Tamamlayıcı koruma, özel hayat ve sınır dışı etme yetkisinin sınırları: Bologna Mahkemesinin 12 Aralık 2025 tarihli kararı üzerine değerlendirme, genel kayıt 13822/2025
Özet
Bologna Mahkemesinin 12 Aralık 2025 tarihli, genel kayıt 13822/2025 sayılı kararı, 25 Temmuz 1998 tarihli ve 286 sayılı İtalyan Yasama Kararnamesinin 19. maddesi uyarınca tamamlayıcı korumaya ilişkin içtihadın gelişimine önemli bir katkı sunmaktadır. Karar, özel ve aile hayatına saygı hakkının, idarenin ikamet iznini reddetme ve sınır dışı etme yetkisine maddi bir sınır teşkil ettiğini açıkça ortaya koymakta; yabancının ulusal topraklarda fiilî bir kök salma durumunun tespit edilmesi hâlinde, bu korumanın bir “öznel hak” niteliği taşıdığını yeniden teyit etmektedir. Bu çalışma; entegrasyonun değerlendirilmesine ilişkin ölçütleri, orantılılık ilkesini ve 10 Mart 2023 tarihli, 20 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girmesinden önce yapılan başvurulara uygulanacak geçiş rejimini incelemektedir.
1. Tamamlayıcı korumanın hukuki çerçevesi
Tamamlayıcı koruma, 21 Ekim 2020 tarihli ve 130 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yeniden düzenlenen ve 18 Aralık 2020 tarihli, 173 sayılı Kanunla dönüştürülen İtalyan Göç Tek Metninin 19. maddesinin 1 ve 1.1 fıkralarına dayanmaktadır. Bu reform, reddetme ve sınır dışı etme yasağını yalnızca zulüm riski ya da insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele tehlikesine değil, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesiyle uyumlu biçimde özel ve aile hayatına saygı hakkının korunmasına da bağlayarak koruma alanını önemli ölçüde genişletmiştir.
Bu çerçevede tamamlayıcı koruma, artık mülteci statüsü ya da ikincil koruma koşulları bulunmasa dahi, ulusal topraklardan zorla çıkarılmanın temel haklarda orantısız bir ihlale yol açacağı durumları kapsayan, tali fakat bağımsız bir hukuki araç olarak ortaya çıkmaktadır.
2. Bologna Mahkemesinin incelediği olay
İncelenen kararda, Tribunale Ordinario di Bologna, Bölgesel Komisyon tarafından yapılan ve emniyet makamlarınca benimsenen, başvurucunun toplumsal entegrasyon düzeyine ilişkin olumsuz değerlendirmeye dayalı tamamlayıcı koruma reddinin hukuka uygunluğunu denetlemiştir.
Mahkeme, başvurucunun yaşam seyrini ayrıntılı ve analitik biçimde yeniden inşa etmiş; İtalya’da uzun süreli ikamet, aile çekirdeğinin istikrarı, çocukların okul hayatı, kesintili olsa da yürütülen çalışma faaliyeti ve barınma özerkliği gibi unsurlara özel ağırlık tanımıştır. Bu hususlar, ulusal topraklarda kazanılan entegrasyonun gerçekliğini yansıtacak şekilde bütüncül ve parçacı olmayan bir değerlendirmeyle ele alınmıştır.
3. Özel hayat, entegrasyon ve orantılılık ilkesi
Kararın en dikkat çekici yönlerinden biri, özel hayat kavramının geniş yorumudur. Buna göre özel hayat; bireyin kişisel kimliğini oluşturan sosyal, duygusal ve mesleki ilişkiler ağını kapsar. Bu bağlamda entegrasyon, ideal ya da mutlak bir sonuç olarak değil; İtalyan toplumsal yaşamına katılmaya yönelik her kayda değer çabayla ortaya konulabilen dinamik bir süreç olarak anlaşılmaktadır.
Mahkeme, orantılılık ilkesine açıkça atıf yaparak, devletin yabancının özel ve aile hayatına müdahalesinin ancak ulusal güvenlik veya kamu düzenine ilişkin somut ve güncel ihtiyaçlarla gerekçelendirildiği ölçüde meşru sayılabileceğini vurgulamaktadır. Bu tür gerekçelerin bulunmaması hâlinde, ulusal topraklardan çıkarma işlemi temel hakların haksız bir sınırlandırması niteliğini taşır ve hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesine hem de Göç Tek Metninin 19. maddesinin amacına aykırıdır.
4. Geçiş rejimi ve uygulanacak hukuk
10 Mart 2023 tarihli ve 20 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesinde öngörülen geçiş rejiminin hatırlatılması özel önem taşımaktadır. Mahkeme, bu kararnamenin yürürlüğe girmesinden önce yapılan başvuruların önceki mevzuata tabi olmaya devam edeceğini teyit etmektedir. Bunun sonucu olarak, iki yıllık süreli, yenilenebilir ve çalışma amaçlı ikamet iznine dönüştürülebilir bir oturma izninin tanınması gerekmektedir.
Bu açıklama, daha kısıtlayıcı kuralların geriye dönük uygulanmasını hedefleyen ve hukuki güvenlik ile meşru beklentilerin korunması ilkelerini ihlal eden idari uygulamalara karşı sistematik bir önem taşımaktadır.
5. Sonuç değerlendirmeleri
Bologna Mahkemesinin 12 Aralık 2025 tarihli, genel kayıt 13822/2025 sayılı kararı, artık yerleşik hâle gelmiş bir içtihat çizgisi içinde yer almakta ve tamamlayıcı korumanın yargı yoluyla ileri sürülebilen tam bir öznel hak olduğu anlayışını güçlendirmektedir. Karar, entegrasyon değerlendirmesinin maddi ve bireyselleştirilmiş olması gerektiğini; idarenin kalıplaşmış ya da salt şekli değerlendirmelerle yetinemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Kararın tam metni, inceleme ve ayrıntılı değerlendirme için Calameo platformunda aşağıdaki bağlantı üzerinden erişime açıktır:
https://www.calameo.com/books/0080797751165099142b8
Avv. Fabio Loscerbo
Nessun commento:
Posta un commento