20/2023 sayılı Kanun Hükmünde Kararname sonrası tamamlayıcı koruma: içtihat sürekliliği ve son derece yargı kararlarında özel ve aile hayatının korunması
Özet
Bu çalışma, Göç, uluslararası koruma ve Avrupa Birliği vatandaşlarının serbest dolaşımı alanında uzmanlaşmış bir Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen ve 286 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 19. maddesinin 1 ve 1.1. fıkraları uyarınca tamamlayıcı koruma kapsamında oturma izni verilmesi hakkını tanıyan yakın tarihli bir kararı incelemektedir. Başvurucunun “üst düzey” koruma türlerinden feragat ettiği bir yargılama süreci sonunda verilen karar, 20/2023 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (50/2023 sayılı Kanun ile dönüştürülmüştür) sonrasında tamamlayıcı korumanın hukuki rejimi üzerine sistematik bir değerlendirme yapılmasına ve özellikle Yargıtay içtihadının, bilinçli olarak esnek bırakılmış normatif bir hükmün içeriğinin doldurulmasındaki merkezi rolüne ışık tutmaktadır. Kararın tam metni Calameo yayını olarak şu adreste erişilebilir durumdadır: https://www.calameo.com/books/00807977541b94e1f7da1
1. Giriş
Tamamlayıcı koruma, günümüzde İtalyan göç hukukunun en hassas alanlarından birini oluşturmaktadır. Bu kurum, anayasal sığınma hakkı, devletin üstlendiği uluslararası yükümlülükler ve göç akımlarının denetlenmesine ilişkin yasama politikaları arasında bir kesişim noktasında yer almaktadır. İncelenen karar bu bağlamda, yürürlükteki hukuki çerçevenin gerekçeli bir yeniden inşasını sunmakta ve ulusal ile ulusüstü yargı içtihadı tarafından geliştirilen ölçütlerin somut uygulanmasına dair önemli bir örnek teşkil etmektedir.
2. 20/2023 sayılı Kanun Hükmünde Kararname sonrası normatif çerçeve
Mahkeme, Göç Tek Metni’nin 19. maddesinin evrimini ayrıntılı biçimde inceleyerek değerlendirmeye başlamaktadır. 2020 reformu, özel ve aile hayatının korunmasına ilişkin değerlendirme ölçütlerini tipikleştirmişken, 20/2023 sayılı Kanun Hükmünde Kararname 1.1. fıkranın bazı bölümlerini yürürlükten kaldırarak maddeye yeniden müdahale etmiştir. Bununla birlikte bu müdahale, yabancının özel ve aile hayatına saygı hakkının korunmasını ortadan kaldırmamış; bu hak, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesi başta olmak üzere anayasal ve sözleşmesel yükümlülüklerde dayanağını korumuştur.
Karar, mevcut düzenlemenin yorumcuyu, 2020’de getirilen yoğun normatif tipikleştirme aşamasını aşarak, içtihat kökenli değerlendirme ölçütlerine yeniden yönelttiğini vurgulamaktadır. Bu bakımdan tamamlayıcı koruma içeriğinden yoksun bırakılmamakta, aksine dengeleme işlevi yeniden hâkimin takdirine bırakılmaktadır.
3. Yüksek yargı içtihadının rolü
Kararda, Yargıtay içtihadına yapılan atıf özel bir önem taşımaktadır. Yüksek Mahkeme, 2023 reformunun yabancının temel haklarının korunmasında bir gerilemeye yol açmadığını açıkça ortaya koymuştur. İncelenen karar, tamamlayıcı korumanın, ulusal topraklarda oluşan yerleşikliğin kamu yararıyla izlenen hedefler karşısında sınır dışı etmeyi orantısız kılacak düzeyde olduğu durumlarda tanınabileceği yönündeki yaklaşımı benimsemektedir.
Bu çerçevede derece mahkemesi, daha önce insani koruma alanında geliştirilmiş olan dengeleme ve orantılılık ilkesine açıkça atıfta bulunarak, farklı normatif dönemler arasındaki sistematik sürekliliği yeniden teyit etmektedir.
4. Yerleşiklik ve özel hayatın değerlendirilmesi
Kararın gerekçesel merkezini, başvurucunun özel hayatının somut değerlendirilmesi oluşturmaktadır. Mahkeme; İtalya’daki ikamet süresi, istikrarlı çalışma hayatı, ekonomik bağımsızlık, dil bilgisi, sosyal ilişkiler ve kabul sisteminin dışında bağımsız yaşama kapasitesi gibi entegrasyon göstergelerini bütüncül ve parçalı olmayan bir yaklaşımla ele almaktadır.
Bu unsurlar, yerleşik bir özel hayatın göstergesi olarak yorumlanmakta; kamu düzeni veya kamu güvenliğine ilişkin zorunlu nedenler bulunmadığı sürece, bu hayatın ihlalinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesiyle bağdaşmadığı kabul edilmektedir. Menşe ülkeye dönüş, soyut bir değerlendirme olarak değil, İtalya’da elde edilen yaşam koşullarının ciddi biçimde zedelenmesi ve kökten kopuş riskiyle bağlantılı olarak ele alınmaktadır.
5. Sonuç
Karar, 20/2023 sayılı Kanun Hükmünde Kararname sonrasında da tamamlayıcı korumanın yabancının temel haklarının korunması açısından vazgeçilmez bir araç olmaya devam ettiğini teyit etmektedir. Katı normatif ölçütlerin yokluğu bir koruma boşluğu yaratmamakta; aksine anayasal, sözleşmesel ve içtihadi parametrelere dayanan sorumlu bir yargısal takdir kullanımını zorunlu kılmaktadır.
Bu perspektifte karar, sistemin sürekliliğine ve rasyonelliğine dayalı bir yorum çizgisinde yer almakta; etkin entegrasyon ve sosyal yerleşikliğin, yabancının ülke dışına çıkarılmasının hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde tali değil, merkezi unsurlar olduğunu bir kez daha vurgulamaktadır.
Avv. Fabio Loscerbo



