İtalya’da bir yabancının çalışma geçmişi, İtalyanca öğrenme çabası ve sosyal ilişkileri, tamamlayıcı koruma değerlendirmesinde birbirinden kopuk şekilde ele alınamaz. Yargıtay’ın 2026 tarihli son kararları, özel ve aile hayatına ilişkin incelemenin somut ve bütüncül yapılması gerektiğini açık biçimde vurgulamaktadır.
İtalya’da uluslararası koruma veya tamamlayıcı koruma talebinde bulunan kişiler bakımından en sık karşılaşılan sorunlardan biri, kişinin İtalya’da kurduğu hayatın idari makamlar veya mahkemeler tarafından nasıl değerlendirileceğidir. Özellikle çalışma sözleşmesinin kısa süreli olması, İtalyanca seviyesinin henüz temel düzeyde bulunması ya da kişinin bağımsız bir konuta veya İtalya’da yakın aile bireylerine sahip olmaması, tek başına olumsuz sonuca götürmemelidir.
Yargıtay: değerlendirme parçalı değil, bütüncül yapılmalı
İtalya Yargıtayı’nın Birinci Hukuk Dairesi, 4 Haziran 2026 tarihinde yayımlanan 17852/2026 sayılı kararında, tamamlayıcı koruma bakımından entegrasyon unsurlarının tek tek küçümsenmesini hukuken hatalı buldu. Somut olayda başvurucunun belirli süreli iş sözleşmeleri ve yalnızca temel düzeyde İtalyanca bilgisi vardı; ayrıca İtalya’da aile bağları ve bağımsız konutu bulunmuyordu.
Mahkeme, bu unsurları ayrı ayrı ele alarak çalışma ilişkilerinin kısa süreli olmasını ve dil seviyesinin düşük bulunmasını başvurucu aleyhine değerlendirmişti. Yargıtay ise özel hayatın yalnızca aile ilişkilerinden ibaret olmadığını, işyerinde ve yaşanılan çevrede kurulan sosyal ilişkilerin de kişinin özel hayatının bir parçası olduğunu belirtti. Bu nedenle iş, dil, eğitim, sosyal çevre ve İtalya’da geçirilen sürenin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Kısa süreli iş sözleşmesi değersiz değildir
Bu yaklaşım özellikle düzenli biçimde çalışan, ancak henüz belirsiz süreli bir sözleşmeye sahip olmayan yabancılar açısından önemlidir. Belirli süreli sözleşme, birkaç aylık çalışma veya tarım, lojistik, bakım ya da hizmet sektörlerindeki dönemsel istihdam, otomatik olarak “zayıf entegrasyon” anlamına gelmez.
Yargıtay, işyerinin çoğu zaman kişinin sosyal ve ekonomik ilişkiler kurduğu ilk alan olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle UNILAV bildirimleri, iş sözleşmeleri, maaş bordroları, INPS kayıtları, işveren beyanları ve çalışma hayatının sürekliliğini gösteren diğer belgeler yalnızca gelir kanıtı değil, aynı zamanda kişinin İtalya’daki sosyal hayatının göstergeleri olarak da değerlendirilebilir.
Dil seviyesi de tek başına belirleyici değildir
Aynı ilke İtalyanca bilgisi için de geçerlidir. Bir kişinin henüz ileri düzeyde İtalyanca konuşamaması, entegrasyon çabasının bulunmadığı anlamına gelmez. Dil kurslarına katılım, alfabetizasyon programları, mesleki eğitim, sertifikalar, okul veya gönüllülük faaliyetleri, kişinin mevcut sürede gösterdiği somut çabayı ortaya koyabilir.
Yargıtay ayrıca entegrasyonun, kişinin İtalya’da fiilen geçirdiği süreyle orantılı değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Uzun yıllar İtalya’da bulunmak tek başına koruma hakkı doğurmadığı gibi, nispeten kısa bir süre de entegrasyonun varlığını peşinen dışlamaz.
Başvuru sürecinde kurulan hayat da dikkate alınabilir
2026 tarihli içtihatların bir diğer önemli yönü, kişinin İtalya’daki sosyal ve çalışma bağlarının uluslararası koruma başvurusunun incelendiği dönemde kurulmuş olmasının, bu bağları otomatik olarak hukuken değersiz hale getirmemesidir. Yargıtay’ın 1011/2026 sayılı kararı, 2023 reformundan sonra dahi Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden kaynaklanan özel ve aile hayatına saygı yükümlülüğünün devam ettiğini açıkça belirtmiştir.
Bu nedenle, kişinin hukuki statüsünün geçici olması veya koruma prosedürünün devam etmesi sırasında çalışmaya başlaması, sosyal çevre edinmesi ya da dil öğrenmesi, bu unsurların değerlendirme dışında bırakılması için tek başına yeterli değildir.
Ancak çalışma tek başına oturum izni garantisi değildir
Bu kararlar, İtalya’da çalışan herkesin otomatik olarak tamamlayıcı koruma veya oturum izni alacağı anlamına gelmez. Değerlendirme kişisel ve somut olmak zorundadır. Çalışma, dil, aile bağları, sosyal ilişkiler, eğitim, ikamet süresi, kişinin geldiği ülkeyle devam eden bağları, geri dönüş halinde karşılaşabileceği koşullar ve kamu düzenine ilişkin unsurlar birlikte incelenir.
Dolayısıyla pratik açıdan en önemli nokta, kişinin İtalya’daki hayatını yalnızca tek bir belgeyle değil, zaman içinde oluşan bütün ilişkileri gösteren düzenli ve tutarlı bir dosyayla ortaya koymasıdır. İş belgeleri, maaş bordroları, kira sözleşmesi veya barınma belgeleri, dil kursları, eğitim sertifikaları, gönüllülük faaliyetleri, sosyal ilişkiler ve varsa aile bağları birlikte sunulduğunda, kişinin özel hayatının gerçek boyutu daha doğru biçimde değerlendirilebilir.
2026 tarihli Yargıtay içtihadının verdiği temel mesaj açıktır: tamamlayıcı koruma alanında entegrasyon, tek bir unsurla ölçülen mekanik bir kavram değildir. Asıl değerlendirilmesi gereken, yabancının İtalya’da zaman içinde kurduğu hayatın bütünü ve bu hayatın kişinin özel ve aile yaşamı bakımından ulaştığı gerçek yoğunluktur.
Avv. Fabio Loscerbo
Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Registro per la Trasparenza UE n. 280782895721-36 – Migrazione e Asilo
ORCID 0009-0004-7030-0428
Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.
Nessun commento:
Posta un commento