12 Haziran 2026’dan itibaren Avrupa Birliği’nin yeni iltica sistemi İtalya’da doğrudan uygulanıyor. Türk vatandaşları bakımından en önemli değişikliklerden biri, Türkiye’nin AB üyeliğine aday ülke statüsü nedeniyle “güvenli menşe ülkesi” rejimine tabi tutulması ve bu nedenle iltica başvurularının kural olarak hızlandırılmış prosedürde incelenebilmesidir. Ancak bu nitelendirme otomatik ret anlamına gelmez: başvurucunun kendi kişisel durumu bakımından Türkiye’nin güvenli olmadığını somut biçimde ortaya koyma hakkı devam eder.
12 Haziran 2026’dan sonra ne değişti?
AB Göç ve İltica Paktı’nın temel düzenlemelerinden olan 2024/1348 sayılı İltica Usulleri Tüzüğü 12 Haziran 2026 tarihinde uygulanmaya başladı. Aynı sistem içinde kabul edilen 2026/464 sayılı Tüzük ise Birlik düzeyinde güvenli menşe ülkeleri rejimini yeniden düzenledi. Düzenleme, AB üyeliğine aday ülkeleri belirli şartlar altında güvenli menşe ülkesi kabul ediyor.
Bu çerçevede Türkiye’den yapılan uluslararası koruma başvuruları da yeni sistemin kapsamına giriyor. İtalya bakımından düzenleme yalnızca teorik bir Avrupa hukuku kuralı değildir. 12 Haziran 2026 tarihli 100 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile İtalyan mevzuatı yeni Avrupa iltica sistemine uyarlanmış, söz konusu kararname daha sonra 7 Ağustos 2026 tarihli 145 sayılı Kanunla kanuna dönüştürülmüştür.
“Güvenli menşe ülkesi” ne anlama geliyor?
Bu kavram, bir ülkenin her kişi ve her durum bakımından kesinlikle güvenli olduğu anlamına gelmez. Hukuki sonuç, başvurunun incelenmesinde başlangıç noktası olarak genel bir güvenlilik varsayımının kullanılabilmesidir. Buna karşılık uluslararası koruma başvurusu her zaman kişinin kendi geçmişi, maruz kaldığı olaylar, kimliği, siyasi veya toplumsal faaliyetleri ve geri dönüş halinde karşılaşabileceği riskler dikkate alınarak bireysel olarak değerlendirilmelidir.
Başvurucu, kendi somut koşullarında güvenli menşe ülkesi varsayımının uygulanmaması gerektiğini gösterebilir. Avrupa düzenlemesi özellikle insan hakları savunucuları, gazeteciler, dini veya diğer azınlıklara mensup kişiler, LGBTIQ bireyler, cinsiyete dayalı şiddet mağdurları ve özel risk profiline sahip kişiler bakımından kişisel durumun ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini açık biçimde dikkate alıyor.
En önemli sonuç: hızlandırılmış inceleme
2024/1348 sayılı Tüzüğün 42. maddesi uyarınca, başvurucunun güvenli menşe ülkesi kabul edilen bir ülkeden gelmesi hızlandırılmış inceleme prosedürünün uygulanma sebeplerinden biridir. Bu prosedürde dosyanın esasının incelenmesi genel usule göre daha kısa sürede yürütülür ve kararın, kural olarak, başvurunun resmen yapılmasından itibaren en geç üç ay içinde verilmesi öngörülür.
Hızlandırılmış prosedür, başvurunun önceden reddedilmiş sayılması anlamına gelmez. Mülakat hakkı, kişisel beyanların değerlendirilmesi, tercüman kullanılması, hukuki yardım ve etkili yargısal başvuru gibi temel güvenceler devam eder. Bununla birlikte sürelerin daha kısa olması, başvurucunun delillerini dosyaya erken ve düzenli biçimde sunmasını çok daha önemli hale getirir.
Türk vatandaşları hangi noktaya özellikle dikkat etmeli?
Yeni sistemde yalnızca Türkiye’deki genel siyasi veya sosyal durumdan söz etmek çoğu dosyada yeterli olmayacaktır. Başvurunun merkezinde, kişinin neden genel nüfustan farklı veya daha yüksek bir risk altında bulunduğu açık biçimde gösterilmelidir. Siyasi faaliyetler, geçmiş gözaltılar veya soruşturmalar, mahkeme kararları, tehditler, sosyal medya faaliyetleri, gazetecilik veya insan hakları çalışmaları, aile veya toplumsal çevreden kaynaklanan şiddet, dini veya kimlik temelli baskılar gibi unsurlar varsa bunların mümkün olduğunca somut belgelerle desteklenmesi gerekir.
Delil mutlaka yalnızca resmi belge demek değildir. Sağlık ve psikolojik raporlar, mesajlar, elektronik yazışmalar, fotoğraflar, tanık beyanları, basın haberleri, dernek veya siyasi parti kayıtları, sosyal medya içerikleri ve kişinin geçmişiyle tutarlı diğer unsurlar da önem taşıyabilir. Asıl mesele, belgelerin tek tek dosyaya eklenmesinden çok, bunların kişinin anlattığı riskle bağlantısının anlaşılır biçimde kurulmasıdır.
Devlet koruması neden önemlidir?
Uluslararası koruma değerlendirmesinde yalnızca kişinin bir tehdit veya şiddetle karşı karşıya kalması değil, kendi ülkesindeki makamların bu riske karşı etkili koruma sağlayıp sağlayamadığı veya sağlamak isteyip istemediği de önemlidir. Bu nedenle daha önce polis, savcılık, mahkeme veya diğer kamu makamlarına başvuru yapılmışsa sonucu açıklanmalıdır. Hiç başvuru yapılmamışsa bunun nedeni de dosyada açıkça ortaya konulmalıdır; örneğin başvurunun tehlikeyi artıracağına, makamların bizzat riskin kaynağı olduğuna veya gerçek anlamda etkili bir korumanın bulunmadığına ilişkin somut gerekçeler önem taşıyabilir.
12 Haziran 2026’dan önce yapılan başvurular
Yeni Avrupa usul kuralları, esas olarak 12 Haziran 2026’dan itibaren yapılan uluslararası koruma başvurularına uygulanır. Bu tarihten önce yapılmış başvurular bakımından önceki Avrupa ve ulusal düzenlemeler geçerliliğini sürdürür. Dolayısıyla aynı ülke vatandaşları için bile başvurunun yapıldığı tarih, uygulanacak usul kurallarını belirleyen temel unsurlardan biridir.
Ret kararı gelirse süreler hemen kontrol edilmeli
Hızlandırılmış prosedürlerde yargısal başvuru aşaması da daha sıkı sürelerle karşılaşabilir. Bu nedenle olumsuz karar tebliğ edildiğinde yalnızca kararın gerekçesine değil, itiraz veya dava süresine, başvurunun sınır dışı işlemini otomatik olarak durdurup durdurmadığına ve gerekiyorsa ayrıca geçici hukuki koruma talep edilip edilmemesi gerektiğine derhal bakılmalıdır. Sürelerin kaçırılması, dosyanın esasından bağımsız olarak ciddi sonuçlar doğurabilir.
Sonuç
Türkiye’nin AB düzeyinde güvenli menşe ülkesi rejimine dahil edilmesi, Türk vatandaşlarının İtalya’da iltica başvurusu yapamayacağı anlamına gelmez. Değişen şey, başvurunun incelenme biçimidir: prosedür daha hızlıdır ve kişinin kendi durumunda neden korunmaya ihtiyaç duyduğunu baştan itibaren somut, tutarlı ve mümkün olduğunca belgeli biçimde açıklaması daha da önem kazanmıştır.
Yeni sistemde en büyük hata, “Türkiye güvenli ülke sayılıyor, artık iltica mümkün değil” sonucuna varmaktır. Hukuken doğru yaklaşım bunun tersidir: genel güvenlilik varsayımı vardır, fakat bu varsayım bireysel olayın özellikleriyle aşılabilir. Başvurunun başarısı da tam olarak bu bireysel riskin ne kadar açık ve inandırıcı biçimde ortaya konulduğuna bağlıdır.
Avv. Fabio Loscerbo – Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Iscritto nel Registro per la Trasparenza UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428
Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.
Nessun commento:
Posta un commento