İtalya’da uluslararası koruma başvurusunda kişisel mülakat, dosyanın en kritik aşamalarından biridir. 12 Haziran 2026’dan itibaren uygulanmaya başlayan yeni Avrupa iltica usul kuralları ve İtalya’daki güncel uygulama, başvuru sahibinin kendisini gerçekten anlayabildiği bir dilde ifade edebilmesini temel bir usul güvencesi olarak kabul etmektedir. Bu nedenle tercümanla yaşanan ciddi bir iletişim sorunu, özellikle de mülakatın içeriğini veya başvuru sahibinin güvenilirliğini etkiliyorsa, basit bir ayrıntı olarak görülemez.
Mülakat neden bu kadar önemlidir?
İtalya’da uluslararası koruma talebini esas bakımından değerlendiren makam, yetkili Commissione Territoriale’dir. Kişisel mülakatta başvuru sahibinden ülkesini neden terk ettiği, geri dönmesi hâlinde hangi risklerle karşılaşacağı, geçmişte yaşadığı olaylar, ailevi ve kişisel durumu, varsa kırılganlık unsurları ve sunduğu belgeler hakkında ayrıntılı açıklama yapması beklenir.
Bu görüşme yalnızca bir formalite değildir. Başvuru sahibinin anlatımının tutarlılığı, ayrıntı düzeyi, ülke bilgileriyle uyumu ve dosyadaki diğer unsurlarla bağlantısı daha sonra mülteci statüsü, ikincil koruma veya diğer koruma biçimleri bakımından belirleyici olabilir. Bu nedenle mülakat sırasında söylenenlerin doğru anlaşılması ve doğru aktarılması, hukuki savunmanın temel parçalarından biridir.
Başvuru sahibinin tercüman hakkı
İtalya’daki güncel kurallar uyarınca başvuru sahibine, başvurunun sunulması ve incelenmesiyle bağlantılı aşamalarda gerektiğinde tercüman desteği sağlanmalıdır. Bu hak yalnızca Commissione Territoriale önündeki mülakatla sınırlı değildir; Questura’da C3 formunun düzenlenmesi sırasında da önem taşır.
12 Haziran 2026’dan itibaren uygulanmaya başlayan Avrupa Birliği iltica usul rejimi de aynı ilkeyi açık biçimde güçlendirmektedir. Mülakatta, başvuru sahibi ile görüşmeyi yapan görevli arasında uygun iletişimi sağlayabilecek bir tercüman bulunmalıdır. İletişim, kural olarak başvuru sahibinin tercih ettiği dilde yürütülür; ancak kişinin açık ve yeterli biçimde iletişim kurabildiği başka bir dil de kullanılabilir.
Buradaki ölçüt yalnızca tercümanın teknik olarak aynı dili bildiğini söylemesi değildir. Başvuru sahibinin gerçekten anlayabilmesi ve kendisini ayrıntılı, serbest ve tereddütsüz biçimde ifade edebilmesi gerekir. Lehçe, ağız, bölgesel kullanım veya hassas konularda kullanılan özel ifadeler, görünürde aynı dil konuşulsa bile ciddi anlaşmazlıklara yol açabilir.
2026 tarihli Corte di Cassazione kararının önemi
İtalyan Yargıtayı niteliğindeki Corte di Cassazione, 2026 yılında verdiği bir kararda bu meseleye özellikle dikkat çekmiştir. İncelenen olayda başvuru sahibi, Commissione Territoriale önündeki görüşmede tercümanla anlaşma sorunu yaşadığını belirtmiş ve bu nedenle anlatımını tamamlayamamıştı. Alt derece mahkemesi bu davranışı başvuru sahibinin işbirliği yapmaması ve anlatımının güvenilir olmaması yönünde değerlendirmişti.
Corte di Cassazione ise güvenilirlik değerlendirmesinin yalnızca mülakattaki tek bir davranışa indirgenemeyeceğini belirtti. Başvuru sahibinin tercümanla neden iletişim kuramadığı, kullanılan dilin gerçekten anlaşılır olup olmadığı, anlatılmak istenen konunun niteliği ve dosyanın diğer unsurları birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle kişinin çok özel, travmatik veya mahrem bir konuyu anlatması gerekiyorsa, iletişim koşulları daha da önem kazanır.
Bu yaklaşımın pratik sonucu açıktır: tercüman problemi yaşayan bir başvuru sahibinin anlatımındaki eksiklik veya kesinti, tek başına “inandırıcı değil” sonucuna götürmemelidir. Yetkili makam ve daha sonra mahkeme, anlatımın iç ve dış tutarlılığını hukuki ölçütlere göre incelemeli ve gerektiğinde güncel ülke bilgileriyle karşılaştırmalıdır.
Mülakat sırasında tercümanla sorun yaşanırsa ne yapılmalı?
Başvuru sahibi tercümanı anlamadığını, tercümanın bazı ifadeleri yanlış çevirdiğini veya kullanılan dilin kendi konuştuğu Türkçe ya da başka bir dil varyantıyla ciddi şekilde uyuşmadığını fark ederse bunu mümkün olduğunca hemen belirtmelidir. Sorun görüşmenin sonunda değil, ortaya çıktığı anda dile getirilmelidir.
Aynı şekilde, mümkünse bu itirazın mülakat tutanağına geçirilmesi istenmelidir. Başvuru sahibi hangi kelimeyi veya soruyu anlamadığını, hangi ifadenin yanlış aktarıldığını ve neden doğru iletişim kurulamadığını somut biçimde açıklamalıdır. Genel ve soyut bir “tercümanı anlamadım” ifadesi yerine belirli örnekler verilmesi, ileride yapılabilecek hukuki değerlendirme açısından çok daha etkili olur.
Yeni Avrupa kuralları, talep edildiğinde ve mümkün olduğu ölçüde görüşmeyi yapan görevlinin veya tercümanın başvuru sahibinin tercih ettiği cinsiyetten olabilmesine de imkân tanımaktadır. Bu husus özellikle cinsel şiddet, aile içi şiddet, zorla evlendirme, cinsel yönelim veya başka mahrem konuların anlatıldığı dosyalarda önem taşıyabilir.
Tercüman başvuru sahibinin temsilcisi değildir
Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır. Tercümanın görevi hukuki yardım sunmak veya başvuru sahibinin anlatımını düzeltmek değildir. Tercüman, söylenenleri ekleme ve çıkarma yapmadan, tarafsız ve gizliliğe uygun biçimde aktarmalıdır. Hukuki strateji, belgelerin değerlendirilmesi ve olası bir ret kararına karşı izlenecek yol ise avukatın görev alanına girer.
Bu nedenle ciddi bir tercüme problemi yaşanan dosyalarda mülakat tutanağının, C3 formunun, tebligatların ve varsa önceki beyanların birlikte incelenmesi önemlidir. Ret kararında başvuru sahibinin güvenilir olmadığı sonucuna tercüman sorunundan kaynaklanan çelişkiler veya eksiklikler üzerinden varılmışsa, bu husus yargısal itirazın önemli gerekçelerinden biri olabilir.
Pratik sonuç
İtalya’da iltica prosedüründe doğru tercüme, idarenin başvuru sahibine sağladığı yardımcı bir hizmetten ibaret değildir; etkili dinlenilme hakkının ve adil usulün bir parçasıdır. Başvuru sahibinin kendisini gerçekten ifade edemediği bir mülakat, daha sonra verilecek kararın hukuki sağlamlığını da etkileyebilir.
Bu nedenle Türkçe konuşan başvuru sahipleri açısından temel kural şudur: tercümanla anlaşılmayan bir nokta varsa sessiz kalmamak, sorunu hemen bildirmek, mümkünse tutanağa geçirtmek ve olumsuz karar verilmesi hâlinde dosyayı gecikmeden hukuki açıdan inceletmek gerekir. 2026’daki yeni Avrupa düzenlemeleri ve Corte di Cassazione içtihadı, iletişimin gerçek ve etkili olmasının başvurunun adil değerlendirilmesindeki merkezi rolünü açık biçimde teyit etmektedir.
Avv. Fabio Loscerbo – Avvocato Cassazionista
Iscritto nel Registro dei rappresentanti di interessi della Camera dei deputati in materia di Immigrazione
Lobbista Registro per la Trasparenza UE n. 280782895721-36 in materia di Migrazione e Asilo
ORCID: 0009-0004-7030-0428
Articolo redatto con l’ausilio di strumenti di AI, sotto la direzione, revisione e responsabilità editoriale dell’autore.
Nessun commento:
Posta un commento