martedì 1 settembre 2026

İtalya’da ticari vize çalışma vizesi değildir: hangi faaliyetlere izin verilir?

İtalya’ya iş görüşmesi, fuar, ticari müzakere veya makine kurulumu için gelen Türk vatandaşları açısından “ticari vize” ile “çalışma vizesi” arasındaki sınır büyük önem taşır. Kısa süreli ticari vize bazı teknik faaliyetlere izin verebilir; ancak İtalya’da olağan bir iş ilişkisi kurmak veya sürekli hizmet sunmak için kullanılamaz.

Ticari vizenin amacı nedir?

İtalya’daki ticari vize, ekonomik ve ticari temaslar, sözleşme görüşmeleri, şirket ziyaretleri, fuar ve sektörel etkinliklere katılım ile ticari sözleşmeler kapsamında satın alınan veya satılan makine ve ekipmanların kullanımının ya da çalışmasının incelenmesi gibi amaçlarla verilen kısa süreli bir Schengen vizesidir.

Bu vizeyle Schengen alanında kural olarak 180 günlük bir dönem içinde en fazla 90 gün kalınabilir. Ancak vizenin verilmiş olması, İtalya’da her türlü çalışma faaliyetinin otomatik olarak serbest olduğu anlamına gelmez.

Makine kurulumu ve teknik müdahale ne zaman mümkün olabilir?

İdari uygulamada, bir ticari sözleşmeyle bağlantılı olması şartıyla, yüksek düzeyde uzmanlaşmış teknik personelin makinenin montajı, devreye alınması, test edilmesi, bakımının veya onarımının yapılması gibi sınırlı faaliyetleri ticari vize kapsamında değerlendirilebilmektedir.

Burada belirleyici olan faaliyetin geçici, önceden tanımlanmış ve satın alma, satış veya finansal kiralama sözleşmesine doğrudan bağlı olmasıdır. Aynı şekilde, müşterinin personeline belirli bir makinenin kullanımı, bakımı veya montajı konusunda kısa süreli teknik eğitim verilmesi de, esas amaç belirli teknik bilgi aktarımı ise ticari faaliyet kapsamında kabul edilebilir.

Bu tür durumlarda yabancı çalışanın ücretinin İtalya’daki bir işveren tarafından değil, yurtdışındaki kendi şirketi tarafından ödenmeye devam etmesi de önemli bir unsurdur.

Hangi durumda çalışma vizesi gerekir?

Ticari vize, İtalya’da normal bir iş sözleşmesiyle çalışmaya başlamak, sürekli hizmet vermek, bir İtalyan şirketinin organizasyonuna düzenli biçimde dahil olmak veya kısa süreli ziyaret görüntüsü altında fiilen işgücü sağlamak için kullanılamaz.

Faaliyet artık ticari temas veya sınırlı teknik müdahale sınırını aşıyor ve bağımlı çalışma ya da gerçek bir hizmet sunumu niteliği kazanıyorsa, uygun çalışma vizesi ve gerekli durumlarda nulla osta prosedürü gerekir. Seyahatin birkaç gün sürmesi tek başına faaliyeti “ticari” hale getirmez; hukuken önemli olan süreden çok yapılan işin gerçek niteliğidir.

Türkiye’den başvurularda hangi belgeler önemlidir?

İtalya’nın Türkiye’deki konsolosluk makamlarının 2026 yılı için yayımladığı güncel belge listelerinde, İtalyan şirketinden ayrıntılı davet yazısı, davet eden şirketin ticaret sicili belgeleri, varsa taraflar arasındaki ticari ilişkiyi gösteren faturalar, konaklama ve ulaşım bilgileri, seyahat sağlık sigortası ve yeterli mali kaynakların belgelenmesi istenmektedir.

Türkiye’de bir şirkette çalışan başvuru sahipleri açısından ayrıca işveren yazısı, çalışanın görevi, işe giriş tarihi, maaşı, seyahat amacı ve süresi, son aylara ilişkin ücret ve banka hareketleri ile çalışma geçmişini gösteren belgeler önem taşır. Serbest çalışanlar ve şirket sahipleri bakımından ise şirket faaliyet belgeleri, mesleki kayıtlar ve mali belgeler öne çıkar.

En önemli nokta: seyahatin gerçek amacı doğru tanımlanmalıdır

Vize başvurusunda kullanılan kategori ile İtalya’da fiilen yapılacak faaliyet arasında uyumsuzluk bulunması, vize başvurusunun reddedilmesine veya sonraki girişlerde sorun yaşanmasına yol açabilir. Bu nedenle özellikle makine montajı, teknik destek, bakım, eğitim veya müşteri sahasında çalışma içeren seyahatlerde, başvuru yapılmadan önce faaliyetin ticari vize sınırları içinde kalıp kalmadığının somut olarak değerlendirilmesi gerekir.

Türk şirketleri ile İtalyan şirketleri arasındaki yoğun ticari ilişkiler düşünüldüğünde, doğru vize kategorisinin seçilmesi yalnızca bürokratik bir ayrıntı değildir; hem çalışanın hukuki durumunu hem de iki şirket arasındaki sözleşmesel ilişkinin güvenliğini doğrudan etkiler.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da AB Mavi Kartı: yüksek nitelikli çalışanlar için nulla osta artık 30 günde

İtalya, yüksek nitelikli yabancı çalışanların ülkeye girişini kolaylaştıran AB Mavi Kartı prosedürünü hızlandırdı. 2025 sonunda yapılan değişiklikle, yüksek nitelikli çalışma için gerekli nulla osta karar süresi 90 günden 30 güne indirildi. Bu düzenleme, özellikle Türkiye’den İtalya’da nitelikli bir işte çalışmak isteyen profesyoneller açısından önemli bir alternatif oluşturuyor; çünkü AB Mavi Kartı, Decreto Flussi kotalarına bağlı değildir.

AB Mavi Kartı nedir?

AB Mavi Kartı, Avrupa Birliği dışındaki ülkelerin vatandaşlarına yüksek nitelikli bir işte çalışmak amacıyla verilen özel bir oturum iznidir. İtalya’da bu sistem, Göç Kanunu’nun (D.Lgs. 286/1998) 27-quater maddesiyle düzenlenmektedir. Mevcut sistem, AB 2021/1883 sayılı Direktifinin İtalyan hukukuna aktarılmasıyla önemli ölçüde genişletilmiş, daha sonra 2 Aralık 2025 tarihli ve 182 sayılı Kanun ile prosedür süreleri daha da kısaltılmıştır.

En önemli özellik, bu kanalın yıllık Decreto Flussi kotalarının dışında işlemesidir. Dolayısıyla işverenin, normal kota sisteminde olduğu gibi belirli bir click day tarihini beklemesi veya başvurunun yıllık kontenjana girmesini beklemesi gerekmez.

Kimler yüksek nitelikli çalışan sayılabilir?

Mavi Kart yalnızca üniversite mezunlarına ayrılmış bir sistem değildir. Mevzuat, yüksek niteliğin farklı yollarla kanıtlanmasına izin vermektedir. En klasik yol, en az üç yıllık yükseköğrenim veya buna denk bir ortaöğretim sonrası mesleki yeterlilik belgesidir. Düzenlenmiş mesleklerde ayrıca İtalya’da mesleği icra edebilmek için gerekli mesleki tanıma ve kayıt şartlarının da yerine getirilmesi gerekir.

Bunun yanında, belirli durumlarda diploma yerine mesleki deneyim de yeterli olabilir. Başvurulan meslek veya sektörle ilgili en az beş yıllık nitelikli mesleki deneyim, yüksek mesleki yeterliliğin kanıtı olarak kullanılabilir. Bilgi ve iletişim teknolojileri alanındaki yönetici ve uzmanlar için ise, başvurudan önceki yedi yıl içinde kazanılmış en az üç yıllık ilgili deneyim yeterli olabilmektedir.

Bu nedenle Türkiye’de uzun yıllardır teknik, bilişim, mühendislik veya uzmanlık gerektiren bir alanda çalışan ancak klasik anlamda üniversite diploması bulunmayan bir kişi de, somut koşullar uygunsa, Mavi Kart kapsamına girebilir. Deneyimin iş sözleşmeleri, maaş bordroları ve benzeri belgelerle açık biçimde ispatlanması gerekir.

İş teklifinin hangi şartları taşıması gerekir?

İtalyan işveren, Sportello Unico per l’Immigrazione üzerinden elektronik olarak nulla osta başvurusu yapar. Başvuruda en az altı aylık bir iş sözleşmesi teklifi veya bağlayıcı iş teklifi bulunmalıdır. Eski sistemde aranan on iki aylık asgari süre artık geçerli değildir.

Ücret de belirleyici bir unsurdur. Önerilen yıllık brüt ücret, ilgili ulusal toplu iş sözleşmesinde öngörülen seviyenin altında olamaz ve aynı zamanda mevzuatta esas alınan ortalama yıllık brüt ücret eşiğini karşılamalıdır. Resmî bilgilendirmelerde bu eşik yaklaşık 36.300 avro düzeyinde gösterilmektedir; ancak başvuru yapılırken güncel ISTAT verisinin ve ilgili toplu sözleşmenin ayrıca kontrol edilmesi gerekir.

Nulla osta için yeni süre: 30 gün

2025 sonunda yürürlüğe giren değişikliğin en somut sonucu, Sportello Unico tarafından verilecek nulla osta için öngörülen sürenin 90 günden 30 güne indirilmesidir. Başka bir ifadeyle, eksiksiz bir başvuruda yüksek nitelikli çalışanlar için idari prosedür artık normal çalışma girişlerine göre çok daha hızlı ilerleyebilir.

Bu 30 günlük süre, otomatik olarak vizenin de 30 gün içinde çıkacağı anlamına gelmez. Nulla osta olumlu sonuçlandıktan sonra, yurtdışındaki kişi yetkili İtalyan diplomatik veya konsolosluk makamına çalışma vizesi başvurusu yapar. İtalya’ya girişten sonra ise sözleşme ve oturum izni işlemleri tamamlanır.

Başvurunun eksik belge nedeniyle tamamlanamaması veya yabancı diplomaların, mesleki yeterliliklerin ya da deneyimin yeterince kanıtlanmaması prosedürü uzatabilir. Bu nedenle özellikle Türkiye’de düzenlenmiş diploma, çalışma belgesi, bordro ve mesleki belgelerin baştan doğru biçimde hazırlanması önem taşır.

Mavi Kart ne kadar süreyle verilir?

İş sözleşmesi belirsiz süreliyse AB Mavi Kartı iki yıl süreyle verilir. Sözleşme belirli süreliyse oturum izninin süresi, iş ilişkisinin süresine üç ay eklenerek belirlenir.

İlk on iki aylık yasal çalışmada bazı sınırlamalar vardır. Bu dönemde Mavi Kart sahibi, yüksek nitelikli çalışma kapsamı dışındaki bir işe geçemez. İşveren değişikliği ise mümkündür, ancak yetkili Ispettorato Territoriale del Lavoro nezdindeki kontrol prosedürüne tabidir. Gerekli belgelerin sunulmasından itibaren on beş gün içinde olumsuz görüş verilmezse, mevzuatın öngördüğü sonuçlar doğar.

İş kaybedilirse oturum hemen sona ermez

Mavi Kart açısından önemli bir başka güvence, iş kaybının otomatik olarak oturum izninin iptaline yol açmamasıdır. Göç Kanunu’nun çalışma izinlerine ilişkin koruyucu hükümleri Mavi Kart sahiplerine de uygulanır. İşini kaybeden kişi, yeni bir iş aramak amacıyla belirli koşullarla İtalya’da yasal olarak kalmaya devam edebilir; bu süre kural olarak bir yıldan az olamaz ve gelir desteği alınan sürenin daha uzun olması hâlinde buna göre uzayabilir.

Bu nokta, özellikle iş ilişkisi beklenmedik biçimde sona eren yabancı çalışanlar açısından önemlidir. İşin kaybı ile oturum hakkının kaybı aynı şey değildir ve Questura nezdindeki durum, mevcut izin süresi ve yeni iş arama koşulları birlikte değerlendirilmelidir.

İtalya’da bulunan yabancılar da başvurabilir

Mavi Kart yalnızca Türkiye’den yapılacak ilk girişler için kullanılmaz. İtalya’da başka bir nedenle yasal olarak bulunan bazı yabancılar da, gerekli şartları taşıdıkları takdirde Mavi Kart sistemine geçebilir. Mevcut düzenleme, önceki sisteme göre bu imkânı genişletmiş; bazı mevsimlik çalışanlar, uluslararası koruma statüsü sahipleri, araştırmacılar ve şirket içi transfer kapsamında bulunan çalışanlar için de Mavi Kart yolunu açmıştır.

Buna karşılık her oturum statüsü bu dönüşüme izin vermez. Uluslararası koruma başvurusu henüz sonuçlanmamış kişiler, geçici koruma veya bazı özel nitelikteki izinlere sahip kişiler bakımından farklı sınırlamalar bulunmaktadır. Bu nedenle mevcut oturum kartının türü, başvuru yapılmadan önce dikkatle incelenmelidir.

Türkiye’den başvuracaklar için pratik sonuç

Türkiye’de yüksek nitelikli bir mesleki profile sahip olup İtalya’dan gerçek ve yeterli ücret seviyesinde bir iş teklifi alan kişiler açısından AB Mavi Kartı, normal Decreto Flussi yoluna kıyasla önemli avantajlar sunabilir. Kota dışı olması, başvurunun yılın belirli bir dönemine sıkışmaması ve nulla osta süresinin 30 güne indirilmesi, bu yolu özellikle nitelikli işgücü açısından stratejik hâle getirmektedir.

Bununla birlikte, Mavi Kart prosedüründe en sık sorun yaratan unsur çoğu zaman iş teklifinin kendisi değil, mesleki niteliğin nasıl ispatlandığıdır. Diploma, mesleki deneyim, iş sözleşmeleri, bordrolar ve gerektiğinde mesleki tanıma belgeleri baştan uyumlu biçimde hazırlanmalıdır. Prosedürün hızlandırılmış olması, belge kontrolünün daha az önemli olduğu anlamına gelmez; tersine, 30 günlük süreden gerçek anlamda yararlanabilmek için dosyanın baştan eksiksiz kurulması gerekir.

Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da bakıcı ve çocuk bakım personeli için kota dışı giriş: 2026’da 10.000 kişilik özel kanal

İtalya’da aile yanında bakım, yaşlı bakımı ve çocuk bakımında çalışmak isteyen yabancılar için 2026 yılında klasik “Decreto Flussi” kotalarından farklı, özel bir giriş kanalı bulunmaktadır. Bu sistem tamamen kotasız değildir; her yıl en fazla 10.000 yabancı işçi için öngörülmüştür. Ancak olağan click day mekanizmasına bağlı olmaması ve başvuruların yıl boyunca yapılabilmesi, uygulamada onu önemli bir alternatif haline getirmektedir.

Düzenlemenin temel amacı, İtalya’da özellikle 80 yaşını doldurmuş kişilerin, engelli bireylerin ve doğumdan altı yaşına kadar olan çocukların bakımında ortaya çıkan iş gücü ihtiyacını daha esnek bir yöntemle karşılamaktır. 2025 yılında başlatılan bu özel kanal daha sonra 2026, 2027 ve 2028 yılları için de uzatılmış, ayrıca çocuk bakımında çalışacak personel de kapsama açık biçimde dahil edilmiştir.

Kimler için bu özel çalışma kanalı kullanılabilir?

Başvuru, aile veya sosyo-sağlık bakım hizmetlerinde çalıştırılacak yabancı bir işçi için yapılabilir. Bakım hizmetinin yöneldiği kişinin 80 yaşını doldurmuş olması halinde, kişinin mutlaka tamamen bakıma muhtaç olması şart değildir. Mevzuat bakımından “grande anziano” kavramı yaş kriterine bağlanmıştır; dolayısıyla 80 yaşını geçmiş ve kısmen ya da tamamen kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen bir kişi için de bu özel prosedürden yararlanılması mümkündür.

Engelli kişilerin bakımında ise durum farklıdır. Engellilik halinin hukuken tanınmış olması gerekir. Sadece fiili olarak yardıma ihtiyaç duyulması, gerekli resmi engellilik statüsü bulunmadığında, bu özel kanalın kullanılmasına tek başına yeterli olmayabilir. Böyle bir durumda olağan aile hizmetleri veya Decreto Flussi kapsamındaki diğer çalışma yollarının değerlendirilmesi gerekir.

2026’dan itibaren önemli yeniliklerden biri de doğumdan altı yaşına kadar olan çocukların bakımının kapsama alınmasıdır. Böylece belirli şartlarla yurtdışından çocuk bakım personeli veya baby-sitter getirilmesi de bu yıllık 10.000 kişilik özel sistem üzerinden mümkün hale gelmiştir.

Click day yok, ancak başvuru doğrudan yapılamıyor

Bu prosedürün en önemli pratik avantajlarından biri, olağan işçi girişlerinde olduğu gibi belirli bir click day saatinde başvuru gönderme zorunluluğunun bulunmamasıdır. 2026 yılı başvuruları 1 Ocak 2026’dan itibaren açılmıştır ve yıl boyunca sunulabilir. Bununla birlikte yıllık 10.000 kişilik sınır bulunduğundan, başvurunun gereksiz şekilde ertelenmesi uygun değildir.

Öte yandan işveren başvuruyu kendi başına doğrudan gönderemez. Kanun, başvuruların yetkili bir iş ajansı – Agenzia per il Lavoro – veya ev hizmetleri alanındaki toplu iş sözleşmesini imzalamış yetkili işveren kuruluşlarından biri aracılığıyla yapılmasını öngörmektedir. Başvuru, İçişleri Bakanlığının Portale Servizi sistemi üzerinden “A-BIS fuori quota” modeli kullanılarak Sportello Unico per l’Immigrazione’ya iletilir.

Bu nokta Türkiye’de bulunan bir aday açısından özellikle önemlidir. İş arayan kişinin yalnızca İtalya’daki bir aile ile anlaşması yeterli değildir; İtalya’daki işverenin başvuruyu kanunun öngördüğü yetkili aracı üzerinden başlatması gerekir. Dolayısıyla sürecin ilk adımı, gerçek bir iş ilişkisi kurulması ve işveren tarafının başvuru için gerekli hukuki ve ekonomik şartları taşımasıdır.

İşveren mutlaka bakıma muhtaç kişinin kendisi olmak zorunda değil

Başvuruyu yapan işveren, bakım hizmetinden yararlanacak kişinin kendisi olabileceği gibi, belirli akrabalık sınırları içinde başka bir kişi de olabilir. Mevcut uygulamaya göre eş, ikinci dereceye kadar hısım veya kayın hısım, birlikte yaşamıyor olsa dahi ve İtalya’da ikamet etmek şartıyla, bakım hizmetinden yararlanacak kişi adına iş ilişkisini kurabilir. Yoğun destek ihtiyacı bulunan engelli kişiler bakımından bazı durumlarda üçüncü dereceye kadar akrabalar da dikkate alınabilir.

Bununla birlikte sistem aile içindeki yakın akrabalık ilişkisini yapay biçimde bir iş sözleşmesine dönüştürmek için kullanılamaz. Bakım hizmetini verecek işçinin, bakım görecek kişinin eşi veya belirli yakınlık derecesindeki akrabası olması halinde özel sınırlamalar vardır. Bu nedenle özellikle akraba bir kişinin Türkiye’den getirilmesi düşünülüyorsa, başvuru yapılmadan önce akrabalık bağının prosedüre engel oluşturup oluşturmadığının ayrıca incelenmesi gerekir.

Gelir şartı ve idari kontroller devam ediyor

Bu kanalın “fuori quota”, yani olağan kotaların dışında olması, diğer şartların ortadan kalktığı anlamına gelmez. İşverenin iş ilişkisini ekonomik olarak sürdürebilmesi, uygulanması gereken toplu iş sözleşmesine uygun ücret ve çalışma koşullarının sağlanması ve başvuruda verilen bilgilerin gerçeğe uygun olması gerekir.

Önemli bir istisna, kendi bakımı için yabancı işçi almak isteyen ve hastalık veya engellilik nedeniyle kendi kendine yeterliliği sınırlı olan işverenler bakımından öngörülmüştür. Bu durumda olağan gelir yeterliliğinin ispatına ilişkin kurallar farklı uygulanabilir ve belirli hallerde gelir şartı aranmaz.

Sportello Unico, Questura ve Ispettorato Territoriale del Lavoro başvuruyu incelemeye devam eder. Bu özel prosedürde nulla osta’nın belirli bir sürenin geçmesiyle otomatik olarak oluşduğu bir sessizlik-onay mekanizması yoktur. Başvurunun gerçekten kabul edilmesi için güvenlik, iş ilişkisi ve yasal şartlara ilişkin kontrollerin tamamlanması gerekir.

İtalya’ya geldikten sonra ilk on iki ay özel önem taşıyor

Nulla osta ve vize işlemleri tamamlandıktan sonra İtalya’ya giren işçiye, şartların bulunması halinde çalışma amaçlı tek oturum izni verilir. Bu izin süreli veya süresiz iş sözleşmesine dayanabilir ve azami iki yıllık süreyle düzenlenebilir.

Ancak bu özel giriş kanalından yararlanan işçinin ilk on iki aylık yasal ve fiili çalışma döneminde serbestçe başka bir sektöre geçebileceğini düşünmek doğru değildir. İlk on iki ay boyunca esas olarak izin verilen bakım faaliyetinin sürdürülmesi gerekir. İşveren değişikliği gündeme geldiğinde de yetkili iş müfettişliğinin önceden vereceği izin önem taşır. Bu nedenle özellikle ilk yıl içinde iş ilişkisi sona ererse, yeni bir işe başlamadan önce statünün hukuken kontrol edilmesi gerekir.

Türkiye’den İtalya’ya gelmek isteyenler açısından neden önemli?

İtalya’daki yabancı işçi girişlerinin önemli bir bölümü yıllık ve üç yıllık Decreto Flussi programlarına, sektör kotalarına ve belirli başvuru tarihlerine bağlıdır. Aile ve bakım hizmetlerindeki bu özel düzenleme ise farklı bir mantıkla çalışmaktadır. Başvurunun yıl boyunca mümkün olması, 80 yaş üzerindeki kişilerin yanında çalışacak bakıcılar, engelli bireylere destek verecek personel ve altı yaşına kadar çocukların bakımında çalışacak kişiler için somut bir yasal giriş yolu yaratmaktadır.

Bununla birlikte “kota dışı” ifadesi yanlış anlaşılmamalıdır. Yıllık 10.000 kişilik bir üst sınır vardır, başvuruyu herkes doğrudan yapamaz ve İtalya’ya giriş otomatik değildir. Gerçek bir işverenin bulunması, doğru aracı kurum üzerinden başvurunun yapılması, nulla osta alınması, vize işlemlerinin tamamlanması ve İtalya’ya girişten sonra çalışma ve oturum kurallarına uyulması gerekir.

Bu nedenle Türkiye’de bulunan ve İtalya’da bakım sektöründe çalışma fırsatı bulan bir kişi açısından en önemli konu, yalnızca iş teklifinin varlığı değil, teklifin hangi hukuki kanal üzerinden yürütüldüğüdür. Doğru prosedür, düzensiz göç riskine girmeden ve sonradan statüyü düzeltmeye çalışmadan, baştan itibaren yasal bir çalışma ve oturum zemini kurulmasını sağlayabilir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da aile birleşimi için iki yıllık bekleme kuralı: kimler beklemek zorunda, kimler muaf?

İtalya’da aile birleşimi başvurularında 2026 yılında en çok yanlış anlaşılan konulardan biri, başvurucunun ülkede ne kadar süredir yasal olarak bulunduğudur. Mevcut düzenlemeye göre bazı aile bireyleri için başvuru yapılmadan önce İtalya’da en az iki yıl kesintisiz ve yasal ikamet şartı aranıyor. Ancak bu şart herkese ve her aile birleşimi türüne uygulanmıyor.

İki yıllık bekleme şartı kimler için geçerli?

İtalya Göç Kanunu’nun, yani Testo Unico Immigrazione’nun 28. maddesine eklenen 1-bis fıkrası uyarınca, uluslararası koruma statüsünden kaynaklanan oturum iznine sahip kişiler dışında, aile birleşimi hakkını kullanan yabancıların bazı yakınları için başvuru tarihinde İtalya’da en az iki yıl kesintisiz yasal kalış süresini tamamlamış olmaları gerekiyor.

Bu şart özellikle eş, tamamen bakıma muhtaç olan ve sağlık durumu nedeniyle kendi temel ihtiyaçlarını karşılayamayan ergin çocuklar ile belirli koşulları taşıyan bakıma muhtaç anne ve babalar için önem taşıyor. Dolayısıyla İtalya’ya yeni gelmiş bir işçi, serbest meslek sahibi veya başka bir uygun oturum izni sahibi, yalnızca oturum izninin aile birleşimine elverişli olmasına dayanarak eş veya ebeveyn için hemen başvuru yapamayabilir.

Küçük çocuklar için iki yıl beklemek gerekmiyor

Kanunun önemli istisnası reşit olmayan çocuklardır. İki yıllık kesintisiz yasal kalış şartı, 29. maddenin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan küçük çocukların aile birleşimine uygulanmaz. Bu nedenle gerekli oturum izni, gelir ve konut şartları mevcutsa, anne veya baba iki yıllık süreyi doldurmadan da küçük çocuğu için aile birleşimi talebinde bulunabilir.

Bu ayrım özellikle Türkiye’de eşi ve çocukları bulunan kişiler açısından önemlidir. Aynı aile için yapılan başvurularda eş yönünden iki yıllık süre engeli ortaya çıkabilirken, küçük çocuk yönünden aynı engel bulunmayabilir. Her aile bireyinin hukuki durumu ayrı değerlendirilmelidir.

Uluslararası koruma sahipleri için farklı rejim

Mülteci statüsü veya ikincil koruma gibi uluslararası koruma statülerine sahip kişiler iki yıllık bekleme şartının dışında tutulmuştur. Bu kişiler bakımından aile birliğinin korunması daha özel bir rejime tabidir ve genel sistemde aranan bazı maddi şartlar da farklı şekilde uygulanabilir.

Ayrıca AB Mavi Kartı veya şirket içi transfer gibi Avrupa Birliği hukukuna dayanan özel statülerde genel kurallardan farklı hükümler söz konusu olabilir. Bu nedenle yalnızca oturum kartının üzerinde yazan süreye bakarak aile birleşimi hakkının doğduğu veya doğmadığı sonucuna varmak doğru değildir.

“İki yıl” nasıl ispatlanır?

Kanun, iki yıllık sürenin kesintisiz ve yasal olmasını arıyor. Uygulamada Prefettura ve Sportello Unico per l’Immigrazione, oturum izinlerinin sürekliliğini, yenileme makbuzlarını ve gerektiğinde nüfus kayıtlarını inceleyebilir. Bu nedenle eski oturum kartlarının, yenileme başvurusu makbuzlarının ve ikamet kayıtlarının saklanması önemlidir.

Oturum izninin yenilenme aşamasında olması başvuruyu otomatik olarak imkânsız hale getirmez. Güncel idari uygulamada, yenileme başvurusunun yapıldığını gösteren makbuz, diğer şartlar mevcutsa aile birleşimi sürecinin başlatılmasında kullanılabilir. Ancak iki yıllık yasal kalış şartının ayrıca sağlanmış olması gerekir.

Gelir ve konut şartları devam ediyor

İki yıllık süreyi tamamlamak tek başına yeterli değildir. Başvurucunun aile birleşimi için uygun bir konuta ve kanunda öngörülen asgari gelire sahip olması gerekir. 2026 yılı için sosyal yardım tutarına göre yapılan hesaplamada yıllık temel tutar 7.101,12 avrodur. Bir aile bireyini getirmek için örnek gelir eşiği 10.651,68 avro, iki aile bireyi için ise 14.202,24 avrodur. Ailedeki kişi sayısına göre gerekli tutar yükselir.

Konut bakımından yalnızca bir adres göstermek yeterli değildir. Konutun hijyen ve yaşanabilirlik şartlarına uygun olması ve içeride yaşayan kişi sayısının da mevzuattaki ölçülere uygun bulunması gerekir. Başvuru öncesinde belediyeden alınan konut uygunluk belgesinin güncel olması ve konutta fiilen yaşayan kişilerin doğru şekilde bildirilmesi önem taşır.

Türkiye’den getirilecek aile bireyleri açısından pratik nokta

İtalya’daki başvuru olumlu sonuçlanıp aile birleşimi için nulla osta verildikten sonra işlem Türkiye’deki yetkili İtalyan konsolosluk makamı önünde vize aşamasıyla devam eder. Akrabalık bağını gösteren evlenme, doğum veya nüfus belgelerinin konsoloslukça kabul edilebilir biçimde hazırlanması gerekir. Belgelerdeki isim, doğum tarihi veya medeni durum farklılıkları sürecin uzamasına yol açabileceğinden, başvuru yapılmadan önce kayıtların birbiriyle uyumlu olması kontrol edilmelidir.

2026 yılında nulla osta için idari karar süresi 150 güne kadar çıkabilmektedir. Bu nedenle iki yıllık yasal kalış süresinin ne zaman tamamlanacağını, gelir şartının hangi vergi belgeleriyle ispatlanacağını ve konut belgesinin ne zaman alınacağını önceden planlamak, aile birleşiminin gereksiz yere gecikmesini önleyebilir.

Sonuç olarak, İtalya’da aile birleşimi artık yalnızca “uygun oturum izni var mı?” sorusuyla değerlendirilemez. Eş ve bazı yetişkin aile bireyleri için iki yıllık kesintisiz yasal kalış şartı belirleyici hale gelmiştir; küçük çocuklar ve uluslararası koruma sahipleri ise bu kuralın dışında tutulmuştur. Başvuru yapılmadan önce her aile bireyi için uygulanacak rejimin ayrı ayrı kontrol edilmesi gerekir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

lunedì 31 agosto 2026

İtalya’da oturum izni yakında sona eriyor diye işe alınmamak hukuka aykırı olabilir

İtalya’da geçerli bir oturum izninin sona erme tarihinin iş sözleşmesinden daha erken olması, tek başına yabancı bir adayın işe alınmaması veya sözleşmesinin daha kısa tutulması için yeterli değildir. Milano İş Mahkemesinin 15 Ocak 2026 tarihli ve 144 sayılı kararı, bu konuda işverenlerin ve yabancı çalışanların dikkat etmesi gereken önemli bir sınır çizmiştir.

Oturum kartının tarihi ile iş sözleşmesinin süresi aynı değildir

Oturum izninin sona erme tarihi ile iş sözleşmesinin süresi aynı şey değildir. Çalışan başvuru anında ve çalışma süresince yasal oturum koşullarını sağlıyorsa, yalnızca kartın üzerinde yazılı sona erme tarihine bakılarak iş fırsatından dışlanması hukuka aykırı bir ayrımcılık oluşturabilir.

Mahkeme, oturum izninin kalan süresi iş sözleşmesinden daha kısa olan üçüncü ülke vatandaşlarını otomatik olarak işe almayan ya da sözleşme süresini oturum kartının sona erme tarihine kadar kısaltan bir uygulamayı incelemiştir. İşveren tarafı, iznin ileride sona erecek olmasını ve olası cezai sorumluluk riskini gerekçe göstermiştir. Ancak mahkeme, işverenin yasal oturum durumunu kontrol etme yükümlülüğü ile yabancı çalışanı daha baştan dezavantajlı duruma sokan genel bir uygulama arasında ayrım yapılması gerektiğini belirtmiştir.

Yenileme makbuzu ne zaman önem kazanır?

Özellikle, oturum izninin süresi henüz dolmamışken ve yenileme başvurusunun yapılması için fiilen erken bir aşamadayken, adaydan gelecekteki yenilemeye ilişkin posta makbuzu veya Questura belgesi istenmesi ve bu belge yoksa işe alınmaması hukuken sorunlu olabilir.

İtalya Göç Kanunu’nun 5. maddesinin 9-bis fıkrası, oturum izninin verilmesi, yenilenmesi veya dönüştürülmesi için başvuru yapılmış olduğu sürece, başvuruyu kanıtlayan makbuzun yabancının yasal durumunu göstermede temel belge olduğunu kabul eder. Başvuru değerlendirilirken, ilgili izin türü çalışmaya imkân veriyorsa çalışma faaliyeti de kural olarak devam edebilir. Bu koruma, başvurunun reddedilmesi ve ret kararının hukuken etkili hale gelmesi durumunda sona erebilir.

Bu nedenle işveren açısından doğru kontrol, yalnızca oturum kartının üzerindeki tarihe bakmak değildir. İznin halen geçerli olup olmadığı, yenileme veya dönüşüm başvurusu yapılıp yapılmadığı ve başvuru makbuzunun bulunup bulunmadığı somut aşamaya göre değerlendirilmelidir.

Çalışan açısından pratik sonuç

Yabancı çalışan açısından da pratik sonuç açıktır. Bir iş görüşmesinde veya işe giriş sürecinde yalnızca oturum izninin birkaç ay sonra sona ereceği gerekçesiyle reddedilmek, özellikle İtalyan veya Avrupa Birliği vatandaşı adaylara uygulanmayan ek bir engel yaratıyorsa, hukuki incelemeye konu olabilir. Aynı şekilde, iş sözleşmesinin yalnızca oturum kartının sona erme tarihine kadar yapılabileceği yönünde otomatik bir kural yoktur.

Çalışanın yapması gereken, oturum izninin yenilenmesi gereken aşamaya gelindiğinde başvuruyu süresinde yapmak, başvuru makbuzunu dikkatle saklamak ve işverene gerektiğinde bu belgeyi ibraz etmektir. İşveren ise çalışanı yalnızca belgenin yaklaşan sona erme tarihine dayanarak dışlamak yerine, gerçek ve güncel yasal durumu kontrol etmelidir.

Milano İş Mahkemesinin 2026 tarihli kararı, oturum hukukunun çalışma hayatındaki etkisini önemli ölçüde netleştirmektedir: yabancı çalışanların idari işlemlerinin varlığı, iş piyasasına erişimde otomatik bir dezavantaj yaratmak için kullanılamaz. Yasal oturumun devam ettiği veya yenileme başvurusu ile korunduğu durumlarda, iş ilişkisi de yalnızca bürokratik kart tarihine indirgenemez.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da çalışma vizesinde kritik 15 gün: işveren onayı gelmezse nulla osta iptal edilir

İtalya’da çalışma amacıyla yurt dışından getirilecek bir işçi için “nulla osta” alınmış olması, vizenin artık otomatik olarak verileceği anlamına gelmez. Güncel düzenlemeye göre, vize sürecinin belirli bir aşamasında işverenin işe alma iradesini yeniden ve açıkça teyit etmesi gerekir. Bu teyit 15 gün içinde yapılmazsa nulla osta iptal edilebilir ve vize süreci durur.

Bu kural özellikle Türkiye’de bulunup İtalya’dan bir iş sözleşmesi veya iş teklifi alan kişiler açısından önemlidir. Uygulamada başvuru sahibi çoğu zaman yalnızca konsolosluk veya iDATA tarafındaki işlemlerine odaklanmakta, buna karşılık İtalya’daki işverenin aynı anda yerine getirmesi gereken yükümlülükleri takip etmemektedir. Oysa çalışma vizesinin sonuçlanması, artık yalnızca yabancı işçinin sunduğu belgelere değil, işverenin belirli bir süre içinde vereceği son teyide de bağlıdır.

Nulla osta tek başına yeterli değildir

İtalya’da bağımlı çalışma amacıyla yapılacak girişlerde temel aşama, işverenin yetkili Sportello Unico per l’Immigrazione üzerinden çalışma izni niteliğindeki nulla osta başvurusunu yapmasıdır. Nulla osta olumlu sonuçlandığında bilgi elektronik olarak ilgili İtalyan diplomatik veya konsolosluk makamına aktarılır ve yabancı işçi çalışma vizesi başvurusunu sunabilir.

Ancak yürürlükteki Testo Unico Immigrazione’nun 22. maddesinin 5-quinquies fıkrası, vize verilmeden önce ek bir kontrol mekanizması öngörmektedir. Vize başvurusuyla ilgili gerekli incelemelerin tamamlandığı aşamada, sistem İtalya’daki işverenden hâlâ söz konusu yabancı işçiyi işe almak isteyip istemediğini teyit etmesini talep eder. Bu talep işverene elektronik kanallardan, özellikle başvuruda belirtilen PEC adresi üzerinden iletilir.

2025 reformuyla süre 7 günden 15 güne çıkarıldı

3 Ekim 2025 tarihli 146 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, daha sonra 1 Aralık 2025 tarihli 179 sayılı Kanunla değiştirilerek yasalaştırılmış ve bu aşamadaki süreyi önceki 7 günden 15 güne çıkarmıştır. Güncel uygulamada işveren, yetkili makamın bildiriminden itibaren 15 gün içinde işe alma iradesini teyit etmelidir.

Bu süre basit bir idari hatırlatma değildir. İşveren gerekli teyidi vermezse nulla osta geri alınabilir. Böyle bir durumda konsolosluk makamı, çalışma vizesi prosedürünü olumlu şekilde tamamlayamaz. Dolayısıyla aylarca yürütülmüş bir Decreto Flussi veya başka bir çalışma giriş süreci, son aşamada işverenin hareketsiz kalması nedeniyle sonuçsuz kalabilir.

Türkiye’deki işçi ne yapmalı?

Vize başvurusunu Türkiye’den yapan kişinin, nulla osta çıktıktan sonra işverenle iletişimi kesmemesi gerekir. Özellikle vize başvurusu sunulduktan sonra işverenin PEC adresini ve Portale Servizi üzerindeki bildirimleri düzenli biçimde kontrol etmesi önem taşır. İşveren büyük bir şirket değilse veya göçmenlik işlemlerini bir danışman, işveren örgütü ya da yetkili profesyonel aracılığıyla yürütüyorsa, bu kişilerin de süreci aktif biçimde takip etmesi gerekir.

Mevzuat, teyidin yalnızca işveren tarafından doğrudan yapılmasını zorunlu tutmamaktadır. Şartları taşıyan yetkili profesyoneller veya işveren örgütleri de işveren adına bu işlemi gerçekleştirebilir. Ancak temsil ilişkisinin usulüne uygun şekilde kurulmuş olması ve elektronik prosedürün doğru yürütülmesi gerekir.

15 günlük ikinci süre: İtalya’ya girişten sonra

Aynı reform, çalışma vizesi alındıktan ve işçi İtalya’ya girdikten sonraki aşamayı da değiştirmiştir. İşçi ile işverenin “contratto di soggiorno” olarak adlandırılan ikamet sözleşmesini imzalayıp Sportello Unico per l’Immigrazione’ya iletmesi için öngörülen süre de 15 gündür. Önceden bu süre 8 gündü.

Bu nedenle iki ayrı 15 günlük süreyi birbirinden ayırmak gerekir. Birincisi, vize verilmeden önce işverenin işe alma iradesini teyit etmesine ilişkindir. İkincisi ise işçi İtalya’ya girdikten sonra ikamet sözleşmesinin imzalanması ve sisteme yüklenmesiyle ilgilidir. Her iki aşamada da gecikme, çalışma ve oturum sürecinde ciddi idari sorunlara yol açabilir.

Pratik açıdan en önemli nokta

Çalışma vizesi dosyalarında yabancı işçinin yalnızca kendi konsolosluk işlemlerini takip etmesi yeterli değildir. İtalya’daki işverenin yükümlülükleri de aynı dosyanın ayrılmaz parçasıdır. Bu nedenle nulla osta çıktıktan sonra vize başvurusu, işverene gönderilen teyit talebi, teyidin zamanında verilmesi, vizenin düzenlenmesi, İtalya’ya giriş tarihi ve contratto di soggiorno’nun yüklenmesi tek bir hukuki ve idari süreç olarak izlenmelidir.

Özellikle Türkiye’den İtalya’ya çalışmak için gelecek kişiler bakımından, işverenin sürece gerçekten devam edip etmediğinin erken aşamada kontrol edilmesi önemlidir. Çünkü nulla osta alınmış olsa bile işverenin sonradan işe alma iradesinden vazgeçmesi veya 15 günlük teyit süresini kaçırması, yabancı işçi açısından vize başvurusunun fiilen sonuçsuz kalmasına neden olabilir.

Sonuç olarak, nulla osta çalışma vizesinin temel şartıdır; fakat artık sürecin son garantisi değildir. İşverenin zamanında verdiği teyit, vizenin ilerleyebilmesi için hukuken belirleyici bir aşamadır.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da iltica görüşmesinde tercüman sorunu: yanlış anlaşılma başvuruyu otomatik olarak güvenilmez kılmaz

İtalya’da uluslararası koruma başvurusunun en kritik aşamalarından biri, Bölgesel Komisyon önündeki kişisel görüşmedir. Başvurucu ile tercüman arasında ciddi bir iletişim sorunu yaşanması, özellikle anlatılması gereken olaylar cinsel yönelim, aile içi şiddet, siyasi faaliyet, dinî inanç veya travma gibi mahrem konulara ilişkinse, başvurunun otomatik olarak güvenilmez sayılmasına yol açmamalıdır.

Tercüman, iltica prosedürünün temel güvencelerinden biridir

İtalya’daki uluslararası koruma prosedüründe kişisel görüşme kural olarak bir Komisyon görevlisi tarafından yürütülür ve başvurucuya bir tercüman eşlik eder. Tercümanın görevi yalnızca kelimeleri çevirmek değildir. Başvurucunun anlatımını doğru, tarafsız ve eksiksiz biçimde Komisyona aktarması; Komisyonun sorularını da başvurucunun gerçekten anlayabileceği şekilde çevirmesi gerekir.

Bu nedenle dil, lehçe veya ifade biçimi bakımından ciddi bir anlaşmazlık varsa sorun küçümsenmemelidir. Aynı dili konuşuyor olmak her zaman yeterli değildir. Bölgesel farklılıklar, lehçeler, kültürel ifadeler ve özellikle travmatik ya da mahrem olayların anlatımı sırasında kullanılan sözcükler iletişimi fiilen imkânsız hâle getirebilir.

2026 tarihli Cassazione yaklaşımı

İtalyan Yargıtayının 2026 yılı Mayıs-Haziran dönemine ilişkin ve 28 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan resmî içtihat derlemesinde, bu konuda önemli bir karar yer almaktadır. İncelenen olayda başvurucu, önce farklı bir dil konuşan tercümanla, daha sonra ise aynı dili konuşmasına rağmen kendisini doğru şekilde anlayamadığını düşündüğü başka bir tercümanla görüşmeyi sürdürmekte zorlanmıştı. Anlatılmak istenen konu kişinin cinsel yönelimi gibi son derece özel bir alana ilişkindi.

Yargıtay, yalnızca başvurucunun Komisyon önündeki görüşmeye devam etmemiş olmasından hareketle anlatımın güvenilmez olduğu sonucuna varılmasını hukuken yetersiz buldu. Güvenilirlik değerlendirmesinin, 251/2007 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde öngörülen ölçütlere göre, başvurucunun anlatımının iç tutarlılığı, dış bilgilerle uyumu, kişisel koşulları ve menşe ülkeye ilişkin güncel bilgiler birlikte dikkate alınarak yapılması gerektiğini hatırlattı.

Kararın bir başka önemli yönü de şudur: uluslararası koruma için kişinin geçmişte mutlaka fiilen zulüm görmüş olması gerekmez. Hukuken belirleyici olan, geri gönderilmesi hâlinde gelecekte gerçek ve makul bir zulüm veya ağır zarar riski bulunup bulunmadığıdır. Geçmişte yaşanan olaylar bu değerlendirmede güçlü bir gösterge olabilir, ancak tek ölçüt değildir.

Görüşme sırasında ne yapılmalı?

Başvurucu tercümanı anlamadığını veya kendi sözlerinin doğru çevrilmediğini fark ederse bunu görüşme sırasında açıkça belirtmelidir. Sorunun hangi kelime, ifade, lehçe veya anlatım biçiminden kaynaklandığı mümkün olduğunca somut şekilde açıklanmalıdır. Gerekirse başka bir tercüman talep edilmesi ve iletişim sorununun görüşme kayıtlarına geçirilmesi istenmelidir.

Özellikle aile içi şiddet, cinsel yönelim, siyasi veya dinî faaliyetler, işkence, insan ticareti ya da yolculuk sırasında yaşanan travmalar gibi konularda başvurucunun kendisini güvende hissetmediği veya tercüman nedeniyle konuşamadığı durumlar daha sonra açıklanmak üzere sessiz bırakılmamalıdır. İlk görüşmede anlatılamayan önemli bir olay, sonradan ortaya çıktığında mutlaka neden daha önce açıklanamadığıyla birlikte izah edilmelidir.

Olumsuz karar hâlinde

Komisyonun ret kararının önemli ölçüde görüşmede yaşanan tercüme sorununa, eksik anlatıma veya yanlış anlaşılmaya dayandığı düşünülüyorsa bu husus mahkeme önündeki itirazda açıkça ileri sürülebilir. Avukatın görüşme tutanağını, varsa ses veya görüntü kaydını, kullanılan dil ve tercümanla ilgili bilgileri ve başvurucunun daha sonra sunduğu açıklamaları birlikte değerlendirmesi önemlidir.

Tercüme sorunu tek başına her dosyada kararın iptal edilmesi anlamına gelmez. Ancak sorun gerçek, somut ve başvurunun esasını etkileyebilecek nitelikteyse, güvenilirlik değerlendirmesinin yalnızca başvurucunun görüşmedeki davranışına indirgenmesi hukuken doğru değildir. Uluslararası koruma prosedüründe amaç, kişinin neden ülkesine dönemediğini gerçekten anlayabilmektir; bu da ancak etkili ve güvenilir bir iletişimle mümkündür.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da iş sömürüsü mağdurları için oturum izni: 18-ter maddesiyle bir yıllık koruma

İtalya’da iş sömürüsü mağdurları için oturum izni: 18-ter maddesiyle bir yıllık koruma

İş sömürüsü yalnızca bir ücret veya iş hukuku uyuşmazlığı değildir. İtalya’da ağır sömürü koşullarına maruz kalan yabancı bir işçi, belirli şartlar altında Testo Unico Immigrazione’nun 18-ter maddesi uyarınca “casi speciali” ibareli özel bir oturum izni elde edebilir. Bu koruma, düzensiz durumda bulunan kişiler bakımından da büyük önem taşır ve mağdurun sömürü ilişkisini terk ederek yasal çalışma ve sosyal entegrasyon yoluna girmesini amaçlar.

İş sömürüsü ne zaman hukuki anlam taşır?

İtalyan hukukunda sömürü, sadece maaşın düşük olması anlamına gelmez. Sürekli olarak toplu iş sözleşmelerindeki asgari ücretlerin altında ödeme yapılması, çalışma saatlerinin ve dinlenme sürelerinin sistematik biçimde ihlal edilmesi, iş sağlığı ve güvenliği kurallarının ciddi şekilde çiğnenmesi, aşağılayıcı barınma koşulları, işçinin ihtiyaç ve kırılganlığından yararlanılması ve kişinin fiilen çalışma koşullarını reddedemeyecek duruma getirilmesi önemli göstergeler arasındadır.

Bu tür durumlar, özellikle ceza kanununun 603-bis maddesinde düzenlenen yasadışı aracılık ve emek sömürüsü kapsamında değerlendirilebilir. Ancak göç hukuku açısından asıl önemli nokta şudur: işçi oturum iznine sahip olmasa bile sömürülmüş olması hukuki korumayı ortadan kaldırmaz. Tam tersine, düzensiz statü çoğu zaman sömürü mekanizmasının kendisini güçlendiren unsurlardan biridir.

18-ter oturum izni nasıl gündeme gelir?

D.lgs. 286/1998’in 18-ter maddesi, yabancı işçinin şiddet, kötüye kullanım veya emek sömürüsüne maruz kaldığının bir ceza soruşturması, polis faaliyeti ya da iş müfettişliği denetimi sırasında ortaya çıkması halinde özel bir oturum izni mekanizması öngörür.

Mağdurun mutlaka kendi adına resmi bir ceza şikâyeti vermiş olması şart değildir. Olaylar başka bir ihbar, polis soruşturması veya Ispettorato Nazionale del Lavoro’nun denetimi sonucunda da ortaya çıkabilir. Bununla birlikte, kanun mağdurun olayların açıklığa kavuşmasına ve sorumluların belirlenmesine yararlı bir katkı sağlamasını önemser. Bu nedenle her dosyanın somut koşulları ayrı değerlendirilmelidir.

İzin süresi artık bir yıldır

2025 yılında yapılan değişikliklerle 18-ter kapsamında verilen “casi speciali” oturum izninin süresi bir yıla çıkarılmıştır. İzin bir yıl daha yenilenebilir ve bazı durumlarda kişinin sosyal ve mesleki entegrasyonunun tamamlanması için gerekli daha uzun süreyi de kapsayabilir.

Bu izin yalnızca İtalya’da kalma hakkı sağlamaz. Sahibi, yaş şartlarına ilişkin genel kurallar saklı kalmak üzere, bağımlı veya bağımsız çalışabilir, eğitim ve destek hizmetlerine erişebilir ve nüfus kayıt sistemine kayıt yaptırabilir. Kanunun amacı mağduru yalnızca sömürü ortamından çıkarmak değil, aynı zamanda hukuki ve ekonomik bağımsızlığa geçişini mümkün kılmaktır.

Aile üyeleri bakımından da sonuç doğurabilir

18-ter düzenlemesinin önemli özelliklerinden biri, mağdurun aile birliğini de göz önünde bulundurmasıdır. Belirli aile üyelerine aile sebepli oturum izni verilmesi mümkündür. Bu hüküm özellikle işveren veya aracı tarafından baskı altında tutulan, ekonomik veya sosyal olarak izole edilmiş yabancı işçiler açısından önemlidir; çünkü koruma yalnızca bireysel oturum statüsünün düzenlenmesiyle sınırlı tutulmamıştır.

İzin daha sonra çalışma iznine çevrilebilir mi?

Evet. 18-ter kapsamında verilen izin sona ererken yabancının devam eden bir iş ilişkisi varsa, şartların bulunması halinde çalışma amaçlı oturum iznine dönüşüm mümkündür. Eğitim gören kişiler için öğrenim amaçlı izne geçiş ve mevzuatta öngörülen diğer dönüşüm yolları da söz konusu olabilir.

Bu nokta uygulamada özellikle önemlidir. 18-ter izni geçici bir koruma aracı olmakla birlikte, doğru kullanıldığında kişinin sömürü koşullarından çıkarak kalıcı ve düzenli bir çalışma hayatına geçmesine imkân veren bir köprü işlevi görebilir.

Cassazione: sömürü, kırılganlık ve entegrasyon bakımından göz ardı edilemez

Corte di Cassazione, 26 Ocak 2026 tarihli 1802 sayılı kararında, iş sömürüsünün göçmen kişinin kırılganlığının değerlendirilmesinde görmezden gelinemeyeceğini açık biçimde vurguladı. Mahkeme, aşırı yoksulluk, göç borcu ve daha sonra maruz kalınan emek sömürüsü arasında bağlantı bulunabileceğini; kişinin bir sömürü karşıtı destek ağına başvurmasının, İtalyanca öğrenmesinin, İtalya’da geçirdiği sürenin ve çalışma hayatına ilişkin haklarının farkına varmasının sosyal entegrasyon göstergeleri olarak değerlendirilebileceğini belirtti.

Bu karar her sömürü vakasının otomatik olarak özel koruma doğuracağı anlamına gelmez. Kararın incelendiği dosyada uygulanabilir zaman bakımından önceki mevzuatın da rolü bulunmaktadır. Bununla birlikte Cassazione’nin yaklaşımı son derece önemlidir: düzensiz çalışma, her zaman kişinin özgür iradesiyle seçtiği bir durum gibi değerlendirilemez; bazı vakalarda oturum izninin bulunmaması tam da sömürüyü mümkün kılan temel etkendir.

Mağdur hangi belgeleri saklamalıdır?

Sömürü iddiasının somutlaştırılması bakımından iş sözleşmeleri, ücret bordroları, banka hareketleri, WhatsApp veya mesaj yazışmaları, çalışma saatlerini gösteren kayıtlar, işyerine giriş-çıkış bilgileri, fotoğraflar, barınma koşullarına ilişkin belgeler, sağlık raporları, tanık bilgileri, iş müfettişliği tutanakları ve destek merkezleri tarafından düzenlenen raporlar büyük önem taşıyabilir.

Belge bulunmaması ise tek başına korumayı imkânsız hale getirmez. Sömürü ilişkileri çoğu zaman kayıt dışı kurulduğu için idari ve adli makamların olayın gerçek koşullarını bütün olarak değerlendirmesi gerekir. Buna rağmen, kişinin mümkün olan her delili erken aşamada koruması daha sonra yapılacak başvurunun gücünü önemli ölçüde artırır.

Questura’ya yapılacak işlem sıradan bir oturum başvurusu değildir

18-ter izni klasik anlamda yalnızca kişinin posta yoluyla veya Questura’ya giderek yaptığı sıradan bir oturum başvurusu değildir. Ceza soruşturması, adli makamın değerlendirmesi veya iş müfettişliği tarafından yapılan tespitler prosedürün merkezindedir. Bu nedenle iş sömürüsü mağdurlarının yalnızca “oturum izni almak” amacıyla değil, sömürü vakasının hukuken doğru biçimde ortaya çıkarılması amacıyla hareket etmeleri gerekir.

İtalya’da göç hukuku ile iş hukuku bu alanda doğrudan kesişmektedir. Bir kişinin düzensiz durumda bulunması, onun işçi olarak temel haklardan yoksun olduğu veya sömürünün sonuçlarına katlanmak zorunda olduğu anlamına gelmez. 18-ter maddesi tam da bu nedenle önemlidir: düzenleme, yabancının hukuki statüsünü işverenin baskı aracı olmaktan çıkarmayı ve mağdurun yasal çalışma düzenine geçmesini sağlamayı hedefler.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

domenica 30 agosto 2026

İtalya’da ebeveyn vatandaş olduğunda çocuğun vatandaşlığı: iki yıllık yasal ikamet şartı belirleyici

İtalya’da ebeveyn vatandaş olduğunda çocuğun vatandaşlığı: iki yıllık yasal ikamet şartı belirleyici

İtalya’da anne veya babanın İtalyan vatandaşlığını kazanması, küçük yaştaki çocuğun her durumda otomatik olarak vatandaş olacağı anlamına gelmiyor. 2025 yılında değiştirilen vatandaşlık mevzuatı, ebeveynle birlikte yaşayan çocuklar bakımından iki yıllık kesintisiz yasal ikamet şartını açık biçimde öne çıkardı. Bu nedenle vatandaşlık süreci yalnızca ebeveynin dosyası üzerinden değil, çocuğun ikamet ve aile durumuyla birlikte değerlendirilmelidir.

Madde 14 ne öngörüyor?

5 Şubat 1992 tarihli 91 sayılı İtalyan Vatandaşlık Kanunu’nun 14. maddesine göre, İtalyan vatandaşlığını kazanan veya yeniden kazanan kişinin küçük yaştaki çocukları, ebeveynle birlikte yaşıyorlarsa belirli koşullarla vatandaşlığı kanun gereği kazanabilir.

Ancak güncel düzenleme artık yalnızca küçüklük ve birlikte yaşamayı yeterli görmüyor. Ebeveynin İtalyan vatandaşlığını kazandığı tarihte çocuğun İtalya’da en az iki yıldır kesintisiz şekilde yasal olarak ikamet ediyor olması gerekiyor. Çocuk henüz iki yaşını doldurmamışsa, İtalya’daki yasal ikametin doğumdan itibaren kesintisiz olması aranıyor.

Bu değişiklik, 28 Mart 2025 tarihli 36 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve bunu değişikliklerle kanuna dönüştüren 23 Mayıs 2025 tarihli 74 sayılı Kanun ile vatandaşlık sistemine eklendi. Dolayısıyla eski uygulamada yeterli görülebilen bazı aile durumları bugün aynı sonucu doğurmayabilir.

“Yasal ikamet” yalnızca İtalya’da bulunmak değildir

Vatandaşlık hukukunda yasal ikamet, kişinin fiilen İtalya’da bulunmasından daha dar ve teknik bir kavramdır. 12 Ekim 1993 tarihli 572 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca, yabancının hem ülkeye giriş ve oturum kurallarına hem de nüfus kaydıyla ilgili yükümlülüklere uygun biçimde ikamet etmesi gerekir.

Bu nedenle çocuğun geçerli veya usulüne uygun şekilde yenilenmiş bir oturum statüsüne sahip olması, belediye nüfus kayıtlarında ikametinin doğru görünmesi ve bu durumun gereken süre boyunca devam etmesi önem taşır. Yalnızca okul kaydı, sağlık hizmetlerinden yararlanma veya ebeveynle fiilen aynı evde bulunma tek başına iki yıllık “residenza legale” şartının yerine geçtiği anlamına gelmez.

Özellikle ailelerin şehir veya belediye değiştirdiği, nüfus kaydının geç yapıldığı ya da oturum belgesinin yenilenmesi sırasında uzun bekleme sürelerinin yaşandığı durumlarda kayıtların vatandaşlık aşamasından önce dikkatle kontrol edilmesi gerekir.

Birlikte yaşama şartı da devam ediyor

İki yıllık yasal ikamet şartı, ebeveynle birlikte yaşama koşulunun yerine geçmedi. Madde 14 bakımından çocuğun vatandaşlığı kazanabilmesi için ebeveynle olan birlikte yaşamın da gerçek, istikrarlı ve fiili olması gerekir. 572 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 12. maddesi bu birlikte yaşamın uygun belgelerle ortaya konulmasını öngörür.

Bu nokta özellikle ayrılmış ebeveynler, ortak velayet, çocuğun diğer ebeveyn yanında fiilen yaşaması veya nüfus kaydı ile gerçek yaşam düzeninin birbirinden farklı olduğu ailelerde önemlidir. Aynı aile bağının varlığı tek başına yeterli olmayabilir; somut ikamet ve birlikte yaşam durumu esas alınır.

Vatandaşlık yemini öncesinde çocuğun durumu kontrol edilmeli

Vatandaşlığın ikamet yoluyla verildiği dosyalarda ebeveyn bakımından süreç, vatandaşlık kararı sonrasında yapılan yeminle hukuki sonucuna ulaşır. Çocuğun Madde 14 kapsamında vatandaşlığı kazanıp kazanamayacağı değerlendirilirken de ebeveynin vatandaşlığı kazandığı anda gerekli koşulların mevcut olup olmadığı önem taşır.

Bu nedenle yemin tarihine yaklaşan ailelerin çocuğun belediye nüfus kayıtlarını, oturum belgelerini, birlikte yaşam durumunu ve varsa geçmişteki kayıt kesintilerini önceden incelemesi yararlı olur. Bir kaydın eksik veya hatalı görünmesi halinde bunun nedeni ve düzeltilebilme imkânı ilgili belediye, Questura veya diğer yetkili makamlar nezdinde zamanında değerlendirilmelidir.

Çocuğun iki yıllık kesintisiz yasal ikamet şartını taşımaması, ebeveyn vatandaşlığı kazandığında çocuğun da aynı anda vatandaş olmasını engelleyebilir. Bu durumda çocuğun İtalyan vatandaşlığını hiçbir zaman kazanamayacağı sonucu çıkmaz; doğum yeri, yaş, aile bağı ve ileride oluşacak ikamet süresine göre Vatandaşlık Kanunu’nun diğer hükümleri kapsamında farklı yollar gündeme gelebilir.

Türk aileler açısından pratik sonuç

İtalya’da uzun süredir yaşayan ve vatandaşlık başvurusu sonuçlanmak üzere olan Türk vatandaşlarının, yalnızca kendi vatandaşlık kararına odaklanmamaları gerekir. Küçük çocukların hukuki durumunun ayrıca kontrol edilmesi, özellikle son iki yıldaki ikamet sürekliliği ile ebeveynle fiili birlikte yaşamın belgelenmesi bakımından önemlidir.

Vatandaşlık hukukunda küçük bir nüfus kaydı kesintisi veya oturum statüsündeki belirsizlik, aile açısından uzun vadeli sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ebeveynin vatandaşlığı kesinleşmeden önce çocuğun koşullarının ayrı bir dosya gibi incelenmesi, sonradan ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesinde en güvenli yoldur.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da çalışma oturumunda yeni süreler: ilk izin için 30 gün, yenileme için 90 gün

İtalya’da çalışma oturumunda yeni süreler: ilk izin için 30 gün, yenileme için 90 gün

İtalya’da üçüncü ülke vatandaşlarına verilen “tek çalışma izni” bakımından 2026 yılında önemli usul değişiklikleri yürürlüğe girdi. Özellikle ilk çalışma oturum izninin verilme süresi kısalırken, yenileme başvuruları için öngörülen süreler yeniden düzenlendi. Bu değişiklikler, Türkiye’den çalışma amacıyla İtalya’ya gelen kişiler açısından Questura ve işverenle yürütülen işlemlerin zamanlamasını doğrudan etkiliyor.

16 Nisan 2026 tarihli ve 83 sayılı Yasama Kararnamesi, Avrupa Birliği’nin 2024/1233 sayılı “tek izin” Direktifini İtalyan hukukuna aktardı. Düzenleme 20 Mayıs 2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlandı ve 4 Haziran 2026 tarihinde yürürlüğe girdi.

İlk çalışma oturum izni için 30 günlük süre

Yeni düzenlemeye göre, “permesso unico lavoro” niteliğindeki ilk oturum izni, başvurunun tamamlanmasından itibaren Questura tarafından 30 gün içinde verilmelidir. Buradaki süre, kişinin İtalya’ya giriş yaptığı tarihten otomatik olarak başlamaz; hukuken önemli olan, izin başvurusunun gerekli işlemler ve belgeler bakımından tamamlanmış olmasıdır.

Bu nedenle Türkiye’den çalışma vizesiyle İtalya’ya gelen bir kişinin yalnızca giriş yapmış olması yeterli değildir. Nulla osta, vize, iş sözleşmesine ilişkin işlemler ve oturum izni başvurusunun usulüne uygun biçimde tamamlanması gerekir. Yeni 30 günlük süre, bu aşamadan sonraki Questura işlemini hızlandırmayı amaçlamaktadır.

Yenileme başvurularında 90 günlük kural

2026 reformu, yenileme bakımından da süreleri değiştirdi. Kanun artık oturum izninin yenilenmesi için başvurunun, kural olarak, iznin sona ermesinden en az 90 gün önce yapılmasını öngörüyor. Aynı zamanda yenileme, dönüştürme ve kanunda belirtilen diğer olağan oturum işlemlerinin sonuçlandırılması için idareye tanınan genel süre de 90 gün olarak düzenlendi.

Bu değişiklik özellikle önemlidir çünkü eski düzenlemede 60 günlük süre esas alınıyordu. Çalışma oturum izni sahibi olan kişinin, kartın son geçerlilik tarihini beklemeden yenileme hazırlığına başlaması artık daha da önem kazanmıştır. Pasaport, iş ilişkisi, ikamet adresi ve diğer gerekli belgelerde eksiklik bulunması, işlemin uzamasına yol açabilir.

Bununla birlikte, 90 günlük ön süreyi kaçırmak tek başına oturum izninin otomatik olarak kaybedildiği anlamına gelmez. Somut durumda geç başvurunun nedenleri ve kişinin hâlen sahip olduğu hukuki durum ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle süresi yaklaşmış bir izin varsa başvuruyu geciktirmek yerine derhal işlem yapılması en güvenli yoldur.

İşveren artık nulla osta sürecindeki bildirimleri çalışana aktarmalı

Yeni düzenlemenin pratik açıdan önemli bir başka yönü işverenin bilgi verme yükümlülüğüdür. İşveren, çalışma için nulla osta sürecinde idareden aldığı her türlü bildirimi ilgili yabancı çalışana zamanında iletmek zorundadır. Buna başvuruyla ilgili ek belge talepleri, prosedürel bildirimler ve olumsuz sonuçlar da dahildir.

Bu hüküm, özellikle Türkiye’de bulunurken bir İtalyan işveren üzerinden çalışma izni süreci başlatan kişiler açısından önemlidir. Çalışanın işlemin yalnızca işveren tarafından takip edildiğini düşünerek pasif kalması doğru değildir. İdari bildirimlerin içeriğini öğrenmek, varsa eksiklikleri zamanında tamamlamak ve ret halinde hukuki yolları değerlendirmek gerekir.

Her çalışmaya izin veren oturum kartı “tek çalışma izni” değildir

Yeni kurallar bütün oturum izinlerine aynı şekilde uygulanmaz. İtalya’da çalışma hakkı sağlayabilen bazı izin türleri “permesso unico lavoro” rejiminin dışında bırakılmıştır. Örneğin öğrenim ve mesleki eğitim izinleri, özel koruma kapsamında verilen bazı izinler ve belirli özel koruma veya insani durumlara ilişkin oturum izinleri bu rejimin dışında olabilir.

Bu nedenle bir kişinin İtalya’da çalışabiliyor olması, elindeki oturum kartına otomatik olarak “tek çalışma izni” hükümlerinin uygulanacağı anlamına gelmez. Hangi sürenin geçerli olduğunu belirlemek için kartın hukuki dayanağı ve üzerinde yer alan izin türü kontrol edilmelidir.

Pratik olarak ne yapılmalı?

Çalışma amacıyla İtalya’da bulunan veya Türkiye’den yeni gelecek kişiler bakımından en önemli nokta, izin sürecinin hangi aşamada olduğunu belgelemektir. Nulla osta, vize, giriş tarihi, Questura başvurusu, parmak izi randevusu, posta makbuzu ve işverenin aldığı bildirimler saklanmalıdır. Özellikle 30 veya 90 günlük sürelerin aşılması halinde, işlemin ne zaman tamamlandığını gösteren belgeler olası bir idari veya yargısal başvuruda belirleyici olabilir.

2026 reformunun amacı çalışma amaçlı göçte daha öngörülebilir süreler ve daha fazla şeffaflık sağlamaktır. Ancak sürelerin kanunda yazılı olması, uygulamada gecikme yaşanmayacağı anlamına gelmez. Questura veya diğer makamlar kanuni süreleri aşarsa, dosyanın durumuna göre yazılı hatırlatma, resmi ihtar veya yargısal koruma yolları değerlendirilebilir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da zorla evlendirilme riski iltica nedeni olabilir: 2026 tarihli Cassazione kararı

İtalya’da zorla evlendirilme riski iltica nedeni olabilir: 2026 tarihli Cassazione kararı

İtalya’da uluslararası koruma değerlendirmesinde zorla evlilik ve aile içi şiddet artık yalnızca “özel hayat” veya “aile meselesi” olarak görülemez. Corte di Cassazione’nin 9333/2026 sayılı kararı, zorla evlendirmenin tipik bir toplumsal cinsiyete dayalı şiddet biçimi olduğunu ve somut koşullara göre mülteci statüsünü dahi haklı kılabilecek bir zulüm fiili oluşturabileceğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Zorla evlilik neden uluslararası koruma açısından önemlidir?

İtalyan hukukunda mülteci statüsü yalnızca devlet görevlileri tarafından gerçekleştirilen zulümlerle sınırlı değildir. Şiddet aile üyeleri, eş, topluluk veya başka özel kişilerden kaynaklansa bile, kişinin menşe ülkesindeki makamlar etkili bir koruma sağlayamıyorsa uluslararası koruma gündeme gelebilir.

Cassazione, bir kadının evliliğe zorlanmasının toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin tipik bir örneği olduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle olayın “aile içi anlaşmazlık” olarak küçümsenmesi hukuken kabul edilemez. Esas değerlendirilmesi gereken konu, kişinin geri gönderilmesi hâlinde yeniden şiddete, baskıya, zorlamaya veya insan onuruyla bağdaşmayan muameleye maruz kalma riskidir.

Reşit olmak koruma ihtiyacını ortadan kaldırmaz

Kararın önemli yönlerinden biri, başvurucunun reşit olmasının tek başına belirleyici kabul edilemeyeceğidir. Aynı şekilde zorla kurulan evliliğin belirli bir süre devam etmiş olması veya başvurucunun kadın sünnetine maruz kalmamış olması da zorla evlilikten doğan zulüm riskini ortadan kaldırmaz.

Bir uluslararası koruma başvurusunda değerlendirme şekli unsurlara değil, olayın bütününe dayanmalıdır. Kişinin aile içindeki konumu, ekonomik ve sosyal bağımlılığı, şiddetin niteliği, tehditlerin sürekliliği, toplumsal baskı, yerel makamların gerçek koruma kapasitesi ve ülkeye dönüş hâlindeki risk birlikte incelenmelidir.

Yerel makamlara şikâyet edilmemiş olması otomatik ret nedeni değildir

Uygulamada sık karşılaşılan sorunlardan biri, başvurucuya neden polis veya başka bir kamu makamına başvurmadığının sorulmasıdır. Bu soru önemlidir ancak tek başına ret gerekçesi olamaz.

Cassazione, özellikle toplumsal cinsiyete dayalı şiddet iddiası bulunan dosyalarda hâkimin menşe ülkesindeki gerçek koşulları araştırması gerektiğini belirtmektedir. Bazı durumlarda şikâyet mekanizmaları kâğıt üzerinde mevcut olsa da fiilen etkisiz olabilir; mağdurun şikâyet etmesi yeni şiddet, aile baskısı, damgalanma veya misilleme riski yaratabilir. Bu nedenle mahkeme, güncel ve güvenilir ülke bilgilerini kullanarak devletin gerçekten etkili koruma sağlayıp sağlayamadığını incelemelidir.

Mülteci statüsü mü, ikincil koruma mı?

Zorla evlilik ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, koşullara göre mülteci statüsünün tanınmasına yol açabilir. Avrupa Birliği Adalet Divanı da kadınların, yalnızca cinsiyetleri nedeniyle belirli bir toplumda fiziksel veya psikolojik şiddete maruz bırakılmaları hâlinde belirli bir sosyal grup olarak değerlendirilebileceğini kabul etmiştir.

Bununla birlikte her zorla evlilik vakasında otomatik olarak mülteci statüsü verilmez. Yetkili makamlar bireysel hikâyenin inandırıcılığını, zulüm riskinin güncelliğini, ülkeye dönüşte etkili korumanın bulunup bulunmadığını ve gerekirse ikincil koruma şartlarını ayrı ayrı değerlendirmelidir.

Başvuruda hangi unsurlar önem taşır?

Bu tür bir dosyada başvurucunun anlatımının mümkün olduğunca kronolojik, ayrıntılı ve tutarlı olması büyük önem taşır. Evliliğin nasıl dayatıldığı, reddetmenin hangi sonuçlara yol açtığı, varsa fiziksel veya psikolojik şiddet, tehditler, aile baskısı, kaçış girişimleri ve ülkeye dönüş durumunda neden yeniden risk doğacağı açık biçimde anlatılmalıdır.

Tıbbi belgeler, psikolojik değerlendirmeler, sosyal hizmet raporları, mesajlar, fotoğraflar, aile veya topluluk baskısını gösteren yazışmalar ve başka doğrulanabilir unsurlar dosyayı güçlendirebilir. Ancak bu tür belgelerin bulunmaması başvuruyu kendiliğinden geçersiz kılmaz. Uluslararası koruma hukukunda kişisel beyanın değerlendirilmesi, olayın niteliği ve başvurucunun içinde bulunduğu koşullar dikkate alınarak yapılmalıdır.

Komisyon ve mahkemenin araştırma yükümlülüğü

İtalya’da Territoriale Komisyonu ve daha sonra olası bir yargılamada mahkeme, yalnızca başvurucunun sunduğu belgelerle yetinemez. D.Lgs. 25/2008’in 8. maddesi uyarınca, özellikle ciddi şiddet iddialarında güncel ülke bilgileri üzerinden aktif araştırma yapılması gerekir.

Cassazione’nin 9333/2026 sayılı kararı bu yükümlülüğü yeniden güçlendirmektedir. Zorla evlilik veya aile içi şiddet iddiası, olayın özel kişiler arasında gerçekleştiği gerekçesiyle önemsizleştirilemez. Devletin koruma kapasitesi somut biçimde incelenmeden verilen bir ret kararı yetersiz gerekçeli olabilir ve yargı yolunda tartışmaya açık hâle gelir.

Pratik sonuç

İtalya’da uluslararası koruma talebinde bulunan ve zorla evlendirme, aile içi şiddet veya benzeri toplumsal cinsiyete dayalı baskılar yaşayan kişiler açısından 2026 tarihli Cassazione kararı önemli bir güvence sağlamaktadır. Hukuki değerlendirme, kişinin yaşı veya evliliğin formel olarak sürmüş olması gibi yüzeysel unsurlara indirgenemez. Esas mesele, yaşananların gerçek bir zulüm oluşturup oluşturmadığı ve menşe ülkeye dönüş hâlinde etkili devlet korumasının bulunup bulunmadığıdır.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da aile birleşimi gecikirse ne yapılabilir? 150 günlük süre ve yargı yolu

İtalya’da aile birleşimi gecikirse ne yapılabilir? 150 günlük süre ve yargı yolu

İtalya’da aile birleşimi başvurularında en önemli pratik sorunlardan biri artık yalnızca ret kararları değil, başvuruların aylar boyunca sonuçlandırılmamasıdır. Güncel mevzuata göre Prefettura bünyesindeki Sportello Unico per l’Immigrazione, aile birleşimi için gerekli nulla osta hakkında kural olarak 150 gün içinde karar vermelidir. Bu sürenin dolması başvurunun otomatik olarak kabul edildiği anlamına gelmez; fakat idarenin dosyayı süresiz biçimde bekletme yetkisi de yoktur.

Özellikle Türkiye’de yaşayan eşini, çocuğunu veya diğer kanunen uygun aile ferdini İtalya’ya getirmek isteyen kişiler açısından bekleme süresinin hukuki niteliğini doğru anlamak önemlidir. Aile birleşimi, yalnızca teknik bir göç prosedürü değildir; İtalyan hukukunda aile birliğinin korunmasıyla bağlantılı bir hak alanıdır. Bu nedenle başvuru sahibinin, aylarca hiçbir işlem yapılmayan bir dosya karşısında yalnızca beklemek zorunda olduğu düşüncesi doğru değildir.

Prefettura için yeni süre: 150 gün

D.Lgs. 286/1998’in 29. maddesinin 8. fıkrasında öngörülen nulla osta süresi, 2025 yılında yapılan değişiklikle 90 günden 150 güne çıkarılmıştır. Değişiklik, 3 Ekim 2025 tarihli 146 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilmiş ve 1 Aralık 2025 tarihli 179 sayılı Kanunla kesinleşmiştir. Böylece 2026 yılında yapılan başvurular bakımından Prefettura’nın aile birleşimi talebini incelemek için sahip olduğu yasal süre kural olarak beş aya ulaşmıştır.

Bu 150 günlük dönem içinde Sportello Unico; oturum iznini, gelir şartını, konut uygunluğunu, aile ferdinin hangi kategoriye girdiğini ve kamu güvenliği açısından engel bulunup bulunmadığını inceler. Eksik belge varsa başvuru sahibinden tamamlaması istenebilir. Bu nedenle her gecikme doğrudan hukuka aykırılık anlamına gelmez. Ancak dosyada gerekli belgeler mevcut olduğu halde karar verilmemesi veya başvuru sahibine somut bir gerekçe bildirilmeden sürenin önemli ölçüde aşılması, hukuki müdahale gerektirebilecek bir idari hareketsizlik oluşturabilir.

150 gün geçince başvuru otomatik kabul edilmiş sayılmaz

Bu nokta özellikle önemlidir. Aile birleşimi prosedüründe 150 günün dolması, silenzio-assenso yani idarenin sessizliğinin otomatik kabul sayılması sonucunu doğurmaz. Başvuru sahibi, yalnızca sürenin geçmiş olmasına dayanarak aile ferdinin vize alabileceğini varsaymamalıdır. Normal prosedürde Prefettura’nın olumlu nulla osta kararı, konsolosluk aşamasının temel belgelerinden biri olmaya devam eder.

Bununla birlikte 150 günlük sürenin hukuki değeri vardır. Sürenin aşılması halinde önce dosyanın Portale Servizi ALI üzerindeki durumu kontrol edilmeli, istenmiş bir belge veya entegrasyon bulunup bulunmadığı incelenmeli ve ardından Prefettura’ya protokollü bir hatırlatma veya resmi diffida gönderilmesi değerlendirilmelidir. Bu iletişimde başvurunun tarihi, başvuru numarası, ilgili aile fertleri ve yasal sürenin dolduğu tarih açıkça belirtilmelidir. Sonraki bir yargısal başvuruda, idarenin ne zamandan beri hareketsiz kaldığını göstermek açısından bu belgeler önemli olabilir.

Vize aşamasında ayrıca 30 günlük süre vardır

Prefettura’nın nulla osta vermesinden sonra süreç tamamlanmış olmaz. Türkiye’de bulunan aile ferdi, yetkili İtalyan diplomatik veya konsolosluk makamına aile birleşimi vizesi için başvurmalıdır. Güncel konsolosluk kurallarına göre aile birleşimi vizesinin işlem süresi kural olarak 30 gündür. Ancak yabancı makamlarla ek doğrulama yapılması, aile bağını gösteren belgelerin kontrol edilmesi veya başka zorunlu incelemelerin gerekmesi halinde süre uzayabilir.

Bu nedenle iki farklı gecikme türünü birbirinden ayırmak gerekir. İlk gecikme, İtalya’daki Prefettura’nın nulla osta vermemesi; ikincisi ise olumlu nulla osta sonrasında Konsolosluk veya Büyükelçiliğin vizeyi sonuçlandırmamasıdır. Hangi makamın hareketsiz kaldığı, gönderilecek ihtarın ve açılacak davanın hukuki çerçevesini doğrudan etkiler.

Aile birliği uyuşmazlıklarında hangi mahkeme yetkilidir?

D.Lgs. 286/1998’in 30. maddesinin 6. fıkrası, aile birleşimi için nulla osta verilmemesine, aile sebepli oturum iznine ve aile birliği hakkıyla ilgili diğer idari işlemlere karşı olağan yargı merciine başvuru imkânını düzenler. Bu ayrım teorik değildir. 2026 yılında verilen kararlar da, aile birliği hakkına ilişkin uyuşmazlıkların kural olarak idari yargının değil Tribunale ordinarionun görev alanına girdiğini yeniden vurgulamıştır.

Nitekim TAR Lazio’nun 11 Haziran 2026 tarihli 10848 sayılı kararında, aile birliği hakkına dayanan bir vize uyuşmazlığında idari yargının görevli olmadığı ve D.Lgs. 286/1998’in 30/6. maddesi uyarınca uyuşmazlığın olağan yargıya ait olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle özellikle uzun süren aile birleşimi dosyalarında, yalnızca “idare cevap vermiyor” düşüncesiyle otomatik olarak TAR’a başvurmak doğru bir strateji olmayabilir; uyuşmazlığın konusu ve korunmak istenen hakkın niteliği dikkatle değerlendirilmelidir.

Gecikme bazen tazminat sorumluluğu da doğurabilir

İdarenin yasal süreyi aşması tek başına otomatik olarak tazminat hakkı yaratmaz. Tazminat için hukuka aykırı veya kusurlu gecikmenin, somut bir zararın ve gecikmeyle zarar arasındaki nedensellik bağının ortaya konulması gerekir. Ancak 2026 yılındaki yargı uygulaması, çok ağır sonuçlar doğuran gecikmelerde bu yolun tamamen teorik olmadığını göstermektedir.

Roma Mahkemesinin 6 Mart 2026 tarihli bir kararında, Prefettura’nın aile birleşimi nulla ostasını yasal sürenin çok ötesinde vermesi nedeniyle aile fertlerinin İtalya’daki annelerine zamanında kavuşamadıkları ve annenin birleşme gerçekleşmeden hayatını kaybettiği somut olayda, gecikmenin aile birliği hakkı üzerinde yarattığı zarar değerlendirilmiş ve İçişleri Bakanlığının sorumluluğu kabul edilmiştir. Bu karar, her gecikmenin tazmin edileceği anlamına gelmez; ancak aile birleşimi prosedürünün idarenin sınırsız takdirine bırakılmış sıradan bir bürokratik işlem olmadığını açık biçimde gösterir.

Pratik olarak hangi belgeler saklanmalıdır?

Uzayan bir dosyada hukuki koruma talep edebilmek için başvurunun elektronik makbuzu, ALI portalındaki başvuru numarası, Prefettura’dan gelen tüm e-postalar ve bildirimler, yüklenen ek belgeler, konut uygunluk belgesi, gelir belgeleri, varsa preavviso di rigetto ve buna verilen cevap mutlaka saklanmalıdır. Türkiye’deki aile ferdinin vize aşamasına geçmiş olması halinde konsolosluk başvuru makbuzu, randevu tarihi ve yazışmalar da dosyaya eklenmelidir.

Özellikle 150 günlük sürenin hangi tarihte dolduğunu doğru hesaplamak için ilk başvurunun kesin tarihini belgelemek gerekir. İdare sonradan ek belge istemişse bunun dosyanın süresine etkisi ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle hukuki girişimde bulunmadan önce dosyanın kronolojisini gün gün yeniden kurmak çoğu zaman en etkili adımdır.

Sonuç

Aile birleşiminde uzun bekleme süreleri 2026 yılında da önemli bir uygulama sorunu olmaya devam etmektedir. Mevzuat Prefettura’ya artık 150 günlük daha uzun bir değerlendirme süresi tanımaktadır; ancak bu değişiklik, idarenin karar vermeden süresiz bekleyebileceği anlamına gelmez. Aile birliği, İtalyan hukukunda özel koruma gören bir hak alanıdır ve ciddi, gerekçesiz veya zarara yol açan gecikmeler karşısında hem idari girişimler hem de uygun yargısal yollar kullanılabilir.

Başvuru sahibi açısından en doğru yaklaşım, dosyayı pasif biçimde beklemek yerine yasal süreleri izlemek, bütün yazışmaları belgelemek, eksik evrak taleplerine zamanında cevap vermek ve süre önemli ölçüde aşıldığında hangi makamın hareketsiz kaldığını belirleyerek buna uygun hukuki koruma yolunu seçmektir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

sabato 29 agosto 2026

İtalya’da öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçiş: kota bekleme zorunluluğu yok

İtalya’da öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçiş: kota bekleme zorunluluğu yok

İtalya’da öğrenim gören Türk vatandaşları için önemli bir uygulama kolaylığı bulunmaktadır: geçerli bir öğrenci oturum izninin çalışma amaçlı oturum iznine dönüştürülmesi artık yıllık Decreto Flussi kotalarına bağlı değildir. Başvuru yılın herhangi bir döneminde yapılabilir; ancak mevcut oturum izninin hâlen geçerli olması ve çalışma türüne ilişkin şartların gerçekten mevcut bulunması gerekir.

Öğrenci oturumuyla ne kadar çalışılabilir?

Öğrenci oturum izni, eğitim devam ederken sınırlı biçimde çalışma hakkı verir. Genel kural haftada en fazla 20 saat ve yılda toplam 1.040 saattir. Bu sınırların üzerinde düzenli bir çalışma yapılmak isteniyorsa, çalışma amaçlı oturum iznine geçiş gündeme gelir.

Artık click day veya yıllık kota beklenmiyor

2023 yılında yapılan mevzuat değişikliğiyle, öğrenci, staj ve mesleki eğitim amacıyla verilen oturum izinlerinin çalışma iznine dönüştürülmesinde yıllık göç kotalarına bağlılık kaldırıldı. Bu nedenle 2026 yılında öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçmek isteyen bir kişi, sırf Decreto Flussi kotası açılmadığı veya click day tarihi gelmediği için beklemek zorunda değildir.

Dönüşüm otomatik değildir

Kota engelinin kaldırılması, her başvurunun otomatik olarak kabul edileceği anlamına gelmez. Mevcut oturum izninin geçerli olması, iş teklifinin veya çalışma ilişkisinin gerçek ve hukuken uygun bulunması ve başvurunun çalışma türüne göre gerekli belgelerle desteklenmesi gerekir. Bağımlı çalışma için işverenin sunduğu çalışma koşulları ve sözleşme unsurları; bağımsız çalışma için ise ilgili faaliyetin yasal şartları ayrıca değerlendirilir.

Başvuru, İçişleri Bakanlığının Portale ALI sistemi üzerinden yetkili Sportello Unico per l’Immigrazione’ya yöneltilir. Uygulamada istenen belgeler ve işlem adımları, başvurunun türüne ve yetkili Prefettura’nın organizasyonuna göre değişebildiğinden, başvuru öncesinde güncel belge listesinin kontrol edilmesi önemlidir.

Başvuru beklerken çalışma hakkı

2026 yılında özellikle önemli olan bir başka nokta, dönüşüm başvurusu sonuçlanana kadar çalışma hakkının korunmasıdır. TUI’nin 5. maddesinin 9-bis fıkrası uyarınca, oturum izninin verilmesi, yenilenmesi veya dönüştürülmesi için usulüne uygun başvuru yapıldığını gösteren makbuz, işlemin devam ettiği dönemde yasal kalışın ve buna bağlı hakların ispatında kullanılabilir.

Çalışma ilişkisi kurulacaksa işverenin zorunlu UNILAV bildirimini süresinde yapması gerekir. Ev hizmetlerinde ise ilgili bildirim INPS üzerinden yapılır. Dönüşüm talebinin daha sonra reddedilmesi hâlinde, bu başvuruya bağlı çalışma hakkı da sona erer.

En kritik konu: oturum izninin süresini kaçırmamak

Öğrenci oturumundan çalışma oturumuna geçişte en sık yapılan hatalardan biri, mevcut iznin süresinin sona ermesini beklemektir. Mevzuat, dönüşümün geçerli bir oturum izni üzerinden yapılmasını esas alır. Bu nedenle iş teklifi alınmışsa, gerekli belgeler hazırsa ve çalışma hayatına geçiş kararı verilmişse başvurunun son güne bırakılmaması gerekir.

Türk öğrenciler açısından pratik sonuç

İtalya’da eğitim gören bir Türk vatandaşı için sistem artık eskiye göre daha esnektir. Öğrenci oturumu devam ederken sınırlı süreli çalışma mümkündür; daha yoğun ve sürekli bir iş ilişkisine geçmek istenirse çalışma oturumuna dönüşüm için yıllık kota beklenmez. Ancak bu avantajdan yararlanabilmek için oturum izninin geçerliliğini, iş sözleşmesinin uygunluğunu ve başvurunun doğru idari kanaldan zamanında yapılmasını birlikte değerlendirmek gerekir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista

Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione

Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’Unione europea n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo

ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalyan veya AB vatandaşıyla aile birleşimi: Türkiye’den başvuruda nulla osta gerekmiyor

İtalya’da yaşayan bir İtalyan veya Avrupa Birliği vatandaşının Türk vatandaşı olan eşi, çocuğu ya da belirli şartları taşıyan diğer yakın aile üyeleri için uygulanacak yol, iki yabancı arasındaki klasik aile birleşimi prosedüründen farklıdır. En önemli fark şudur: bu kişiler, kural olarak, İtalya’daki Sportello Unico per l’Immigrazione’dan aile birleşimi için “nulla osta” almak zorunda değildir; doğrudan yetkili İtalyan konsolosluk makamına aile amaçlı vize başvurusu yapılır.

Bu ayrım uygulamada son derece önemlidir. Çünkü İtalya’da oturma izni bulunan bir üçüncü ülke vatandaşının yabancı aile üyesini yanına getirmesi ile bir İtalyan veya başka bir AB vatandaşının yabancı aile üyesinin İtalya’ya gelmesi aynı hukuki rejime tabi değildir. İlk durumda esas olarak Göç Kanunu’nun, yani D.Lgs. 286/1998’in 28 ve 29. maddeleri uygulanırken; ikinci durumda serbest dolaşım ve aile üyelerinin ikamet hakkına ilişkin D.Lgs. 30/2007 hükümleri devreye girer.

“Nulla osta” neden gerekmiyor?

Klasik aile birleşiminde İtalya’da yaşayan yabancı kişi önce Prefettura bünyesindeki Sportello Unico per l’Immigrazione’ya başvurur. İdare, oturma izni, gelir, konut ve diğer şartları inceleyerek aile birleşimine izin veren “nulla osta” belgesini düzenler; ancak bundan sonra aile üyesi konsolosluğa vize başvurusunda bulunabilir.

İtalyan veya AB vatandaşlarının yabancı aile üyeleri bakımından ise sistem farklıdır. İtalyan İçişleri Bakanlığına bağlı Prefettura sayfalarında 2026 yılında da açık biçimde teyit edildiği üzere, İtalyan veya AB vatandaşının yabancı aile üyesinin Sportello Unico’dan nulla osta istemesine gerek yoktur. Başvuru doğrudan İtalya’nın yetkili büyükelçiliğine veya konsolosluğuna yapılır.

Bu nedenle, örneğin İtalya’da yaşayan bir İtalyan vatandaşıyla evli olan Türk vatandaşının, iki yabancı arasındaki aile birleşimi prosedüründe olduğu gibi önce Prefettura’dan izin çıkmasını beklemesi kural olarak gerekli değildir. Aynı şekilde, AB vatandaşı bir kişinin D.Lgs. 30/2007 kapsamına giren Türk vatandaşı aile üyeleri de daha elverişli aile dolaşımı rejiminden yararlanabilir.

Uzun süreli yerleşme için doğru vize hangisidir?

1 Haziran 2024 tarihinden itibaren, İtalya’da sürekli olarak yaşayan bir İtalyan veya AB vatandaşının yanına aile birleşimi amacıyla gelecek yabancı aile üyeleri için kısa süreli turistik vize yerine “motivi familiari” gerekçeli ulusal D tipi vize uygulanmaktadır. Bu vize, aile üyesinin İtalya’ya yerleşme niyetine uygun olarak düzenlenir ve uygulamada 365 günlük geçerlilikle verilir.

Burada amaç yalnızca İtalya’yı ziyaret etmek değil, aile hayatını İtalya’da sürekli biçimde sürdürmektir. Bu nedenle üç aydan kısa süreli aile ziyareti ile gerçek anlamda aile birleşimi birbirinden ayrılmalıdır. Kısa süreli ziyaretlerde Schengen C tipi vize rejimi uygulanmaya devam ederken, İtalya’ya yerleşmek üzere yapılan aile birleşiminde ulusal aile vizesi kullanılmalıdır.

Kimler aile üyesi sayılır?

D.Lgs. 30/2007 bakımından aile üyesi kavramı yalnızca eşle sınırlı değildir. Eşin yanı sıra, hukuken tanınan kayıtlı partner; 21 yaşından küçük doğrudan çocuklar veya yaşı daha büyük olsa bile ekonomik olarak bağımlı çocuklar; ayrıca ekonomik olarak bağımlı doğrudan üstsoy hısımlar da belirli koşullarda bu rejim kapsamına girebilir. Kanun, eş veya partnerin belirli aile üyelerini de aynı çerçevede değerlendirir.

Bu nedenle başvuru yapılmadan önce yalnızca akrabalık bağının bulunup bulunmadığı değil, o bağın D.Lgs. 30/2007’de öngörülen kategorilerden birine gerçekten girip girmediği kontrol edilmelidir. Özellikle yetişkin çocuklar ve anne-babalar bakımından “bakmakla yükümlü olma” veya ekonomik bağımlılık unsuru belirleyici olabilir ve bu durumun belgelerle ispatlanması gerekir.

Türkiye’den başvuruda pratik olarak ne yapılmalı?

Türkiye’deki İtalyan diplomatik makamlarının güncel uygulaması da aile üyeleri bakımından bu özel statüyü dikkate almaktadır. İtalya’nın Ankara Büyükelçiliği, İtalyan ve AB vatandaşlarının yakınlarının standart vize kullanıcılarından ayrı şekilde doğrudan Büyükelçilikle randevu sürecini başlatabileceğini belirtmektedir. İstanbul Başkonsolosluğu da vize türleri arasında “Motivi familiari – congiunti cittadini UE” kategorisini ayrı bir başlık altında göstermektedir.

Başvuruda aile bağını kanıtlayan resmi belgeler merkezi öneme sahiptir. Evlilik, doğum veya diğer medeni hal belgelerinin somut duruma göre usulüne uygun şekilde düzenlenmiş, gerektiğinde apostilli veya tasdik edilmiş ve İtalyancaya çevrilmiş olması gerekebilir. Belgelerde ad-soyad, doğum tarihi veya medeni hal bakımından küçük görünen tutarsızlıklar dahi konsolosluk incelemesini geciktirebildiğinden, dosya verilmeden önce tüm kişisel verilerin birbiriyle uyumlu olup olmadığı kontrol edilmelidir.

Gelir ve konut şartları aynı mı?

Bu özel aile birleşimi rejiminin bir başka önemli sonucu, İtalyan veya AB vatandaşının yabancı aile üyesi için başvurusunun, iki yabancı arasındaki aile birleşiminde öngörülen klasik gelir ve uygun konut şartlarıyla aynı biçimde değerlendirilmemesidir. İdarenin güncel bilgilendirmelerinde de İtalyan veya AB vatandaşı için klasik “nulla osta” prosedüründeki gelir ve konut şartlarının aranmadığı açıkça belirtilmektedir.

Bununla birlikte bu durum, hiçbir belge sunulmayacağı veya aile ilişkisinin otomatik kabul edileceği anlamına gelmez. Konsolosluk, aile bağının gerçekliğini, başvuranın kimliğini, seyahat belgesini ve ilgili hukuki kategoriye girilip girilmediğini incelemeye devam eder. Özellikle ekonomik bağımlılığın şart olduğu aile üyelerinde, bağımlılık ilişkisinin somut olarak ispatlanması gerekir.

İtalya’ya girişten sonra işlem bitmiş sayılmaz

Vizenin alınması yalnızca giriş aşamasını tamamlar. Aile üyesi İtalya’ya geldikten sonra, kendi hukuki durumuna uygun ikamet belgesinin alınması için Questura nezdindeki işlemler zamanında başlatılmalıdır. AB vatandaşlarının üçüncü ülke vatandaşı aile üyeleri bakımından ikamet hakkı, giriş vizesinden bağımsız olarak D.Lgs. 30/2007 çerçevesinde değerlendirilir ve gerekli ikamet belgesinin düzenlenmesi ayrıca talep edilmelidir.

Bu noktada sık yapılan hata, ulusal vizenin tek başına uzun süreli ikamet belgesi olduğu düşüncesidir. Oysa vize İtalya’ya giriş hakkını sağlar; İtalya’daki kalışın hukuki statüsü ise girişten sonra yetkili makam önünde tamamlanan ikamet prosedürüyle belgelenir.

Yanlış prosedür aylarca zaman kaybettirebilir

Uygulamada en önemli meselelerden biri doğru hukuki yolu baştan seçmektir. İtalyan vatandaşıyla evli bir Türk vatandaşını, sanki İtalya’da oturma izni bulunan yabancı bir kişinin eşine uygulanan klasik art. 29 TUI prosedürüne tabi tutmak gereksiz işlemlere ve ciddi gecikmelere yol açabilir. Aynı şekilde, İtalya’da kalıcı biçimde aile birleşimi amaçlandığı halde yalnızca turistik vize mantığıyla hareket edilmesi de sonraki ikamet aşamasında sorun yaratabilir.

Bu nedenle dosyanın ilk aşamasında üç soru açıkça cevaplandırılmalıdır: İtalya’daki aile üyesi İtalyan veya AB vatandaşı mı; başvuran kişi D.Lgs. 30/2007 anlamında aile üyesi sayılıyor mu; amaç kısa süreli ziyaret mi yoksa İtalya’da sürekli aile hayatı kurmak mı? Bu üç unsur doğru belirlendiğinde uygulanacak vize ve ikamet yolu da büyük ölçüde netleşir.

İtalya’da aile birliği hakkı güçlü biçimde korunmaktadır; ancak bu hakkın etkili biçimde kullanılabilmesi, doğru hukuki kategorinin seçilmesine ve başvurunun baştan itibaren o kategoriye uygun belgelerle hazırlanmasına bağlıdır. Özellikle Türkiye’den yapılacak başvurularda, klasik yabancı-yabancı aile birleşimi ile İtalyan veya AB vatandaşının aile üyesine ilişkin özel rejimin birbirine karıştırılmaması gerekir.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da iltica başvurusu her zaman C3 formuyla başlamaz: İlk irade beyanı belirleyici olabilir

İtalya’da iltica başvurusu her zaman C3 formuyla başlamaz: İlk irade beyanı belirleyici olabilir

İtalya’da uluslararası koruma başvurusu bakımından en önemli tarihlerden biri, kişinin sığınma talebini ilk kez ne zaman ortaya koyduğudur. İtalya Yargıtayı’nın 18 Mayıs 2026 tarihli ve 14851 sayılı kararı, başvurunun hukuki olarak her zaman Questura’da C3 formunun doldurulduğu gün başlamadığını; bazı durumlarda, yabancının bir devlet makamına koruma talep etme iradesini açık ve ciddi biçimde bildirdiği daha önceki tarihin esas alınabileceğini ortaya koydu.

Yargıtay neye karar verdi?

Karara konu olayda yabancı, 3 Ocak 2023’te Lampedusa’ya ulaştıktan sonra uluslararası koruma talep etmek istediğini bildirmiş, daha sonra Prefettura tarafından sığınmacı sıfatıyla bir kabul merkezine yerleştirilmişti. Buna rağmen başvurunun Questura’daki resmi kaydı ancak 8 Mayıs 2023’te yapılmıştı.

Alt derece mahkemesi, uygulanacak hukuku belirlerken resmi kayıt tarihini esas almıştı. Yargıtay ise bu yaklaşımın yeterli olmadığını belirterek kararı bozdu. Mahkeme, uluslararası koruma talebinin doğum anının yalnızca idari formalizasyona bağlanamayacağını ve başvuru sahibinin devlet makamına yöneltilmiş, koruma talebi olduğu açıkça anlaşılabilen ve prosedürü harekete geçirmeye elverişli irade beyanının da hukuken önem taşıdığını vurguladı.

C3 formu ile “iltica talebini bildirmek” aynı şey değildir

İtalya’daki uygulamada sığınma prosedürünün resmi hale getirilmesi çoğu zaman Questura’da doldurulan ve uygulamada “modello C3” olarak bilinen form ile gerçekleşir. Ancak Avrupa Birliği hukuku ve İtalyan mevzuatı, “başvuruyu yapmak” ile “başvuruyu kaydetmek veya formalize etmek” arasında ayrım yapmaktadır.

D.Lgs. 142/2015’in 2. maddesi, uluslararası koruma başvurusunda bulunan kişiyi yalnızca C3 formunu imzalamış kişi olarak değil, koruma talep etme iradesini ortaya koymuş yabancı olarak da tanımlar. Benzer şekilde, 2013/32/UE sayılı Usul Direktifi, başvurunun sunulması ile idarenin bunu kayda geçirmesini iki ayrı aşama olarak düzenler.

Bu yaklaşım Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın C-36/20 PPU sayılı VL kararında da açıkça ortaya konmuştu: bir kişinin sığınmacı sıfatını kazanması, başvurunun idari olarak kayıt altına alınmasına veya daha sonra tamamlanacak formalitelere mutlak biçimde bağlanamaz.

Ancak her söz veya her niyet beyanı yeterli değildir

14851/2026 sayılı kararın en önemli yönlerinden biri de sınırı açıkça çizmesidir. Yargıtay, yabancının herhangi bir kişiye “İtalya’da kalmak istiyorum” demesini ya da genel bir korkudan söz etmesini otomatik olarak uluslararası koruma başvurusu saymamaktadır.

İrade beyanının, devlet yapılanmasına dahil bir makama yöneltilmiş olması, kişinin uluslararası koruma talep ettiği yönünde yeterince açık bir içerik taşıması ve bu beyanın yetkili makamlara iletilerek prosedürü başlatmaya elverişli olması gerekir. Polis, sınır makamları, Questura veya belirli durumlarda devlet sistemi içerisinde hareket eden başka bir makam önünde yapılan açık bir koruma talebi bu nedenle önem kazanabilir.

Başvurunun gerçek tarihi neden önemlidir?

Başvurunun hangi tarihte yapılmış sayılacağı yalnızca teorik bir mesele değildir. Özellikle mevzuatın zaman içinde değiştiği durumlarda, hangi kanun hükümlerinin uygulanacağını doğrudan etkileyebilir.

Yargıtay’ın önündeki olayda da sorun tam olarak buydu. Yabancı, koruma iradesini Decreto Cutro olarak bilinen D.L. 20/2023’ün yürürlüğe girmesinden önce ortaya koyduğunu ileri sürüyordu; resmi C3 kaydı ise daha sonra yapılmıştı. Bu nedenle önceki ve daha elverişli düzenlemenin uygulanıp uygulanmayacağı, başvurunun gerçek başlangıç tarihine bağlıydı.

Yargıtay, uygulanacak hukuku belirlerken yalnızca formalizasyon tarihine bakılamayacağını ve hukuken geçerli bir irade beyanının daha önce yapılmış olması halinde bu tarihin dikkate alınması gerektiğini kabul etti. Dosya bu ilke doğrultusunda yeniden değerlendirilmek üzere Roma Mahkemesine gönderildi.

Questura randevusu gecikiyorsa hangi belgeler saklanmalı?

Bu kararın pratik sonucu özellikle Questura’dan haftalar veya aylar sonrasına randevu verilen kişiler bakımından önemlidir. Yabancı, uluslararası koruma talep etmek istediğini daha önce açıkça bildirmişse, bu bildirimin tarihini kanıtlayabilecek bütün belgeleri saklamalıdır.

Questura’ya gönderilmiş PEC veya e-posta, avukat tarafından yapılan randevu talebi, polis veya sınır makamınca düzenlenen belge, kabul merkezine yerleştirilme kararı, Prefettura yazısı, başvuru talebinin kayda alındığını gösteren herhangi bir tutanak veya resmi yazışma daha sonra büyük önem taşıyabilir.

Özellikle bir avukat aracılığıyla Questura’ya yapılan ve kişinin uluslararası koruma talep etmek istediğini açıkça belirten başvuruların tarih ve teslim kayıtlarının korunması önemlidir. İtalyan Yargıtayı önceki kararlarında da, belirli koşullar altında Questura’ya PEC yoluyla gönderilen koruma talebine veya avukat aracılığıyla yapılan formalizasyon randevusu talebine hukuki değer tanımıştır.

İdari gecikme yabancının aleyhine otomatik olarak kullanılamaz

Kararın arkasındaki temel ilke açıktır: yabancı uluslararası koruma isteme iradesini yetkili devlet sistemine açık biçimde bildirmişse, daha sonra idarenin C3 formalizasyonunu geciktirmesi her durumda başvurunun hukuki başlangıcını ileri bir tarihe taşıyamaz.

Bu husus, yalnızca uygulanacak kanunun belirlenmesinde değil; kişinin sığınmacı sıfatının hangi andan itibaren değerlendirilmesi gerektiği, kabul sistemine erişimi ve bazı yargısal uyuşmazlıklarda sahip olduğu güvenceler açısından da önem taşıyabilir. Bununla birlikte her dosya kendi belgeleri ve kronolojisi üzerinden değerlendirilmelidir; irade beyanının varlığı ve hukuki yeterliliği somut olarak kanıtlanmalıdır.

Pratik sonuç

İtalya’da uluslararası koruma başvurusu yapmak isteyen bir kişi açısından yalnızca C3 randevusunun tarihine bakmak doğru olmayabilir. Koruma talebinin daha önce bir devlet makamına açıkça bildirilmiş olması halinde, bu ilk beyan hukuken belirleyici hale gelebilir.

Bu nedenle Questura’daki gecikmeler karşısında pasif biçimde beklemek yerine, koruma talebinin ne zaman ve hangi makama bildirildiğinin belgelendirilmesi gerekir. 14851/2026 sayılı Yargıtay kararı, idari formalitenin temel hakkın önüne geçemeyeceğini; ancak aynı zamanda hukuken dikkate alınabilecek bir başvurunun açık, ciddi ve devlet makamına yöneltilmiş olması gerektiğini ortaya koymaktadır.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da AB Mavi Kartı: 2026’da yüksek nitelikli çalışanlar için daha hızlı ve dijital süreç

İtalya’da yüksek nitelikli bir işte çalışmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için AB Mavi Kartı (Carta Blu UE), klasik Decreto Flussi kotalarından bağımsız bir giriş ve oturum yolu sunuyor. 2026 yılında süreç daha da pratik hale geldi: yüksek nitelikli çalışanlar için nulla osta süresi 30 güne indirildi ve 19 Haziran 2026’dan itibaren oturum sözleşmesinin Portale Servizi üzerinden dijital olarak imzalanıp gönderilmesi mümkün hale geldi.

AB Mavi Kartı neden klasik çalışma izninden farklıdır?

AB Mavi Kartı, İtalya Göç Kanunu’nun (D.Lgs. 286/1998) 27-quater maddesinde düzenlenen özel bir çalışma ve oturum iznidir. En önemli özelliği, Decreto Flussi kapsamında her yıl belirlenen sayısal kotaların dışında işlemesidir. Bu nedenle başvuru, belirli bir “click day” tarihine veya yıllık kontenjanın açık olmasına bağlı değildir. İtalya’da bir işveren, gerekli şartları taşıyan yüksek nitelikli bir yabancı çalışan için yılın herhangi bir döneminde başvuru yapabilir.

Bu mekanizma özellikle mühendislik, bilişim, teknik uzmanlık, yönetim ve ileri düzey mesleki bilgi gerektiren alanlarda çalışanlar bakımından önemlidir. Ancak Mavi Kart yalnızca üniversite mezunlarına ayrılmış bir sistem değildir. Mevzuat, belirli koşullarda uzun süreli ve nitelikli mesleki deneyimin de yüksek nitelik şartını karşılamasına imkân tanımaktadır.

Kimler yüksek nitelikli çalışan sayılabilir?

Başvuruda alternatif şartlardan birinin bulunması yeterlidir. Yabancının en az üç yıllık yükseköğrenim veya yüksek nitelikli mesleki eğitim belgesine sahip olması mümkündür. Düzenlemeye tabi mesleklerde ise İtalya’da mesleğin icrası için gereken tanıma ve yetkilendirme şartlarının ayrıca yerine getirilmesi gerekir.

Üniversite diploması bulunmayan kişiler için de bir yol vardır. Başvurulan iş veya sektörle ilgili en az beş yıllık yüksek düzey mesleki deneyim, kanunda öngörülen koşullarda eğitim belgesinin yerine geçebilir. Bilgi ve iletişim teknolojileri alanındaki belirli yönetici ve uzmanlar bakımından ise, başvurudan önceki yedi yıl içinde edinilmiş en az üç yıllık ilgili mesleki deneyim yeterli olabilir.

Türkiye’de düzenlenmiş diploma, mesleki yeterlilik ve çalışma deneyimini gösteren belgelerin hazırlanması başvurunun en hassas aşamalarından biridir. Belgelerin gerektiğinde Apostille ile tasdik edilmesi, İtalyancaya usulüne uygun şekilde çevrilmesi ve eğitim belgeleri bakımından yetkili makamların talep ettiği değer veya karşılaştırılabilirlik belgelerinin sunulması gerekebilir. Eksik veya biçimsel olarak uygun olmayan bir dosya, maddi şartlar mevcut olsa bile sürecin uzamasına yol açabilir.

İş teklifinin hangi şartları taşıması gerekir?

İtalya’daki işveren, Sportello Unico per l’Immigrazione üzerinden elektronik başvuru yapar. İş sözleşmesinin veya bağlayıcı iş teklifinin en az altı aylık olması gerekir. Ayrıca ücret, uygulanabilir ulusal toplu iş sözleşmesinde öngörülen seviyenin altında olamaz ve kanunun yüksek nitelikli çalışanlar için belirlediği yıllık ücret eşiğini karşılamalıdır.

Bu nedenle yalnızca iş unvanının “uzman”, “mühendis” veya “manager” olarak yazılması yeterli değildir. Görevin gerçek içeriği, çalışanın eğitimi veya mesleki deneyimi, sözleşme koşulları ve ücret seviyesi birbiriyle uyumlu olmalıdır. İdarenin değerlendirmesi, yalnızca belgenin adına değil, somut iş ilişkisinin niteliğine dayanır.

2026’da önemli değişiklik: nulla osta için 30 günlük süre

Yüksek nitelikli çalışanlara ilişkin nulla osta prosedüründe önemli bir hızlandırma yapılmıştır. 2025 sonunda kabul edilen sadeleştirme düzenlemeleriyle, AB Mavi Kartı başvurularında daha önce 90 gün olarak öngörülen karar süresi 30 güne indirilmiştir. Bu değişiklik, özellikle işverenin yabancı çalışanı kısa sürede işe başlatmak istediği durumlarda Mavi Kartı klasik çalışma göçü prosedürlerine göre daha işlevsel bir seçenek haline getirmektedir.

Elbette 30 günlük süre, eksik veya tartışmalı belgelerin kendiliğinden olumlu sonuçlanacağı anlamına gelmez. Mesleki yeterlilik, ücret, işverenin ekonomik yeterliliği veya düzenlemeye tabi bir mesleğin tanınması konusunda sorun varsa idare ek belge isteyebilir veya başvuruyu reddedebilir. Bu nedenle hızlandırılmış süre, dosyanın baştan eksiksiz hazırlanmasını daha da önemli hale getirir.

19 Haziran 2026’dan itibaren dijital oturum sözleşmesi

2026’daki ikinci önemli yenilik prosedürün dijitalleşmesidir. 19 Haziran 2026’dan itibaren AB Mavi Kartı kapsamındaki girişlerde oturum sözleşmesinin Portale Servizi üzerinden elektronik olarak imzalanıp gönderilmesine yönelik işlev aktif hale getirilmiştir. İşveren dijital veya nitelikli elektronik imza kullanabilir; yabancı çalışan bakımından ise kanunun öngördüğü koşullarda el yazısıyla imzalanmış belgenin elektronik olarak iletilmesi mümkündür.

Çalışan İtalya’ya girdikten sonra işverenin portal üzerinden giriş bilgilerini kaydetmesi ve kendisine PEC yoluyla iletilen belgeleri süresi içinde tamamlaması gerekir. Genel çalışma göçü düzenlemeleri uyarınca oturum sözleşmesinin İtalya’ya girişten sonra gecikmeden ve kanuni süreler içinde imzalanıp Sportello Unico’ya gönderilmesi, ardından Questura nezdindeki oturum izni işlemlerinin başlatılması önem taşır.

İtalya’da zaten yasal olarak bulunanlar da yararlanabilir

Mavi Kart sistemi yalnızca Türkiye’den yeni giriş yapacak kişiler için değildir. Kanunun öngördüğü şartları taşıyan ve İtalya’da başka bir nedenle yasal olarak bulunan bazı yabancılar da bu prosedürden yararlanabilir. Bu durumda her dosyada mevcut oturum türünün, başvurunun hangi aşamada yapılabileceğinin ve kişinin vize almak için İtalya’dan çıkmasının gerekip gerekmediğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Özellikle öğrencilikten, araştırma faaliyetinden, ICT statüsünden veya başka bir yasal oturumdan yüksek nitelikli istihdama geçmek isteyen kişiler açısından Mavi Kart, yalnızca bir “yurt dışından işçi getirme” mekanizması olarak görülmemelidir. Doğru şartlar mevcutsa, İtalya’da mevcut hukuki statünün daha istikrarlı bir çalışma statüsüne dönüştürülmesi bakımından da kullanılabilir.

Aile hayatı bakımından da avantajlı bir statü

AB Mavi Kartı sahiplerine aile birleşimi konusunda da daha elverişli kurallar tanınmıştır. Kart sahibinin aile birleşimi hakkı, normal prosedürlerde görülen bazı süre sınırlamalarından bağımsız olarak kullanılabilir. Şartlar mevcutsa aile üyelerinin aile oturum izinleri Mavi Kartla bağlantılı şekilde verilebilir ve aile üyesinin oturum izni çalışma, serbest meslek veya eğitim bakımından da haklar sağlayabilir.

Bu yönüyle Mavi Kart, yalnızca çalışma izni değildir. Özellikle uzun vadeli olarak İtalya’da yaşamak, mesleki kariyer kurmak ve aile hayatını burada sürdürmek isteyen yüksek nitelikli kişiler için daha kapsamlı bir göç statüsüdür.

Başvurudan önce dosyanın hukuki kontrolü önemlidir

Uygulamada en sık görülen hatalardan biri, yabancının özgeçmişinin güçlü olmasının tek başına Mavi Kart için yeterli olduğunun düşünülmesidir. Oysa idare; eğitim veya mesleki deneyim belgesini, iş teklifinin süresini, ücret düzeyini, görevin gerçekten yüksek nitelik gerektirip gerektirmediğini, işverenin ekonomik ve organizasyonel yapısını ve gerekli durumlarda mesleki tanımayı birlikte değerlendirir.

Bu nedenle özellikle Türkiye’den yapılacak başvurularda, iş sözleşmesi imzalanmadan ve nulla osta dosyası gönderilmeden önce yabancının belgeleri ile işverenin teklifinin hukuki açıdan birbirine uyumlu olup olmadığı kontrol edilmelidir. Doğru hazırlanmış bir dosya, 2026’da getirilen 30 günlük hızlandırılmış prosedür ve dijital sözleşme sisteminin sağladığı avantajlardan gerçekten yararlanabilmenin temel şartıdır.


Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista registrato presso il Registro per la Trasparenza dell’UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428

Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.

İtalya’da ticari vize çalışma vizesi değildir: hangi faaliyetlere izin verilir?

İtalya’ya iş görüşmesi, fuar, ticari müzakere veya makine kurulumu için gelen Türk vatandaşları açısından “ticari vize” ile “çalışma vizesi”...