verilmemiştir.

İdari süreç aylarca devam etmiş, kamu otoritesinden hiçbir yazılı açıklama gelmemiştir. Bu durum, 241/1990 sayılı Kanun’un 7. ve 10. maddelerinde yer alan şeffaflık ve katılım ilkelerinin ihlali anlamına gelir. Kamu Denetçiliği Kurumu ve Dışişleri Bakanlığı denetim organlarına yapılan başvurular da sonuçsuz kalmıştır.

3. Hizmet Alımı Yoluyla Yönetimdeki Şeffaflık Sorunları

Başka bir sorun ise, İslamabad’daki BLS şirketi gibi üçüncü taraflara devredilen başvuru ve randevu işlemleridir. Bu şirket, büyükelçilik adına vatandaş başvurularını toplamakla görevlidir. Ancak iç düzenlemeler, öncelik kriterleri ve bekleme listeleri konularında ciddi şeffaflık eksiklikleri bulunmaktadır.

Hukuki temsilciler tarafından yapılan bilgi edinme başvuruları, BLS ile yapılan sözleşmeye, bekleyen başvuru listelerine, onaylanan ve reddedilen randevu sayılarına ve verilen idari talimatlara dair belgeleri içermektedir. Ancak bu belgeler, bilgi edinme hakkı çerçevesinde sunulmamıştır.

4. Hukuki Sonuçlar ve Reform İhtiyacı

Vize sürecindeki bu gecikme, verilen Nulla Osta’nın fiilen geçersiz kalmasına yol açmakta, yabancı vatandaşın İtalya’da yasal olarak çalışma hakkını zedelemekte ve hem işverene hem de başvuru sahibine ekonomik ve sosyal zararlar vermektedir. Ayrıca bu durum, idari sorumluluğa yol açabilir ve zarar tazmini için dava açılmasını gündeme getirebilir.

Konsolosluklarda verilen hizmetlerin dijitalleşmesi, sürecin şeffaflaştırılması ve başvuru istatistiklerinin kamuoyuyla paylaşılması gibi reformların yapılması artık zaruridir.

Sonuç

İtalya’nın Pakistan’daki Büyükelçiliği’nde yaşanan bu durum, göçmenlik işlemlerinde konsolosluk hizmetlerinin genel bir krizinin göstergesidir. Şeffaflık eksikliği, uzun işlem süreleri ve hesap verilebilirliğin olmaması, yabancıların başvurularının adil, hızlı ve etkili bir şekilde işlenmesi hakkını ihlal etmektedir. Dışişleri Bakanlığı ve Hükümet, hukukun üstünlüğü ve iyi kamu yönetimi ilkelerine uygun, etkin bir konsolosluk hizmeti için ivedilikle harekete geçmelidir.


Avv. Fabio Loscerbo
Yargıtay ve Yüksek Mahkemelerde Avukat
Göç ve İltica konularında AB Şeffaflık Siciline kayıtlı lobici – ID: 280782895721-36
📍 Bologna – Via Ermete Zacconi 3/A
📍 Soverato (CZ) – Via Pietro Nenni 21
📧 avv.loscerbo@ordineavvocatibopec.it
📞 +39 334 1675274

Milano İdare Mahkemesine göre yabancı işçi için çalışma izninde işverenin mali güvenilirliği somut olarak incelenir

Milano İdare Mahkemesine göre yabancı işçi için çalışma izninde işverenin mali güvenilirliği somut olarak incelenir İtalya'ya çalışma ...